Haber Detayı
Yeşil hidrojenle yeni ihracat çağı
Türkiye, 2053’e uzanan 70 GW’lık hidrojen hedefiyle Avrupa’nın 2030’da öngördüğü 10 milyon tonluk ithalat ihtiyacında pay almayı hedefliyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, maliyet avantajı, güçlü yenilenebilir kapasite artışı ve AB ile uyumlu sertifikasyon altyapısının hızla kurulmasına bağlı.
Başak Nur GÖKÇAMbasaknur.gokcam@dunya.comTürkiye enerji dönüşümünde yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi tarafından yayımlanan ‘Türkiye’de Yenilenebilir Hidrojenin Etkinleştirilmesi’ raporu, yalnızca bir teknoloji dönüşümünü değil, aynı zamanda potansiyel bir ihracat stratejisini işaret ediyor.
Raporun ortaya koyduğu sayısal çerçeve, Türkiye’nin yenilenebilir hidrojen alanında Avrupa için kritik bir tedarikçi olabileceğini gösteriyor.
Ancak bu fırsat, doğru politika seti ve zamanlamayla hayata geçirilebilir.2053 vizyonu: 70 GW ve enerjide %15 pay Türkiye’nin resmi yol haritasına göre 2035’te 5 GW, 2053’te ise 70 GW elektrolizör kapasitesi hedefleniyor.
Bu ölçek, hidrojen ve türevlerinin 2053’te toplam enerji talebinin yüzde 15’ini karşılayabileceği anlamına geliyor.
Modellemelere göre 2053 yılında toplam yenilenebilir hidrojen talebi 109,7 TWh düzeyine çıkacak.
Bunun 82,6 TWh’ı sanayi, 63,4 TWh’ı ulaştırma, 32 TWh’ı elektrik üretimi kaynaklı olacak.Bu tablo, hidrojenin yalnızca enerji üretiminde değil; demir-çelik, kimya, gübre ve rafineri gibi ihracatın omurgasını oluşturan sektörlerde belirleyici rol oynayacağını gösteriyor.
Avrupa’da karbon düzenlemelerinin sertleştiği bir dönemde, düşük karbonlu üretim altyapısına geçiş Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik hale geliyor.Avrupa’nın 10 milyon tonluk açığı Asıl dikkat çekici veri ise Avrupa cephesinde.
Avrupa Birliği, 2030’a kadar 20,6 milyon ton yenilenebilir hidrojen kullanımını hedefliyor.
Bunun 10 milyon tonunun ithalat yoluyla karşılanması planlanıyor.
Yani Avrupa, dev bir dış tedarik ihtiyacıyla karşı karşıya.
Türkiye’nin coğrafi yakınlığı, mevcut enerji iletim altyapısı ve yüksek güneş-rüzgâr potansiyeli, bu açığın karşılanmasında stratejik avantaj sağlıyor.
Nakliye maliyetleri, denizaşırı rakiplere kıyasla daha düşük.
Ayrıca mevcut doğal gaz hatlarında yüzde 20’ye kadar hidrojen karışımı teknik olarak mümkün görülüyor.
Bu da altyapı dönüşüm maliyetini azaltabilecek bir unsur.Maliyet denkleminde kırılma noktası Rapor, İzmir bazlı hesaplamalarda yenilenebilir hidrojen maliyetinin kilogram başına 8–16 Euro bandında seyrettiğini ortaya koyuyor.
Doğal gaz fiyatlarının yükseldiği dönemlerde Türkiye’de üretilen yeşil hidrojenin Avrupa’daki mavi hidrojene karşı rekabetçi hale gelebileceği belirtiliyor.Burada belirleyici olan üç unsur var: Yenilenebilir elektrik maliyeti, elektrolizör yatırım giderleri ve kapasite kullanım oranı.
Türkiye’nin özellikle güneş ve rüzgârda artan kurulu gücü maliyetleri aşağı çekme potansiyeli taşıyor. 2025 itibarıyla yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payı yüzde 61,4’e ulaşmış durumda. 2035’e kadar 120 GW güneş ve rüzgâr kapasitesi hedefi, hidrojen üretimi için kritik altyapı zemini oluşturuyor.Küresel belirsizlik bölgesel fırsat Ancak küresel tablo temkinli olmayı gerektiriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre 2030’a kadar planlanan düşük emisyonlu hidrojen projeleri 49 milyon tondan 37 milyon tona geriledi.
Yüzde 24’lük bu düşüş, yatırım iştahında ve finansman koşullarında zayıflamaya işaret ediyor.
Bu durum iki farklı okuma barındırıyor: Bir yandan riskler artıyor, diğer yandan erken ve doğru konumlanan ülkeler için pazar payı fırsatı doğuyor.
Türkiye’nin avantajı, üretim potansiyeli ile tüketim pazarı arasında köprü konumunda olması.Öncelik iç talep Raporu değerlendiren SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, “Türkiye, coğrafi konumu ve yüksek yenilenebilir enerji potansiyeli sayesinde yenilenebilir hidrojen ticaretinde önemli bir oyuncu olma potansiyeline sahip.
Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için tüm plan ve stratejilerin 2053 net sıfır emisyon hedefiyle uyumlu kurgulanması gerek.
Öncelikle iç talebin ve öncelikli sektörlerin net şekilde belirlenmesi büyük önem taşıyor.
İç piyasadaki çerçeve oluşturulduktan sonra ihracat ve uluslararası işbirlikleri daha sağlam bir zemine oturtulabilir.
Avrupa ve Orta Doğu ile geliştirilecek işbirlikleri hem ekonomik hem teknolojik fırsatlar sunarken, Türkiye’nin hidrojen ekosisteminin gelişimini hızlandırabilir.
Avrupa’nın güçlü talebi ve Türkiye’nin yakınlığı düşük nakliye maliyetleriyle ihracat avantajı sağlayabilir” dedi.2053 projeksiyonu ne anlatıyor?2053’e yönelik 70 GW elektrolizör kapasitesi ve 109,7 TWh’lık hidrojen talebi, Türkiye’nin enerji sisteminde köklü dönüşüme işaret ediyor.
Talebin büyük bölümünün sanayi ve ulaştırmadan gelmesi, hidrojenin elektrik üretiminden ziyade karbon yoğun sektörlerde konumlanacağını gösteriyor.
Bu, özellikle AB’nin sınırda karbon düzenlemeleri düşünüldüğünde Türkiye’nin ihracatçı sanayisi için 'karbon sigortası' anlamına geliyor.
Ancak dönüşüm başarısı, yenilenebilir kapasitenin aynı hızda artmasına bağlı.Avrupa pazarı gerçekçi bir fırsat mı?Avrupa’nın 10 milyon tonluk ithalat hedefi önemli bir fırsat sunuyor.
Ancak küresel proje kapasitesindeki gerileme, hidrojen ekonomisinin henüz kırılgan olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin avantajı coğrafya ve kaynak; dezavantajı ise finansman maliyetleri ve düzenleyici belirsizlikler.
Sertifikasyon, karbon fiyatlaması ve uzun vadeli alım anlaşmaları netleşmeden büyük ölçekli ihracat zor görünüyor.
Yine de doğru adımlar atılırsa, hidrojen Türkiye’nin enerji diplomasisinde yeni bir kaldıraç olabilir.