Haber Detayı
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Son Kez Toplandı.
Türkiye İşçi Patisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, komisyon raporuna hayır oyu vereceklerini belirterek, "Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Komisyon’un demokratik bir zeminde çalışmasını engelleyen Cumhur İttifakı’na ve TBMM Başkanı’na aittir. Bizler biliyoruz ki Kürt sorununun çözümü; inkarda, güvenlikçi politikada ve hukuksuzlukta değil barışta, demokraside ve eşit yurttaşlıkta ısrardadır. Bu ülkenin tüm yurttaşlarının eşit, özgür ve adil bir ülkede yaşayacağı gerçek bir demokratik düzen kurulana dek bu ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz" dedi.
(TBMM) - Türkiye İşçi Patisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, komisyonun ortak raporuna hayır oyu vereceklerini belirterek, "Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Komisyon'un demokratik bir zeminde çalışmasını engelleyen Cumhur İttifakı'na ve TBMM Başkanı'na aittir.
Bizler biliyoruz ki Kürt sorununun çözümü; inkarda, güvenlikçi politikada ve hukuksuzlukta değil barışta, demokraside ve eşit yurttaşlıkta ısrardadır.
Bu ülkenin tüm yurttaşlarının eşit, özgür ve adil bir ülkede yaşayacağı gerçek bir demokratik düzen kurulana dek bu ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz" dedi.TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21'inci ve son kez toplandı.
Kurtulmuş'un taslak metni parti temsilcileriyle paylaşmasının ardından yapılan görüşmeler ve değerlendirmeler sonrasında, komisyonun gündeminde ortak rapor yer aldı.TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, komisyonda yaptığı konuşmada, rapora ilişkin eleştirilerde bulunarak, "Raporda söylenmeyeni hakikatin en yalın haliyle biz dile getirelim: Türkiye'de Kürt Meselesi vardır" dedi.Kürt meselesinin inkar edilerek, bastırılarak ve kriminalize edilerek çözümsüz bırakıldığını dile getiren Şık, bugün çözüm iddiasıyla ortaya çıkan metnin de aynı siyasi aklın ürünü olduğunu ifade ederek, "Yıllardır söylediğimiz gibi böylesi tarihsel bir meselenin çözümü; birbirinden kopuk, göstermelik adımlarla değil, bütünlüklü, tutarlı ve samimi bir siyasi iradeyle mümkündü.
Bugün burada oylamaya açılacak bu raporla birlikte gördük ki bir kez daha böyle bir irade ortaya konulmamış" ifadelerini kullandı.Komisyonun çalışma biçimini de eleştiren Şık, raporun "katılımcılığı tasfiye ederek demokratik mekanizmaları işletmeyen sorunlu kurgusundan" ve "siyaseti dar bir koridora hapseden tutumundan" bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.Raporun grubu olmayan partilere son anda sunulmasını "dayatmacılık içeren bir 'oldu bitti' operasyonu" olarak nitelendiren Şık, "Komisyon'un kuruluşunda adının 'barış, demokrasi ve eşit yurttaşlık' olması yönündeki talebimiz, bir kelime tartışması değil, yön tayiniydi.
Bu ısrarımız Komisyon'a duyduğumuz inanç ve siyasi iktidara duyduğumuz bir güvenin değil; kalıcı barışın bu ülkenin en yakıcı ihtiyacı olduğuna dair sorumluluk bilincimizin sonucuydu.
Ancak iktidar, daha baştan barış kavramından dahi ürkerek, süreci 'Terörsüz Türkiye' başlığına hapsederek meseleyi yine güvenlikçi bir tahkimatın malzemesi haline getirdi" diye konuştu. "Rapor, Kürt meselesine dair tespit ve yapısal çözüm içermeden, kanuni düzenleme gerektirmeyen temennilerle sona ermektedir" Raporun dil ve üslubunun sorunlu olduğunu belirten Şık, "'Kürt Meselesi' demeyen, sorunun adını koymaya dahi cesaret edemeyen bir metnin çözüm üretmesi zaten mümkün olmaz" dedi.
Meselenin tarihsel ve siyasal kökleri yerine "terör" kavramına indirgenmesini tepki gösteren Şık, sözlerini şöyle sürdürdü:"Metnin satır aralarına serpiştirilen 'sadece güvenlik meselesi değildir' cümleleri ise içi boş bir demagojiden ibaret.
Rapor, güçlü ve bağlayıcı çözüm önerileri sunmak yerine yuvarlak ifadelerle temel talepleri savuşturan, siyasi iktidarı övgüyle selamlayan bir metne dönüşmüştür.
Kürt meselesine dair tek bir somut tespit ve yapısal çözüm içermeden, kanuni düzenleme gerektirmeyen temennilerle sona ermektedir.
Bu metin, bir çözüm programı değil; siyasi sorumluluktan kaçış belgesidir.
Somut demokratik adımları yok sayan, önerileri budayan, meseleyi yeniden güvenlik ve terör eksenine sıkıştıran, bunları gizlemek için de dilek ve temenniler içeren bölümler ekleyen bir yaklaşım çözüm değil, statükonun tahkimidir." "Meclis iradesini taşıdığını söyleyen komisyonun bunları bir 'öneri metni' haline getirmesi başlı başına bir siyasal iflastır" Raporun 'Demokratikleşme' başlığı altında yer alan 'dilek ve temennilerin' bazıları siyasal iktidarın demokratik normları referans almasıyla, yargının siyasal iktidarın kuklası değil hukuk normlarının uygulayıcısı olarak mevcut anayasa ve kanunlara dahi uyma iradesi göstermesiyle derhal çözülebilecek nitelikteyken, Meclis iradesini taşıdığını söyleyen bir komisyonun bunları bir 'öneri metni' haline getirmesi başlı başına bir siyasal iflastır.
Büyük bir utanç vesikasıdır.
TBMM, bir kez daha anayasa ve kanunların varlığını inkar ederek, anayasa ve kanunlara aykırı davrananlar hakkında adım atması gerekirken anayasa ve kanunların uygulanması konusunda tavsiye kararı önerisinde bulunmaktadır.
Kendi yasama fonksiyonunu hiçe sayan bu tutumun bir TBMM işlemi haline getirilmesi asla kabul edilemez. "Can Atalay'ın milletvekilliğini düşürenler bugün hukukun uygulanmasını tavsiye eden bir metne imza atmaya kalkıyor" Anayasa'da bağlayıcı olduğu açıkça yazılı olan Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen tek bir somut adım atılmamıştır.
Adaletsizliğin, hukuksuzluğun üzerini sayılarla örtmekten vazgeçin.
İhtiyaç olanın sayılar değil, adalettir.
Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve Can Atalay hakkında verilen kararların gereğini yerine getirmek için yeni düzenlemelere, dilek ve temennilere değil, hukuka uymaya ihtiyaç var.Hatay halkının oylarıyla seçilen Can Atalay'ın milletvekilliğine ilişkin düşürme işlemi AYM tarafından 'yok hükmünde' sayılmasına rağmen hukuksuz işlem ortadan kaldırılmamıştır.
AYM kararına rağmen Can Atalay'ın milletvekilliğini düşürenler bugün hukukun uygulanmasını tavsiye eden bir metne imza atmaya kalkıyor.
Bu, kendi varlık nedenini inkar eden bir yasama pratiğidir.
Anayasa'yı uygulamayanların, anayasanın uygulanmasına dair tavsiye kararı üretmesi hukukla alay etmektir.
Eğer hukuka dönmekte ve önerdiğiniz demokratikleşme adımlarında samimiyseniz Hatay milletvekilimiz Can Atalay'la ilgili AYM kararını uygulayın. "Komisyon raporuna hayır oyu vereceğimizi açıkça ilan ediyoruz" Böylesi tarihsel bir meselede dahi hukuku askıya alan bir yaklaşım, sorunun çözümüne değil, derinleşmesine hizmet eder.
Meseleyi terör ve güvenlik eksenine indirgeyen, barış demekten imtina eden bir anlayışın barışı inşa etmesi zaten beklenemezdi.
Tüm bu nedenlerle Komisyon raporuna hayır oyu vereceğimizi açıkça ilan ediyoruz.
Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Komisyon'un demokratik bir zeminde çalışmasını engelleyen Cumhur İttifakı'na ve TBMM Başkanı'na aittir.
Bizler biliyoruz ki Kürt sorununun çözümü; inkarda, güvenlikçi politikada ve hukuksuzlukta değil barışta, demokraside ve eşit yurttaşlıkta ısrardadır.
Bu ülkenin tüm yurttaşlarının eşit, özgür ve adil bir ülkede yaşayacağı gerçek bir demokratik düzen kurulana dek bu ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz."