Haber Detayı

Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
18/02/2026 04:00 (1 saat önce)

Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Bu gelişmeler, ülkemizin uzun demokrasi serüveni içinde tekrar tekrar karşımıza çıkan temel bir soruyu yeniden anımsatmaktadır: Sandıkta tecelli eden irade kime aittir?

Türkiye’nin anayasal tarihi bize açık bir ders verir: Demokrasi yalnızca seçimden ibaret değildir. 27 Mayıs’ın 1961 Anayasası, kuvvetler ayrılığına ve temel haklara yaptığı güçlü vurgu ile siyasal iktidarı sınırlama iradesini ortaya koymuş; yurttaşı devlet karşısında güçlendirmeyi hedeflemiştir. 12 Eylül ise bunun tersine, siyasal alanı daraltmış; örgütlü toplumu zayıflatmış, yurttaşı edilgenleştiren bir düzen kurmuştur.

Bu iki tarihsel moment arasındaki gerilim, bugün hâlâ siyasal yaşamımızın arka planında yaşamaktadır.

SİYASAL AİDİYET VE SEÇİLMİŞLİK BAĞI Bir belediye başkanı yalnızca kendi adına seçilmez.

Aldığı oy; bir partiye, bir programa, bir değerler bütününe ve bir toplumsal yönelim iradesine verilir.

Seçmen, yalnızca bir kişiyi değil; o kişinin temsil ettiği anlayışı görevlendirir.

Bu nedenle siyasal aidiyet ile seçilmişlik arasındaki bağ, salt hukuki değil; aynı zamanda etik ve toplumsal bir sorumluluktur.

Tam da burada devreye girer: Tarih denen büyük yargıç.

Demokrasi, sandık günü hatırlanıp ertesi gün unutulan bir prosedür değildir.

Demokrasi, halk iradesinin kurumsallaşmasıdır.

Hukukun üstünlüğüyle, bağımsız yargıyla, özgür basınla ve örgütlü toplumla yaşar.

Bu unsurlar zayıflatıldığında, sandığın anlamı da aşınır.

Bugünün Türkiye’sinde tartışma tam da burada düğümlenmektedir.

Uzun süredir demokrasinin özü aşındırılmakta; kavramların içi boşaltılmaktadır.

Seçilmişlerin yetkileri tartışmaya açılmakta, halkın oyuyla oluşan irade çeşitli araçlarla baskı altına alınmaktadır.

Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler, muhalif siyasetçilere dönük yargı süreçleri, teknik gerekçelere dayandırılan idari tasarruflar...

Bunların hiçbiri yalnızca hukuki başlıklar değildir, siyasal zemini dönüştürme girişimleridir.

DEMOKRASİ SAVUNUSU Demokrasi çoğu zaman açık bir müdahaleyle değil; prosedürlerin içinden geçirilerek zayıflatılır.

Fakat tarih denen büyük yargıç, bu inceltilmiş müdahaleleri de kayda geçirir.

Tarih, güçlü görünenlerin sicil defteridir.

Bugün manşetlerin alkışlarıyla yıldızlaşanlar yarının dipnotuna dönüşebilir.

Buna karşılık her türlü baskıya rağmen ilkelerini koruyanlar, rüzgârın yönüne göre saf değiştirmeyenler ana metni oluşturur.

Çünkü tarih yalnızca kazananların kaydı değildir; aynı zamanda zamanın vicdanıdır.

Bir siyasetçi, bir gazeteci, bir akademisyen ya da sıradan bir yurttaş...

Hepimiz bugünün konforu ile yarının vicdanı arasında bir tercih yaparız.

İktidarın rüzgârı sert estiğinde hukukun, eşitliğin ve örgütlü toplumun yanında durmak kolay değildir; bedeli vardır.

Fakat tarih kısa vadeli kazançlara değil, ilkesel duruşlara not verir.

Son dönemde yaşadıklarımız bunu yeniden göstermektedir.

Yargı süreçleri, idari soruşturmalar, medya kampanyaları...

Amaç yalnızca bir kişiyi ya da kurumu yıpratmak değildir, kamusal görevin ruhunu aşındırmak ve halkın seçme iradesine gölge düşürmektir.

Buna karşı durmak yalnızca bir hukuk savunması değil; bir demokrasi savunusudur.

GÜÇLÜDEN DEĞİL, HAKLIDAN YANA Demokrasi anayasa metinleriyle başlar ama orada bitmez.

Onu yaşatan; işçinin, emekçinin, aydının ve örgütlü toplumun bilinçli mücadelesidir.

Haklar lütufla değil, mücadeleyle kazanılır.

Emekçiler bu ülkenin omurgasıdır.

Sendikalar zayıflatıldığında, toplusözleşme düzeni budandığında, örgütlü toplum etkisizleştirildiğinde demokrasi içi boş bir kabuğa dönüşür.

Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir; dayanışmadır, eşitliktir, kolektif bilinçtir.

Bugün bize düşen umutsuzluk değil; örgütlü mücadeleyi büyütmektir.

Eleştiriyi cesurca yapmak, haksızlığa karşı ses olmak, dayanışmayı güçlendirmek...

Tarih bazen ağır ilerler, adalet gecikebilir.

Ama unutulmasın: Tarih denen büyük yargıç susmaz.

Gürültünün içinden hakikati ayıklar; gücün gösterişini değil direncin ahlakını kayda geçirir.

Bugünün kudret sahipleri kendilerini kalıcı sanabilir.

Oysa kalıcı olan ne makamdır ne manşet; kalıcı olan halkın iradesine sadakattir.

Ve gün gelir, bugünün tozu dumanı dağılır.

Geriye tek bir soru kalır: Kim halkın yanında, haklının yanında durdu?

Cevap kürsülerde değil; halkın hafızasında yazılı olacaktır.

Çünkü tarih denen büyük yargıç, güçlüden yana olanları değil; haklıdan yana olanları, direnenleri yazacaktır.

HALİL SARIGÖZ TARİHÇİ

İlgili Sitenin Haberleri

BRICS Yazarlar cumhuriyet.com.tr
1 saat önce

BRICS