Haber Detayı
Kürsüde Hakan Fidan'a sert tepki... Tuncer Bakırhan'dan çağrı: 'Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmalı'
Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın açıklamalarına tepki göstererek, Uyarıyoruz: Irak ne Libya’ya ne Suriye’ye benzer. Yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz? Eğer böyleyse bu yaklaşım barış sürecine karşı yapılan en büyük yanlış olur dedi. Bakırhan bir çağrı da yaparak, Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye'nin temel sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmalıdır ifadelerini kullandı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan , partisinin TBMM'deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
RAMAZAN AYINI KUTLADI Bakırhan, İki gün sonra Ramazan ayının ilk günü.
Mübarek Ramazan ayının fakire, fukaraya, ezilene bereket getirmesini diliyorum.
Ramazan ayının bir yıldır süren Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni büyütmesini ve barışa vesile olmasını umut ediyoruz.
Şimdiden bütün halklarımızın Ramazan ayını kutluyorum ifadeleriyle sözlerine başladı.
Konuşmasının devamında ekonomi eleştirisi yapan Bakırhan, Toplumun en büyük sorunlarından biri ekonomidir.
Türkiye’de emekli, emekçi, genç, kadın; hemen herkes büyük bir ekonomik enkazın altında yaşam mücadelesi veriyor.
Bakın, Yaşıyor demiyoruz; yaşam mücadelesi veriyor diyoruz.
Nedir yaşamak?
Yaşamak, insanların başlarını yastığa kaygısız koyduğu ve gelirinin giderlerine yettiği bir düzendir.
Milyonların istediği şey bugün nefes almak, yarına da güvenle bakmaktır dedi.
BİRİLERİ ŞATAFATLI BİR HAYAT YAŞIYOR Bakırhan, devamında şunları kaydetti: Toplumun yüzde 80'i kaygısız başını yastığa koymuyor.
Gelir, giderlere yetmiyor.
Kötü tabloyu yaratanlar umarım çözüm yolu bulmaya çalışırlar.
Birileri şatafatlı bir hayat yaşıyor.
Bu şatafatı yolsuzluk yapanlar yaşıyor.
Bakın, ocak ayında faiz ödemeleri, 2025’in aynı ayına göre yüzde 180 artarak 456,4 milyar TL ile aylık bazda rekor kırdı.
Enflasyonu yüzde 30’larda gösterirlerken faize ödenen para yüzde 180.
EKONOMİK KRİZE KARŞI 4 MADDE Emekçilerin, emeklilerin hali hiç iyi değil.
Dünyada da yaşanıyor, biz de biliyoruz.
Ama hiçbir zaman böyle bir ekonomik kriz görmedik. 2018'den beri iktidarın bir türlü çözemediği ekonomik kriz yaşıyoruz.
Ama beyefendiler itiraf etmiyorlar.
Geliri adil dağıtırsan, vergide adaletli bir alım yaparsak, halkı önceleyen kararlar alırsak, faiz lobilerine verdiğimiz parayı emekliye, emekçiye dağıtırsak emin olun aşarız.
HAKAN FİDAN'A SERT TEPKİ: SÜRECİN GELECEĞİNE YAPILMIŞ EN BÜYÜK YANLIŞ OLUR Geçen hafta Dışişleri Bakanı’nın bir TV programında Irak’a dair 'Suriye’den sonra sıra Irak’ta' sözleri büyük bir krize neden oldu.
Bu beyanat nedeniyle Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi hem Irak Dışişleri Bakanlığına hem de Haşdi Şabi Başkanlık Ofisine çağrıldı; 'diplomatik normlara uyulması' ikazı yapıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Irak Başbakanı Sudani’yi aramak zorunda kaldı.
İran’da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaşıldığı bir dönemde Sayın Bakanın bu sözlerinin arka planına bakmak gerekiyor.
Orta Doğu’nun yeni düğümü Irak’ta atılmak isteniyor. 'Yeni düzen' tartışmalarında egemenlik vurgusu öne çıkarılıyor.
Bu egemenlik, Şii–Sünni bloklaşmaları üzerinden kuruluyor.
Ancak uyarıyoruz: Irak ne Libya’ya ne Suriye’ye benzer.
Irak’taki hareketlenme, Suriye’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler.
Peki, böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalı?
Türkiye, etnik ve inançsal fay hatlarını tetikleyen senaryolardan uzak durmalı.
Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal’e, Maxmur’a, Erbil’e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir.
Sayın Fidan’a açıkça soruyoruz: Şengal’de, Maxmur’da ve Federe Kürdistan Bölgesi’nde yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz?
Eğer böyleyse bu yaklaşım hem barış sürecine hem de 86 milyonun geleceğine karşı yapılan en büyük yanlış olur.
Aksine yapılması gereken, Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır.
Birlikte büyümektir.
Bu konuda somut bir teklifimiz var: Emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı Demokratik Orta Doğu Birliği’ni öneriyoruz. 15 Şubat, bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti tarafından çözümlenmeyi bekleyen büyük bir komplodur.
Bugüne kadar kaybedilen tam 27 yıl var.
Sadece Kürtler değil, Türkler de kaybetti.
Sonuç olarak Türkiye kaybetti.
Oysa 27 yıldır İmralı Adası’nda bir çözüm iradesi var.
Bu irade, 15 Şubat komplosunu 27 Şubat çağrısıyla boşa çıkarmıştır.
Bu komplocu akıl, Rojava’ya saldırılarla devam ettirilmek istendi.
Sayın Öcalan, bu sürece müdahale ederek Arap-Kürt savaşının önüne geçti ve 2. uluslararası komployu da boşa çıkardı.
Şimdi biz de soruyoruz: 22 Ekim’de kendisine barış çağrısı yapıldı mı?
Yapıldı. 27 Şubat çağrısıyla 52 yıllık çatışmalı ortamı tek seferde bitirdi mi?
Bitirdi.
Milyonlarca insan 'siyasi irademdir' diyor mu?
Diyor.
Fikirleri sadece Kürtler tarafından değil; fikirleri yakından takip ediliyor mu?
Ediliyor.
Bu bir yılda Sayın Öcalan, süreci şiddet ve ayrışma zemininden demokratik siyaset ve toplumsal zemine geçirmiştir.
Bu müzakere yeteneği ve gücü inkâr edilemez.
SAYIN CUMHURBAŞKANININ EV SAHİPLİĞİNDE LİDERLER ZİRVESİ TOPLANMALI Daha açık soralım, Sayın Öcalan daima çözüm mercisi iken neden bilinçli bir biçimde sanki sorunun kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor?
Tarihin tanıklığı, onun çözüm adresi olduğunu gösteriyor.
O zaman herkes tutarlı davranmalı, gereken ciddiyeti göstermeli ve rolünü oynaması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Bu netlik hem sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için vazgeçilmezdir.
Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü ve çalışma koşulları fiilî değil, resmî ve yasal bir düzenlemeyle belirlenmeli, güvence altına alınmalıdır.
Çünkü fiilî düzenlemeler geçicidir, değişkendir ve her an geri alınabilir.
Adı konulmamış, resmî zemini olmayan hiçbir düzenleme kalıcı barış için yeterli temel oluşturamaz.
Artık ayrımızı gayrımızı bir tarafa bırakalım, Türkiye'nin iyiliği için siyasi parti liderleri olarak bir araya gelelim.
Buradan çağrımızı tekrarlıyoruz.
Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye'nin temel sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı'nın ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmalıdır.