Haber Detayı

Yeşil hidrojenle yeni ihracat çağı
Sürdürülebilir dünya dunya.com
18/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Yeşil hidrojenle yeni ihracat çağı

Türkiye, 2053’e uzanan 70 GW’lık hidrojen hedefiyle Avrupa’nın 2030’da öngördüğü 10 milyon tonluk ithalat ihtiyacında pay almayı hedefliyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, maliyet avantajı, güçlü yenilenebilir kapasite artışı ve AB ile uyumlu sertifikasyon altyapısının hızla kurulmasına bağlı.

Başak Nur GÖKÇAMbasaknur.gokcam@dunya.comTürkiye enerji dönüşü­münde yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi tarafından yayımla­nan ‘Türkiye’de Yenilenebilir Hidrojenin Etkinleştirilmesi’ raporu, yalnızca bir teknolo­ji dönüşümünü değil, aynı za­manda potansiyel bir ihracat stratejisini işaret ediyor.

Ra­porun ortaya koyduğu sayısal çerçeve, Türkiye’nin yenile­nebilir hidrojen alanında Av­rupa için kritik bir tedarikçi olabileceğini gösteriyor.

An­cak bu fırsat, doğru politika seti ve zamanlamayla hayata geçirilebilir.2053 vizyonu: 70 GW ve enerjide %15 pay Türkiye’nin resmi yol ha­ritasına göre 2035’te 5 GW, 2053’te ise 70 GW elektroli­zör kapasitesi hedefleniyor.

Bu ölçek, hidrojen ve türevle­rinin 2053’te toplam enerji ta­lebinin yüzde 15’ini karşılaya­bileceği anlamına geliyor.

Mo­dellemelere göre 2053 yılında toplam yenilenebilir hidrojen talebi 109,7 TWh düzeyine çı­kacak.

Bunun 82,6 TWh’ı sa­nayi, 63,4 TWh’ı ulaştırma, 32 TWh’ı elektrik üretimi kay­naklı olacak.Bu tablo, hidrojenin yalnız­ca enerji üretiminde değil; demir-çelik, kimya, gübre ve rafineri gibi ihracatın omur­gasını oluşturan sektörlerde belirleyici rol oynayacağını gösteriyor.

Avrupa’da karbon düzenlemelerinin sertleştiği bir dönemde, düşük karbonlu üretim altyapısına geçiş Tür­kiye’nin rekabet gücü açısın­dan kritik hale geliyor.Avrupa’nın 10 milyon tonluk açığı Asıl dikkat çekici veri ise Avrupa cephesinde.

Avrupa Birliği, 2030’a kadar 20,6 mil­yon ton yenilenebilir hidrojen kullanımını hedefliyor.

Bu­nun 10 milyon tonunun itha­lat yoluyla karşılanması plan­lanıyor.

Yani Avrupa, dev bir dış tedarik ihtiyacıyla kar­şı karşıya.

Türkiye’nin coğ­rafi yakınlığı, mevcut ener­ji iletim altyapısı ve yüksek güneş-rüzgâr potansiyeli, bu açığın karşılanmasında stra­tejik avantaj sağlıyor.

Nakliye maliyetleri, denizaşırı rakip­lere kıyasla daha düşük.

Ayrı­ca mevcut doğal gaz hatların­da yüzde 20’ye kadar hidrojen karışımı teknik olarak müm­kün görülüyor.

Bu da altyapı dönüşüm maliyetini azaltabi­lecek bir unsur.Maliyet denkleminde kırılma noktası Rapor, İzmir bazlı hesapla­malarda yenilenebilir hidro­jen maliyetinin kilogram ba­şına 8–16 Euro bandında sey­rettiğini ortaya koyuyor.

Doğal gaz fiyatlarının yükseldiği dö­nemlerde Türkiye’de üretilen yeşil hidrojenin Avrupa’daki mavi hidrojene karşı rekabet­çi hale gelebileceği belirtiliyor.Burada belirleyici olan üç unsur var: Yenilenebilir elekt­rik maliyeti, elektrolizör yatı­rım giderleri ve kapasite kul­lanım oranı.

Türkiye’nin özel­likle güneş ve rüzgârda artan kurulu gücü maliyetleri aşa­ğı çekme potansiyeli taşıyor. 2025 itibarıyla yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payı yüzde 61,4’e ulaşmış du­rumda. 2035’e kadar 120 GW güneş ve rüzgâr kapasitesi he­defi, hidrojen üretimi için kri­tik altyapı zemini oluşturuyor.Küresel belirsizlik bölgesel fırsat Ancak küresel tablo temkin­li olmayı gerektiriyor.

Ulusla­rarası Enerji Ajansı verilerine göre 2030’a kadar planlanan düşük emisyonlu hidrojen pro­jeleri 49 milyon tondan 37 mil­yon tona geriledi.

Yüzde 24’lük bu düşüş, yatırım iştahında ve finansman koşullarında zayıf­lamaya işaret ediyor.

Bu durum iki farklı okuma barındırıyor: Bir yandan riskler artıyor, di­ğer yandan erken ve doğru ko­numlanan ülkeler için pazar payı fırsatı doğuyor.

Türki­ye’nin avantajı, üretim potan­siyeli ile tüketim pazarı arasın­da köprü konumunda olması.Öncelik iç talep Raporu değerlendiren SHU­RA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, “Türki­ye, coğrafi konumu ve yüksek yenilenebilir enerji potansiye­li sayesinde yenilenebilir hid­rojen ticaretinde önemli bir oyuncu olma potansiyeline sa­hip.

Ancak bu potansiyelin ha­yata geçirilebilmesi için tüm plan ve stratejilerin 2053 net sıfır emisyon hedefiyle uyum­lu kurgulanması gerek.

Önce­likle iç talebin ve öncelikli sek­törlerin net şekilde belirlen­mesi büyük önem taşıyor.

İç piyasadaki çerçeve oluşturul­duktan sonra ihracat ve ulusla­rarası işbirlikleri daha sağlam bir zemine oturtulabilir.

Avru­pa ve Orta Doğu ile geliştirile­cek işbirlikleri hem ekonomik hem teknolojik fırsatlar su­narken, Türkiye’nin hidrojen ekosisteminin gelişimini hız­landırabilir.

Avrupa’nın güçlü talebi ve Türkiye’nin yakınlı­ğı düşük nakliye maliyetleriy­le ihracat avantajı sağlayabi­lir” dedi.2053 projeksiyonu ne anlatıyor?2053’e yönelik 70 GW elektrolizör kapasitesi ve 109,7 TWh’lık hidrojen talebi, Türkiye’nin enerji sisteminde köklü dönüşüme işaret ediyor.

Talebin büyük bölümünün sanayi ve ulaştırmadan gelmesi, hidrojenin elektrik üretiminden ziyade karbon yoğun sektörlerde konumlanacağını gösteriyor.

Bu, özellikle AB’nin sınırda karbon düzenlemeleri düşünüldüğünde Türkiye’nin ihracatçı sanayisi için 'karbon sigortası' anlamına geliyor.

Ancak dönüşüm başarısı, yenilenebilir kapasitenin aynı hızda artmasına bağlı.Avrupa pazarı gerçekçi bir fırsat mı?Avrupa’nın 10 milyon tonluk ithalat hedefi önemli bir fırsat sunuyor.

Ancak küresel proje kapasitesindeki gerileme, hidrojen ekonomisinin henüz kırılgan olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin avantajı coğrafya ve kaynak; dezavantajı ise finansman maliyetleri ve düzenleyici belirsizlikler.

Sertifikasyon, karbon fiyatlaması ve uzun vadeli alım anlaşmaları netleşmeden büyük ölçekli ihracat zor görünüyor.

Yine de doğru adımlar atılırsa, hidrojen Türkiye’nin enerji diplomasisinde yeni bir kaldıraç olabilir.

İlgili Sitenin Haberleri