Haber Detayı
Ekrem İmamoğlu'nun diploma davası ertelendi
Ekrem İmamoğlu hakkında “resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla açılan davada dördüncü duruşma bugün görüldü. İmamoğlu hakkındaki dava 6 Temmuz 2026 tarihine ertelendi.
CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "resmi belgede sahtecilik" iddiasıyla hakkında açılan diploma davasında 4'üncü kez hakim karşısına çıktı.İstanbul 59.
Asliye Ceza Mahkemesi'nin göreceği duruşma, Silivri'deki Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde gerçekleştirildi.
Ekrem İmamoğlu hakkında “resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla açılan davada dördüncü duruşmada mahkeme davayı 6 Temmuz 2026 tarihine ertelerken, İmamoğlu'nun savunmasındaki ifadeler duruşmaya damgasını vurdu.İmamoğlu ifadesinde "Ne kadar olmaz denilen şey varsa yargı düzeni içerisinde bize bu dönemde yaşatılıyor" derken AK Parti iktidarına yakınlığıyla bilinen yayın organları için de "Sıçan gibi kaçacaklar" ifadesini kullandı.İmamoğlu mahkemede "Bu hafta Ramazan ayına giriyoruz.
Ne yazık ki Ramazan aylarında ülkemizi yoran talihsiz süreçleri geçmişte de yaşadık.
Oysa Ramazan ayı berekettir; insanların birbirini hissetmesidir.
Vicdanı harekete geçirir, insanın aklını başına getirmesine vesile olur. 'Neredeyim' diye sorgulatır; makamı, mevkiyi, varlığı, yokluğu gözden geçirmesine vesile olur ve insanı yaradana sığınmaya yöneltir.
Aslında insanların eşitliğini hissetmesi ve eşitlenmesi adına bir fırsat ayıdır.
Bu fırsat ayının bu şekilde hissedilmesi ve değerlendirilmesi de buradaki temennimdir.
Ne var ki, 2019’da Ramazan ayında seçimi iptal eden zihniyet, 2025 yılında yine Ramazan ayında diplomamı iptal eden zihniyet, bu kez de Ramazan ayına denk getirilen; içi yalanla, iftirayla ve büyük günahlarla doldurulmuş, sahtecilik kavramı altında toparlanmış bir iddianameyle Mart ayında yargılanacağımız bir süreci önümüze koymuştur.
Bu dava Ramazan ayının arefesine denk gelmiştir.
Ramazan ayına girdiğimiz bu günlerde yine absürt ve çirkin bir davayla karşı karşıyayız.
Yargı düzeni içinde olmaz denilen ne varsa bizlere yaşatılmaktadır." ifadelerini kullandı.'BU MESELE NE DİPLOMADIR NE YOLSUZLUK'İmamoğlu, "Yaklaşık 16 aydır iktidarın talimatıyla İstanbul’a konumlandırılmış bir avuç muhterisin yürüttüğü operasyonlar ve oluşan kararlar zinciri, tarihte görülmemiş bir yargı skandalı dönemini ülkemize yaşatmıştır.
Bunun milletimize maddi ve manevi maliyeti ağır olmuştur.
Koltuk hırsıyla yürütülen 19 Mart darbesinin maliyeti 250 milyar doları aşmış; milletimiz fakirleşmiş, işsizlik artmış ve ülke itibarsız bir döneme sürüklenmiştir.
Devlet geleneğimizle, kanunla ve anayasayla ilgisi olmayan; kurumlar ve yargı eliyle yürütülen kumpasların, işkencelerin ve insanları lekeleyen düzenin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.
İşte böyle bir dönemde, çöp niteliğinde bir iddianameyle açılan diploma ve evrakta sahtecilik davasında; iki celseden sonra hakimi değiştirilen, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve doğal hâkim ilkesinin yok sayıldığı bir uygulamayla dördüncü duruşma için buradayım.
Bu iddianameyi yazan savcı ise sözde amacına ulaşmış, yer değişikliğiyle İstanbul’da bir ilçeye başsavcıvekili yapılmıştır.
Bilinmelidir ki bu mesele ne diplomadır ne de yolsuzluk.
Davaların komikliğine ve korkunun doğurduğu yargı sefaletine bakınız; 'Ahmak', 'Çirkin', 'Casusluk', 'Diploma iptali', 'Evrakta sahtecilik', 'Savcıya ve bilirkişiye hakaret', 'Rezalet' dedi.'AĞIR BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUM'İmamoğlu savunmasında, "Benim milletimizle bağım çok samimi ve gerçektir.
Yurttaşlarımın verdiği güçle; alnım açık, başım dik, özgüveni yüksek ve Allah’ın kulundan korkmayan bir şekilde buradayım.
Olan anayasaya oluyor, olan milletimizin geleceğine oluyor.
Adalete olan inancı yerle bir ettiniz.
Toplumun yüzde 80'i aşan bir oranda artık adalete inanmıyor.
Bundan utanılması gerekirken, gerile gerile konuşan bir anlayışla karşı karşıyayız.
Bu kötü zihniyet yalnızca haysiyet cellatlığı yapmıyor, ailelere saldırıyor; diplomayı iptal etmekle kalmıyor, milletimizin en temel hakkı olan demokratik yolla iktidarı değiştirme iradesini de gasbediyor.
Millete gözdağı veriliyor; 'Malına, mülküne, kapına, bütün varlığına istediğimde el koyarım' mesajı veriliyor ve fiilen el konuyor.
Olan yine millete, milletimizin geleceğine oluyor.
Milletin nefesini, neşesini ve umudunu çalan bir düzen yaşatılıyor. 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi' denilen yapı, Türkiye’nin kaderini ve her konusunu tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak söze bağlamıştır.
Devletin kadim kurumları dağıtılmış; yerine bir kişinin şahsi kurumları, talimatları ve yapıları konulmuştur.
Asırlık devlet geleneğimiz ve milletimizin geleceği tek bir kişiye mahkum edilmek istenmektedir.
Seçimlerden ölümüne korkan bu iktidar, beni seçimlerde rakip görmek istemediği için buradayım.
Kaybedeceğini bilen, rekabetten kaçan ve demokrasiyi yok etmeye çalışan bu zihniyet yüzünden ağır bir süreçten geçiyorum. 2024 yerel seçimlerinde açık ara 1'inci parti olan Cumhuriyet Halk Partisi, normal ve demokratik bir atmosferde sürecin yönetilmesi için adım atmamı istemesine rağmen; kazanmak için her yolu, çatışmayı ve her türlü kötülüğü göze alan iktidar zihniyeti 2024 yılı yazından itibaren düğmeye basmıştır.
Yerel seçimden 4 ay sonra İstanbul’a atanacak başsavcı ve başarılı olursa getirileceği makam önceden belirlenmiştir.
Bu nedenle yürütülen operasyonlardaki hukuksuz ve ahlak dışı uygulamaları ilk dillendiren de iktidarın başındaki anlayış olmuştur" dedi.'TÜM ARKADAŞLARIM DA AYNI ŞEKİLDE MASUMDUR'İmamoğlu, "İstanbul’daki yerel makam değiştikten yalnızca 1 ay sonra, Esenyurt üzerinden uydurma iddialar, yalanlar ve iftiralarla süreç başlatılmıştır.
Akademisyen Prof.
Dr.
Ahmet Özer gibi 65 yaşındaki saygın bir belediye başkanını sabahın erken saatlerinde evinden aldırmak, tutuklamak ve 1 yılı aşkın süre cezaevinde tutmak nasıl bir vicdan çöküşüyse; tutuklu yargılanan tüm arkadaşlarımızın maruz kaldığı tablo da tam olarak budur.
Bir yıl boyunca hapiste tuttunuz ve hakkında hiçbirşey bulamadınız.
Herkes masum olduğunu haykırıyor.
Benim cezaevinde bulunan tüm arkadaşlarım da aynı şekilde masumdur.
İnanın 4-5 yaşındaki çocukların televizyonda mikrofon uzatıldığında çat diye ağızlarından dökülen sözleri duyduğumda tüylerim diken diken oluyor. 'Allah’ım bana nasıl bir güç, nasıl bir sevgi verdin' diye şükrediyorum." şeklinde konuştu. (DHA)