Haber Detayı

Dijital Eşik: Çocuklar, Sosyal Medya Saldırganlığı ve Kamusal Sorumluluk
Prof. dr. levent eraslan tv100.com
16/02/2026 00:02 (2 saat önce)

Dijital Eşik: Çocuklar, Sosyal Medya Saldırganlığı ve Kamusal Sorumluluk

11 yaşındaki oğlum, son günlerde ısrarla bir Instagram hesabı açmak istediğini söylüyor.

Her seferinde nedenini sorduğumda aldığı cevap aynı: “Tüm arkadaşlarımın Instagram’da hesabı var.” İlk bakışta masum görünen bu talep, aslında içinde yaşadığımız dijital çağın çocuklar üzerindeki görünmez baskısını ve sosyal medyanın nasıl bir “zorunlu alan” hâline geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu yazıyı kaleme almama neden olan da tam olarak bu gerçekliktir.Dünya dijitalleşme eğilimi, geçtiğimiz yıl yayımlanan We Are Social Digital 2026 raporu ile bir kez daha netleşmiştir.

Bugün dünya genelinde 5,66 milyar sosyal medya kullanıcı kimliği, dünya nüfusunun yaklaşık %68,7’sine karşılık gelmektedir.

Yani insanlığın büyük çoğunluğu sosyal medya platformlarında aktif bir rol üstlenmektedir.

Ortalama bir internet kullanıcısı (ergenlerde farklılık göstermekte) haftada 4,21 gün sosyal medya kullanmakta; sosyal medya ve video platformlarında günde 2,5 saatin üzerinde zaman geçirmektedir.

Ayrıca bireyler ayda ortalama 6,75 farklı sosyal medya platformunu aktif olarak kullanmaktadır.Bu veriler, sosyal medyanın artık yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; küresel ölçekte bir yaşam tarzına, devasa bir ekonomik alana ve davranışları şekillendiren güçlü bir ekosisteme dönüştüğünü göstermektedir.

Reklam gelirleri ve platformların pazar büyüklüğü hızla artarken, kullanıcı etkileşimini sürekli kılmak adına içerikler giderek daha çarpıcı, daha uç ve daha agresif hâle gelmektedir.

Bu süreçte en kırılgan grubu ise çocuklar ve gençler oluşturmaktadır.Bugün ergenlerin günlük ortalama ekran süresinin neredeyse 4 saati aşması, artık bireysel tercihlerle açıklanamayacak bir tabloyu işaret etmektedir.

İçeriği yeterince denetlenmeyen bu dijital alanlarda çocukların; aşırı şiddet, nefret söylemi, cinsel içerik ya da psikolojik açıdan yıkıcı mesajlarla karşılaşmayacaklarına dair hiçbir güvence yoktur.

Dolayısıyla mesele, bir çocuğun sosyal medyada hesap açıp açmamasından çok daha öte bir noktaya taşınmıştır.Sosyal Medya Saldırganlığı: Dijital Şiddetin Yeni BiçimiBu dijital dönüşüm içerisinde 2015 yılında sosyal medya bu kadar yaygınlaşmamışken literatüre kazandırdığım “sosyal medya saldırganlığı” kavramı, yaşanan süreci anlamak açısından önemli bir açıklayıcı çerçeve sunmaktadır.

Sosyal medya saldırganlığı; sosyal medya kanallarını kullanarak bir birey ya da gruba, özel veya tüzel bir kişiliğe karşı çeşitli amaçlar güdülerek gerçekleştirilen, sistematik ya da bireysel zarar verme davranışlarını içermektedir.

Hakaret, tehdit, şantaj, toplu mesaj yoluyla baskı kurma, nefret suçu ve teknik saldırılar bu davranışların başlıca örnekleri arasında yer almaktadır.Sosyal medya ağları üzerinden yapılan sanal iletişim biçimleri (yorum, mesaj, paylaşım, e-posta gibi), bireyin saldırganlık dürtüsünü yeni bir zemine taşımaktadır.

Fiziksel olarak bir saldırganlık davranışının sergilenmesi mümkün olmasa da, günümüzde sosyal ağlar üzerinden psikolojik saldırganlık davranışlarının son derece yoğun ve yıkıcı biçimlerde ortaya çıktığı görülmektedir.

Bu durum, özellikle gelişim çağındaki çocuklar ve gençler açısından ciddi riskler doğurmaktadır.Üstelik bu saldırganlık biçimi yalnızca bireysel öfke patlamalarıyla sınırlı değildir.

Algoritmalar tarafından görünür kılınan, yaygınlaştırılan ve zaman zaman ödüllendirilen bir davranış modeline dönüşmektedir.

Öfke, nefret ve kutuplaşma içeren içeriklerin daha fazla etkileşim alması, sosyal medya saldırganlığının yapısal olarak beslendiğini göstermektedir.Bu alanda uzun yıllardır çalışan ve “Sosyal Medya Sosyolojisi” dersini ülkemizde ilk veren hocalardan biri olarak, dijital saldırganlığın bireysel bir ahlak sorunu değil; yapısal, kültürel ve hukuki boyutları olan çok katmanlı bir sorun olduğunu özellikle vurgulamak gerekir.Yaş Sınırı Var, Denetim YokSosyal medya şirketleri kullanım koşullarında yaş sınırlamalarına yer vermektedir.

Ancak bu sınırlamaların büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı açıktır.

Bugün 9–10 yaşındaki çocuklar dahi herhangi bir gerçek yaş doğrulama mekanizmasına takılmadan bu platformlara erişebilmektedir.Bu durum teknik bir eksiklikten çok, bilinçli bir ekonomik tercihin sonucudur.

Kullanıcı sayısı arttıkça reklam gelirleri yükselmekte, platformların pazar değeri büyümekte ve çocuklar ile gençler uzun vadeli, sürekli bir gelir kaynağı olarak görülmektedir.

Başka bir ifadeyle, yaş sınırlamalarının etkisizliği; çocukların korunmasından ziyade, şirketlerin büyümesini önceleyen bir yaklaşımın ürünüdür.Ebeveyni Yalnız Bırakan Dijital DüzenBu tabloda ebeveynler çoğu zaman yalnız bırakılmaktadır.

Bir yanda bireysel ebeveyn çabası, diğer yanda milyarlarca dolarlık küresel teknoloji şirketleri bulunmaktadır.

Bu güç dengesizliği içinde ebeveynlerin çocuklarını tek başına koruması beklenemez.12 yaşındaki bir çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimini, tamamen algoritmaların yönettiği dijital platformlara teslim etmenin iyi mi kötü mü bir fikir olduğuna karar verme sorumluluğunu yalnızca ebeveynlere yüklemek ne adildir ne de gerçekçidir.

Bu nedenle 15 yaşından önce sosyal medya kullanımı, bireysel özgürlük tartışmalarının ötesinde, kamusal bir koruma alanı olarak ele alınmalıdır.Dijital Okuryazarlık: Kavram Var, İçerik YokBu tartışmaların merkezinde sıkça dile getirilen dijital okuryazarlık kavramı ise, ülkemizde ne yazık ki birçok kavramda olduğu gibi içi boşaltılmış durumdadır.

Dijital okuryazarlık çoğu zaman yalnızca cihaz kullanabilme becerisine indirgenmekte; algoritmaların işleyişi, sosyal medya saldırganlığı, dijital şiddet, veri güvenliği ve psikolojik etkiler gibi hayati konular yeterince ele alınmamaktadır.Ebeveynler neyi sınırlayacağını, öğretmenler neyi ve nasıl anlatacağını, çocuklar ve gençler ise neyin riskli neyin normal olduğunu bilmemektedir.

Bu belirsizlik, dijital alanı denetimsiz ve savunmasız bir zemine dönüştürmektedir.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey kavram tekrarları değil; ciddi, sistematik ve uygulamalı bir eğitim yaklaşımıdır.Dijital okuryazarlık; çocuklara, ebeveynlere ve eğitimcilere ayrı ayrı tasarlanmış, yaşa ve gelişim düzeyine uygun, psikoloji, medya etiği ve teknoloji bilgisini birlikte içeren bütüncül bir eğitim seferberliğine dönüştürülmelidir.Sonuç: Dijital Serbestlik Değil, Dijital SorumlulukSosyal medya saldırganlığının yaygınlaştığı, yaş sınırlarının fiilen uygulanmadığı ve çocukların algoritmalara teslim edildiği bir dijital dünyada, koruma refleksi olmayan hiçbir yaklaşım yeterli değildir.

Çocukları ve gençleri koruma sorumluluğunu yalnızca ebeveynlerin omuzlarına bırakmak, sorunu çözmek değil, ertelemektir.Buna ek olarak, ülkemizde sosyal medya alanına ilişkin yasal metinlerin hem dağınık hem de yetersiz olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.

Mevcut düzenlemeler, dijital şiddet, sosyal medya saldırganlığı ve çocukların çevrim içi korunması gibi konularda bütüncül ve uzmanlaşmış bir hukuki çerçeve sunmamaktadır.

Bu alanda yalnızca mevzuat üretmek değil; sosyal medya, dijital kültür ve teknoloji hukukunu birlikte okuyabilen uzman hukuk insanlarının yetiştirilmesi artık bir zorunluluktur.Mesele teknolojiyi yasaklamak değildir.

Mesele; çocukların ruh sağlığını, bilişsel gelişimini ve toplumsal uyumunu önceleyen bir dijital düzen inşa etmektir.

Bu da ancak devletlerin, düzenleyici kurumların, eğitim sisteminin ve sosyal medya şirketlerinin birlikte sorumluluk üstlendiği; sahaya inen, karşılığı olan ve uzmanlıkla desteklenen politikalarla mümkündür.Çünkü burada tartışılan şey teknoloji değil; gelecek nesillerin psikolojik, sosyal ve hukuki güvenliğidir.

İlgili Sitenin Haberleri