Haber Detayı

Çok kutuplu dünyada yeni güç denklemi
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
17/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Çok kutuplu dünyada yeni güç denklemi

Türkiye krizlerin parçası mı olacak? Denge kurucusu mu?... PKK/YPG’den FETÖ deneyimine: Güçlü Türkiye için toplumsal bütünleşmenin yeniden inşası... Pax Turkica/Pax Türk/Pax Türkiye... Toplumsal bütünleşmeden bölgesel istikrara: Anti-hegemonik denge ve ortak gelecek mimarisi...

Türkiye son yıllarda terör, bölgesel çatışmalar, kurumsal güven krizleri ve ekonomik dalgalanmaların aynı anda baskı oluşturduğu tarihsel bir eşikten geçiyor.

Sınırlarımızın hemen ötesindeki istikrarsızlık, kurumlara yönelik güven aşınmaları ve ekonomik kırılganlıklar artık yalnız güvenlik değil, toplumsal bütünleşme ve ortak gelecek meselesi haline gelmiş durumda.

Bugün asıl soru şudur: Türkiye krizlerin sürüklediği bir ülke mi olacak, yoksa krizleri yöneten ve yön veren bir denge kurucusuna mı dönüşecektir?

Türkiye, krizlerin yayıldığı değil; krizlerin durdurulduğu merkez haline gelebilecek bir potansiyele sahiptir.

Bu sorunun cevabı, ülkenin önümüzdeki on yıllardaki yönünü belirleyecektir.

Bu dönüşümün kavramsal çerçevesi Pax Turkica/Pax Türk/Pax Türkiye olarak ifade edilmektedir.

Bu yaklaşım ne imparatorluk nostaljisi ne hegemonya iddiası ne de pasif tarafsızlıktır; kimsenin kaybetmediği, herkesin kazanabileceği bir denge ve ortak refah anlayışıdır.

SÜRECİN BAŞLANGICI: BÜTÜNLEŞME ÇAĞRILARI Son dönemde farklı siyasi ve düşünsel çevrelerden yükselen milli birlik ve bütünleşme çağrıları, Türkiye’nin içten güçlenmeden dışarıda denge kuramayacağını yeniden hatırlattı.

Devlet Bahçeli’nin 8 Şubat 2026’da yaptığı “milli birlik, kardeşlik ve bütünleşme” çağrısı bu sürecin dönüm noktası olarak okunabilir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir vurguladığı “birlikte Türkiye” söylemi de aynı stratejik ihtiyacı işaret eder.

Doğu Perinçek ise “Türkiye’nin bütünleşmesi” başlığı altında, iç yaraların sarılması ve dış dengelerin kurulmasını savunur.

Farklı hatlardan gelen bu çağrılar, ortak bir gerçeğin altını çizer: İçeride bütünleşme, dışarıda denge.

Çünkü dışarıda denge üreten bir ülke olmak, içeride güven üreten bir devlet düzeni kurmadan mümkün değildir.

PAX TURKİCA’NIN FİKRİ VE TARİHSEL ZEMİNİ Tarihçiler Osmanlı dönemindeki uzun istikrar dönemini zaman zaman “Pax Ottomana” kavramıyla açıklar.

Bu çerçevede; ticaret yollarının güvenliği, hukuki öngörülebilirlik ve farklı toplulukların birlikte yaşayabilmesi üzerinden bir “düzen” okuması yapılır. ♦ İlber Ortaylı, Osmanlı Barışı (2004) kitabında “Pax Ottomana”yı sistematik biçimde ele alır; Osmanlı düzeninin, Roma Barışı’na benzer şekilde üç kıtada ticaret güvenliği ve çoğulculuk sağladığını vurgular. ♦ Engin Eroğlu (2017) kavramı daha eski dönemlere taşır; İskitler, Göktürkler ve Hazarlar döneminde bozkırda sağlanan istikrarı “Pax Turcica” olarak adlandırır. ♦ Nejat Göyünç, Fernand Braudel, Donald Quataert, Halil İnalcık gibi isimler de Osmanlı’nın kapsayıcı idaresi ve öngörülebilir düzen fikrini farklı açılardan vurgular.

Modern dönemde kullanılan Pax Türkiye kavramı ise tarihsel bir “hakimiyet” iddiasını değil; anti-hegemonik, davet edici, denge üretici bir yaklaşımı ifade eder.

Temel ilkeler şunlardır: ♦ Egemenliğe ve uluslararası hukuka saygı ♦ Anti-hegemonik yaklaşım (üstünlük iddiası yok) ♦ Diplomasi ve arabuluculuk kapasitesi ♦ Karşılıklı ekonomik fayda ♦ Savunma amaçlı caydırıcılık ♦ İçeride kapsayıcı vatandaşlık ve kurumsal güven TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME: DIŞ ETKİNİN TEMELİ Modern dünyada güç yalnız askeri kapasite değildir.

Devlet ile toplum arasındaki güven zayıfladığında reformlar işlemez, güvenlik politikaları kalıcı olmaz ve dış politika hedefleri içeride dirençle karşılaşır.

Kutuplaşmanın derinleşmesi devlet kapasitesini aşındırır.

Amaç farklılıkları ortadan kaldırmak değil; onları çatışma nedeni olmaktan çıkarmaktır.

Ekonomik güvenlik de bu sürecin temelidir.

İşsizlik, gelir eşitsizliği ve gelecek belirsizliği arttıkça toplumsal gerilim büyür.

Güvenlik aynı zamanda ekonomik dayanıklılık ve fırsat eşitliği meselesidir.

Devlet tüm yurttaşların devleti olarak algılandığında toplumsal bütünleşme güçlenir.

Ve unutulmamalıdır ki: Toplumsal bütünleşme, yurttaşın geleceğe güvenle bakabilmesinin temel şartıdır.

KURUMSAL GÜVENLİK VE DEVLETİN İÇTEN KIRILGANLIĞI Yakın dönemde yaşanan kurumsal krizler, devlet yapılarının kapalı ağlar üzerinden istismar edilmesinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.

Sorun yalnızca belirli yapılar değil; kurumların kırılganlaşmasına yol açan yapısal zafiyetlerdir.

Bu başlıkta kritik denge şudur: Örgütlü yapılara karşı kararlı mücadele yürütülürken, milli-manevi duygularla, iyi niyetle ve samimi çabalarla bu yapılara katılmış; ancak örgütsel üst kadrolar tarafından acımasızca kullanılan geniş kitlelerin mağduriyeti istismar edilmemeli, yeni toplumsal kırılmaların hammaddesine dönüştürülmemelidir.

Üst kadroların yurtdışında, yabancı destekle bu acıları “rant ve hegemonya” aracına çevirmesi de ayrıca bir risk alanıdır.

Devlet-millet bağını onaran, adil ve evrensel hukuk ilkelerine uygun bir yaklaşım; bütünleşmenin insani zeminidir.

Çözüm şu başlıklarda toplanır: ♦ Liyakat esaslı kamu yönetimi ♦ Şeffaf ve denetlenebilir kurumlar ♦ Güçlü sosyal devlet kapasitesi ♦ Kurumsal sadakatin anayasal zemine dayanması ♦ Güvenlik ile hukuk devleti dengesinin korunması PKK/YPG VE BÖLGESEL GÜVENLİĞİN ÇOK KATMANLI YAPISI Türkiye’nin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunları yalnız askeri değildir.

Irak ve Suriye’deki devlet zayıflığı, ekonomik kırılganlık ve uluslararası rekabet bu sorunları derinleştirmiştir.

Askeri yöntemler tehdidi sınırlayabilir; ancak kalıcı çözüm için kalkınma, temsil ve toplumsal bütünleşme gerekir.

Komşu ülkelerle güvenlik işbirliği olmadan sürdürülebilir istikrar üretilemez.

Türkiye’nin güney sınırlarındaki terör tehdidinin kalıcı olarak ortadan kalkması, Pax Türkiye yaklaşımının vazgeçilmez önkoşuludur.

YPG/SDG üzerinden Suriye içinde ayrı bir terör devleti kurulması girişimi hem Suriye’nin milli bütünlüğüne hem de Türkiye’nin ulusal güvenliğine doğrudan tehdittir.

Bu bağlamda, 8 Şubat 2026 tarihli çağrılar ve devamında oluşan tartışma zemini, bir “silahın devreden çıkması / siyasetin ve toplumun devreye girmesi” hattını gündeme taşımıştır.

Bu hatta atfedilen mesaj şu şekilde özetlenmiştir: “Silahlı mücadeleyi bıraktık, demokratik toplum istiyoruz, müzakere kapısı açık olsun.” Pax Türkiye yaklaşımının net durduğu yer şudur: Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde, Kürt yurttaşları da kapsayan; terör örgütlerinin tasfiye edildiği, devlet otoritesinin yeniden tesis edildiği, bölge halklarının güven ve refahını yükselten istikrarlı bir düzen.

Amaç, sınırların hemen ötesinde yeni çatışma alanları değil; devlet otoritesinin yeniden tesis edildiği istikrarlı bir çevre oluşturmaktır.

SAVUNMACI CAYDIRICILIK VE ARABULUCULUK KAPASİTESİ Güç, savaşı büyütmek için değil; savaşı önlemek içindir.

Amaç “saldırgan olmak” değil; saldırıya teşebbüsü irrasyonel kılacak bir caydırıcılık üretmektir.

Aynı zamanda Türkiye’nin jeopolitiği, “herkesle konuşabilme” avantajını değerli kılar.

Diplomatik arabuluculuk, güven artırıcı mekanizmalar ve kriz yönetimi kapasitesi; çok kutuplu dünyada sert güç kadar belirleyicidir.

GÜVENLİĞİN YENİ COĞRAFYASI: ENERJİ VE TİCARET AKIŞLARI Günümüzde güvenlik yalnız sınırların değil, enerji ve ticaret akışlarının korunması anlamına gelir.

Enerji portföyünde: ♦ Boru gazı hacim sağlar ♦ LNG esneklik yaratır ♦ Depolama kriz sigortasıdır ♦ Yerli üretim risk azaltır Ekonomik karşılıklı bağımlılık ise “hegemonik baskı” üretmeden, paylaşılabilir refahı büyütmenin aracıdır.

Enerji, lojistik ve ticaret koridorlarında: Açık erişim, şeffaf tarife ve güvenilir tahkim esastır.

Türkiye; Avrupa, Orta Koridor, Karadeniz, Akdeniz, Afrika ve Körfez bağlantılarıyla ticaret ağlarının kesişiminde yer alarak bağlantısallık kapasitesini artırmaktadır.

Bağlantısallık politikası yalnız altyapı değil; diplomasi, hukuk ve ekonomik güven ortamının birlikte kurulmasıdır.

YAKIN DÖNEM RİSK SENARYOLARI Önümüzdeki dönemde riskler tek tek değil, birlikte ortaya çıkabilir.

Bölgesel çatışmalar, enerji fiyat şokları ve göç hareketleri aynı anda ekonomik ve toplumsal baskı yaratabilir.

Bu nedenle kriz yönetimi kapasitesi askeri güç kadar önemlidir.

AVRUPA GÜVENLİĞİ VE DENGE DİLİ Amaç Avrupa’yı bağımlı kılmak değil; güvenliğe öngörülebilir katkı sunmaktır.

Ticaret, enerji dönüşümü, tedarik zincirleri ve teknoloji alanlarında çıkar temelli işbirliği alanları geliştirilebilir.

Çok kutuplu dünyada kazananlar en sert söylemi kuranlar değil; en öngörülebilir devlet kapasitesini üretenler olacaktır.

ÇEVRECİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE BM REFORMU UFKU İklim krizi ve su kıtlığı gibi başlıklar, jeopolitik riskleri büyüten yeni güvenlik katmanlarıdır.

Sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu, kaynak yönetimini güçlendiren, yeşil dönüşümü hızlandıran politikalar; istikrarın kalıcı zeminidir.

Türkiye, Orta Koridor’u yeşil enerji ve lojistik entegrasyonuyla güçlendirirken; küresel yönetişimde de daha adil temsiliyeti savunmalıdır.

Birleşmiş Milletler sisteminde; daha adil temsiliyet, veto mekanizmalarının sınırlandırılması ve yeni tehdit alanlarına odaklı komiteler gibi reform başlıkları, bu yaklaşımın uluslararası boyutunu oluşturur.

HUKUK TEMELLİ GÜVENLİK YAKLAŞIMI Güvenlik zayıflarsa otorite aşınır; hukuk zayıflarsa meşruiyet erir.

Güvenlik politikaları açık hukuki çerçeveye dayanmalı ve kamu gücü denetlenebilir olmalıdır.

Hukuk devleti, devleti zayıflatan değil, dayanıklı kılan zemindir.

SONUÇ: GÜVEN ÜRETEN DENGE VE DAVET Türkiye’nin çok kutuplu dünyadaki gerçek gücü, yalnız askeri kapasitesinden değil; kurumlarına duyulan güvenden ve yurttaşlarının ortak gelecek duygusundan doğacaktır.

Toplumsal bütünleşmesini güçlendiren, kurumlarını şeffaflaştıran ve dış politikada anti-hegemonik denge dili kuran Türkiye, krizlerin parçası değil; krizlerin durdurulduğu merkez haline gelebilir.

Pax Turkica üstünlük düzeni değil; çatışmayı gereksiz, işbirliğini rasyonel kılan bir denge yaklaşımıdır.

Bu yaklaşım; hiçbir ülkenin egemenliğine talip olmadan, herkesin güvenlik, haysiyet ve refah ihtiyacına saygı duyar; hukuka bağlı, şeffaf ve hesap verebilir bir bölgesel düzen önerir.

Hedef başkalarına hegemonya, tasallut veya tahakküm kurmak değildir; çatışmayı yönetilebilir, müzakereyi mümkün, geleceği ortak kılan bir düzene katkıdır.

Bu, bir davettir: Birlikte daha adil, daha güvenli, daha yaşanabilir bir dünya kurmaya.

KAPANIŞ “Güçlü Türkiye; yurttaşlarının geleceğe güvenle baktığı, içeride bütünleşmeyi ve dışarıda dengeyi kurabilen, yurttaşları olmaktan onur duyulan, adil ve mutlu Türkiye’dir.” TARİHSEL MİRAS ♦ İlber Ortaylı: Osmanlı Barışı, Roma Barışı’na benzer şekilde üç kıtada ticaret güvenliği ve çoğulculuk sağladı. ♦ Engin Eroğlu: İskitler, Göktürkler ve Hazarlar döneminde bozkırda “Pax Turcica” istikrarı vardı. ♦ Nejat Göyünç, Fernand Braudel, Donald Quataert, Halil İnalcık: Osmanlı’nın kapsayıcı idare ve öngörülebilir düzeni vurgulandı.

BÖLGESEL RİSK MODÜLLERİ ♦ Kafkasya-İran ♦ Ege/Doğu Akdeniz ♦ Levant/İsrail yayılım riski ♦ Irak-Suriye ♦ Enerji şoku ENERJİ VE TİCARET KORİDORLARI ♦ TANAP, TürkAkım, İran-Türkiye boru hattı ♦ Orta Koridor (Bakü-Tiflis-Kars demiryolu) ♦ Başlıca limanlar: İstanbul, İzmir, Mersin, İskenderun ♦ Havalimanları: İstanbul Havalimanı (hub), Ankara, İzmir, Antalya

İlgili Sitenin Haberleri