Haber Detayı

‘Herkesin hayali olan ünlülük de olabilecek en süslü kafese dönüşebiliyor’
Kelebek hurriyet.com.tr
15/02/2026 07:00 (4 saat önce)

‘Herkesin hayali olan ünlülük de olabilecek en süslü kafese dönüşebiliyor’

O en yetenekli ve popüler kadın oyuncularımızdan. Şöhreti ülke sınırlarını aşmış durumda. Her adımının, her sözünün bir haber değeri var. Beren Saat şimdi de müzik kariyeri için attığı adımla gündemde. Yakında çıkacak ‘Exuberance’ isimli albümün habercisi olan ilk şarkısı yayımlandı. ‘CapitaliZoo’yu “Kapitalist düzenin, toplumsal beklentilerin bizi özümüzden, doğamızdan uzağa düşürdüğünü ve pek çoğumuzun görünmez kafesleri olduğunu söylüyor bu şarkı” diye anlatıyor. Beren’le buluşuyoruz; müzik yolculuğunu, İngilizce şarkılarını, yeni planlarını, hayatını, Kenan Doğulu’yla evliliğini ve birçok şeyi konuşuyoruz: “Pek çok açıdan yeni başlama enerjisindeyim.”

Bir şarkı çıkaracağını duyunca hemen telefona sarılıyor, röportaj talep ediyorum.

Beren Saat projesi yokken pek söyleşi veren biri değil.

Son sohbetimizin üzerinden yıllar geçmiş.

Acaba ne diyecek?

Bu yeni projesinde onun yanında olmak ve anlatacaklarını dinlemek istiyorum, içim içime sığmıyor.

Sonunda “Tamam, röportajı yapıyoruz” cevabını alınca dünyalar benim oluyor.Fotoğraf çekimi için stüdyoda buluşmak üzere sözleşiyoruz.

Yüzünde o sıcak Beren tebessümü ve bakışı.

Yeni şarkısını birlikte dinliyoruz.

Sözü ve müziği kendine, düzenlemesi Kenan Doğulu’ya ait ‘CapitaliZoo’yu ben çok seviyorum.

Onun da heyecanı gözlerinden okunuyor.

Verdiği cevaplar ve derin sohbetiyle kendine hayran bırakıyor, yeni yolculuğunu anlatmaya başlıyor.◊ Uzun zamandır geleceğini duyduğumuz ve çok merak ettiğimiz ilk şarkın ‘CapitaliZoo’ çıktı.

Öncelikle ne demek ‘CapitaliZoo’?İki ay sonra bu single’ın da içinde olacağı bir albüm çıkacak, adı ‘Exuberance’, mutluluğun daha yoğun, taşkın ve çoğalmış hali demek.

Bu şarkı da aslında kolektif bir kutlamaya dönüşmesiyle albümün ismini bütünleyen şarkılarından biri olacak.

Kapitalist düzenin, toplumsal beklentilerin bizi özümüzden, doğamızdan uzağa düşürdüğünü ve pek çoğumuzun görünmez kafesleri olduğunu söylüyor bu şarkı.

Hepimiz insanlığın yüzyıllardır hayatta kalmasını sağlayan içgüdülerle ve kendimizle barışık geldiğimiz bu dünyada yolumuzu nasıl kaybediyoruz, biraz da bunu sorguluyor.

Sıkışıp kaldığımız hayatların bizi, en iyi halimizi yaşamaktan, yaratıcı potansiyelimizi ortaya çıkarmaktan uzaklaştırdığı kafeslerimizi anlatıyor.◊ Şarkının söz ve müziği sana ait.

Senin de kendini o kafeste hissettiğin zamanlar oldu mu?

Evet, herkesin hayali olan ünlülük de, olabilecek en süslü kafese dönüşebiliyor.◊ Nasıl bir kafes bahsettiğin?

Hiç tanımadığın insanların sevgisini hissediyor olmak bence dünyadaki en özel hediyelerden.

Ama aynı zamanda yaşamak istediğin alanın içinde rahat edememek...

Bir zaman sonra o hareket alanı kısıtlılığından, aslında ilk yıllarında olduğun kadar yaratıcı olamamak gibi bir kafesten bahsediyorum. ‘Öğrendikçe gelişti’◊ Bir süredir müzik ve şarkılar üzerine çalıştığını duyuyorduk.

Pandemi döneminde mi başladın?

Müzikle ilgili süreç tam o döneme denk geldi.

Başlangıçta şarkılar, ilk demolar daha kişiseldi.

Çalıştıkça daha kolektif şarkılara dönüştü.

Öğrendikçe şarkılar da gelişti, daha mutlu oldum.◊ Şarkının ardından çıkacak albümde altı şarkı olacak, hepsinin söz ve müzikleri sana ait.

Şarkıyı dinledim ve çok şaşırdım.

Çok profesyonel, yabancı bir müzisyeninki gibi melodiler ve anlamlı sözler...

Daha önce müzikle ilgili çalışmaların var mıydı? “Aklımda bazı melodiler, fikirler var” dediğim zaman nasıl hareket edip nasıl yola çıkacağımı bilemiyordum.

Kenan’a bahsettim.

O da “Sen de herkes gibi GarageBand uygulamasıyla başla” dedi.

Kafamdaki melodilerle ‘beat’ler yapmaya başladım.

Haftalar geçti.

Kenan’a bir şeyler dinlettim, bir noktada “Tamam, bu dosyayı bana yolla, çalışmaya başlayabiliriz” dedi.

Videolarını da çektiğimiz ‘CapitaliZoo’ ve albüm çıkarken yayımlayacağımız diğer şarkı böyle hazırlandı.

Pandemide Kenan’ın normale göre daha fazla zamanı olduğu için sonrası stüdyoda geçti.◊ Stüdyoda vakit geçirmek sizi ve ilişkinizi nasıl etkiledi?İlişkimiz açısından hem heyecanlı hem cesaretlendirici oldu.

Kenan’a tekrar hayran olmak için onun müzikal bilgisinin ve fikirlerinin içinde sonsuz bir alan buldum.

Düzenlemeleri bambaşka bölümler yazmama, yeni fikirlerle ondan ilham almama sebep oldu.

Her şarkının kurgusu da farklı şekilde gelişti.

Yeni hazırladıklarım da artık ikinci albümün şarkıları olacak.◊ İlk albüm çıkmadan ikincinin şarkıları mı hazır?Evet, aslında çıkacak albümdeki şarkılar da bir-iki senedir hazırdı.

Ama Türkiye’nin gündemi o kadar dalgalı ki, her şeyin daha stabil olacağı bir zamanlamayı bekledik.

Yeni şarkılarda da piyanoda akor dizilimlerini çıkarıp şarkıların sözlerini, melodilerini buluyorum.

Kenan prodüksiyon aşamasında bazılarını daha süslü, daha fancy (havalı) akorlarla değiştirecektir.‘Çok çalışacağım’◊ Albümdeki altı şarkı İngilizce.

Neden?Şarkılar öyle geldiği için; yoksa mutlaka İngilizce olsun diye düşünmedim.

Buna başka bir açıklamam yok.

Belki o dilin müziğini daha çok dinlediğim için.◊ İngilizceyi çok iyi söylüyorsun.

Bunun için bir eğitim aldın mı?

İngilizce ve diksiyonla ilgili bilgim okulum TED’le ilgili, ondan öncesinde Aykan Koleji’ndeydim.

İkisinde de çokça yabancı öğretmenim oldu.

Bir de MTV çocukları olduğumuz için okuldan gelip ilk iş kanalı açardık, Şarkıların kaydında Randy Esen’le çalıştık.

Türkiye’de yaşayan, Amerikalı çok iyi bir müzisyen ve vokal koçu.

Sesimde yepyeni bir renk bulmamda yardımcı oldu, şarkı söylerkenki sesimin konfor alanını değiştirdi.◊ Hedefiniz yurtdışı kitlesi mi?

Nasıl bir strateji planladınız?İlk şarkıdan, albümden bir strateji yapılır mı bilmiyorum.

Müziğimin dinleyicileri kim olacak öğrenmek için çok heyecanlıyım.◊ Peki, sahnede nasıl bir Beren olacak?Müzikte çok fazla idolüm, çocukluktan beri bana hayatta pusula olan şarkılar var, o yüzden tabii hayallerimde sahnede olmak da var.

Hibrit bir kariyer hayal ediyorum bundan sonrası için.

Ecem Lawton’ın yönettiği  ‘CapitaliZoo’nun videosundaki  hikâye de oyunculukla müzik arasında geçiş sağlıyor.

Filmde kaplan terbiyecisini oynayan aktris, rol arkadaşı kaplanda kendi vahşi yanını görüp hayatını sorgulamaya başladığında dönüşümü de başlıyor.

Şarkılarla birlikte görsel dünyaları kurgulamak, prodüksiyonunu yapmak gelişme fırsatı bulduğum bir alan.

Sahneye geçtiğimizde de tabii olabildiğince çok seyirci hayalim.

Başarabilmeyi çok istiyorum, bunun için çok çalışacağım.◊ Bundan sonra oyunculuk bir süre rafa mı kalkacak?

Öyle bir şey kesinlikle yok.

Aslında ikisi birbirini çok besliyor.

Son çektiğimiz ‘Gizli Profil’de de anladım ki, sette deneyimlediğim kadınlar benim duygularımda çok fazla değişim, dönüşüm ve aydınlanmalar yaratıyor.

Onların sonucu bazı melodiler, sözler çıkıyor, o yüzden daha heyecanlıyım, ikisi yaratıcı olarak birbirini besleyecek.◊ O film ne zaman vizyona girecek?

Her şey, başarı için doğru zamanlamayı beklemekle ilgili, zannediyorum ki öyle bir bekleme sürecindeyiz.‘Aşk sürdürülebilir bir şey ve onu yaşatabilirsiniz’◊ Kenan Doğulu’yla 14 yıldır birlikte, 11 yıldır da evlisiniz.

Şimdi nasıl gidiyor?

İyi gidiyor.

Müzikle ilgili süreçle ilişkimizde yeni bir chapter’a (bölüme) geçtik.◊ Geçen haftalarda tanışma yıldönümünüzdü, bununla ilgili de bir paylaşım yaptınız.

O günü hatırlıyor musun?

Tabii hatırlıyorum, hatta Kenan “Aslında biz o gün tanışmamıştık.

Yılbaşı gecesi ilk kez karşılaşmıştık” dedi.

Bir arkadaşımızın doğum günü partisinde tanıştık, zaten kapıda basın vardı, herkes biliyor.

İlk kez sohbet ettiğimiz ve birbirimizin kontaklarını aldığımız geceydi.◊ Peki, en başından beri ünlü çiftlerin maruz kaldığı ayrılıyor haberlerini aştınız mı artık?

Evet, her seferinde bir düzeltme açıklaması yapılmasıyla daha da arttığını anlayınca, düzeltme açıklaması yapmamaya başladık ve aştık.◊ Aşkın çeşitli evreleri vardır derler.

Mesela “Aşkın ömrü üç yıldır” ya da “Bir süre sonra aşk yerini sevgiye bırakır, şekil değiştirir” gibi şeyler...

Senin yaşadığın, aşkın hangi evresi?Aşkı sürekli çıkış halinde bir grafik ya da lineer bir duygu durumu gibi düşünmemek lazım.

Aşk bir an, bir gün, birlikte yaşadığın çok mutlu bir anı...

O yüzden aşk sürdürülebilir bir şey ve onu yaşatabilirsiniz.‘İnsan datadan, sayılardan ibaret değil’◊ Son sohbetimiz 7 yıl önceymiş.

Bu süre sende neleri değiştirdi?Dünya değişti.

Bir kere pandemiyi yaşadık, o bütün düşünce biçimimi reset’ledi (baştan başlattı).

Ne kadar güçsüz kalabileceğimizi, kendi faydamızı ne kadar arttırabileceğimizi, daha kolektif düşünmemiz gerektiğini, kaybettiğimiz her günün anlamsız olduğunu gördüm.

Bu süreç pek çok açıdan hem olgunlaştırdı hem de fabrika ayarlarımıza döndürdü.

Hayatın içinde çok önemli sandığımız çoğu şeyin artık önemi kalmadı ve gerçekten önemli olan kor değerlerimize beni döndürdü.◊ 40’ların başındasın. 20, 30, 40...

Dönüm noktalarına büyük anlamlar yüklenir.

Sendeki etkisi ne oldu?O dönüm noktalarında bir şey olacağı beklentisini 30’da aştım.

Orayı çok yumuşak yaşadım.

Ne yaş alıyormuşum gibi hissettim ne kariyerim açısından bana öyle hissettirildi.

Ama pek çok açıdan yeni başlama enerjisindeyim, Türkiye’de olanlar bir yana, kendi kişisel yolculuğumda iyi hissediyorum.◊ Sosyal medyada ‘Beren’ adının anlamını paylaşmışsın; ‘Akıllı, güçlü, kuvvetli...

Kadife kumaş...’ Sen de göründüğün kadar güçlü müsün?

Tabii, güçlü hissediyorum ama bu hiç kırılmadığım, yeterince özgüvenli hissetmediğim zaman dilimleri olmadığı anlamına gelmez.

Odak noktasında, göz önünde biri olduğunuz zaman, özellikle de son yıllarda daha da acımasızlaşan linç kültürüyle, kadın bedenine artan hoyratlıkla her insanın kendine olan inancı azalabilir.

Kendini sevip bedeninle barışık olduğun zaman o sınavlardan daha rahat geçiyorsun.◊ Beren Saat olsan da özgüvensizlik hissi hiiç yaşamıyor musun?

Özellikle televizyonda çalıştığım zamanlarda çok fazla data’larla (haftalık reytingleri kastediyor) değerlendiriliyorduk.

Bir dönem oyuncularla kişisel reyting anlaşmaları yapılıyordu.

Ben hep şanslıydım, yapımcılarım hiçbir zaman beni o yarışın içinde o kadar bulundurmadı.

Şimdi de genç oyuncuların role uygun mu diye bir audition’dan (deneme çekiminden) öte, kaç takipçisinin olduğunun bazı rollerde öne çıktığını duyuyorum.

İnsan datadan, sayılardan ibaret değil.

Duygular, zekâ, vizyon oyuncunun performansı açısından onu kaç kişinin takip ettiğinden daha belirleyici.

Yaş aldıkça özgüven de biçim değiştiriyor, yeteneğine tecrübe ekleniyor.

Daha ayakları yere basıyor.◊ Sen o rakamlardan arındın mı?

Oradan çıktığımı düşünüyorum.

O zamanki çocuklar büyüyüp, yıllar önce ürettiğimiz hikâyeleri izleyip “Aa, ne kadar iyiymişsin” dediğinde, zamanın içindeki bütün o yığınların arasında kaybolmayan projelerde oynadığım için çok şanslıyım diye düşünüyorum.

Bir de senaristlerin, yönetmenlerin, yapımcıların, değişik hikâyeler bulmaya, karakter yaratmaya odaklandığı dönemlerde bu mesleği profesyonel olarak yaptığım için de mutluyum. ‘Linç kültürüyle barışmak mümkün değil’◊ Türkiye’nin en şöhretli isimlerinden birisin.

Sevdin mi şöhreti?Bir sorunum yok çünkü ondan öncesi de nasıldı hatırlamıyorum.

İnsanlar beni güzel bir biçimde seviyorlar, o yüzden de teşekkür ederim.

Karşılaştığımda güzel cümlelerle sevgilerini ifade ediyor, benim aleyhimde bir şey okuduklarında hemen inanmayıp benden açıklama bekliyorlar, bana olan güvenlerini hissettirerek seviyorlar.

Çocukluk hayalim olan mesleği deneyimledim ve onun sayesinde ünlü oldum.

Hayatımı da ne mutlu ki çocukluk hayalim olan meslekten kazandım.

Daha ne olsun ki.◊ Biz analogla aslında dijital arasına sıkışmış bir nesiliz.

Oradaki linç kültürüyle barıştın mı?Linç kültürüyle niye barışayım?

Evet, pozitif eleştiri çok faydalıdır ama linç kültürüyle barışmak mümkün değil.◊ Peki, kötü bir yorum gördüğünde hissin ne oluyor?

O mekanizmayı Instagram’ın ilk yıllarında çözdüm gibi.

Gerçekten pozitif eleştiriden bir fayda sağlayabilirsiniz, iyi fikri olan insanları duymak önemli.

Ama hiçbir fikir üretmeden sadece gıcıklık olsun diye negatif yorumlar yazan insanların yazdığı şeyleri çok da önemsememek lazım.‘Hepsi gerçek’◊ Seni tanımlamak çok zor gibi.

Sıcak bir gülümseyişin, tatlı bir enerjin var.

Ama bir yanınla da mesafeli ve cool’sun.

Hangisi gerçek Beren?

Hepsi gerçek.

O mesafe koymak dediğin şey, bizimki gibi böyle değişken ve insanlara sınırlarını maalesef kadınların hissettirmek durumunda olduğu bir coğrafyada, sıkça açığa çıkmak zorunda olan kendi sınırlarınızı ifade etme biçiminiz.

Onun dışında genel olarak insanlarla o ilk tanımladığın Beren gibi bir taraftan tanışıyorum.

Eğer benim kişisel sınırlarımı aştıklarını hissedersem hemen mesafeyi hissettiriyorum ki sonrasında daha da zorlanmayalım.◊ Yeteneklisin, güzelsin, mutlu bir evliliğin var...

Dışarıdan harika bir duruşun var.

Hiç mi defon yok?

Söylesen de rahatlasak...

Demek ki öyle bir beklenti oluyor.

Amerika’da Hollywood ünlüleri için “İnsanlar nasıl düştüğünü görmek için onların yükselişini izlemeyi sever” derler ya...

Ama biz önceki kuşaklardan çıkardığımız derslerle; ünlü olduğun zaman kapılmamayı, kariyerinde geleceği hesaplamayı, ilişki yaşadığın kişiye daha çok alan tanımayı öğrendik.

Sonuçta sen ne kadar ünlüysen hayatını paylaştığın insan da ünlü.

O da sıradışı biri.

Onunla bir uyum yakalamak için herkesinkinden çok daha açık ve elastik, belki de daha sevgi dolu bir kafa yapısıyla, onu her şeyiyle kabullenmen lazım.

Sorunda dediğin ahengi tutturabilmek için çok düşünmek, ilişkinin her döneminde birbirinizin değişimleriyle tekrar uyumlanmak gerekli.

Bizim evliliğimiz o görünmez kafeslerden birine dönüşmediği için mutluyum.‘Herkes aynı kadına dönüşmemeli’◊ Son dönemde tartışılan konulardan biri, kadın oyuncular 40’lı yaşlardan sonra anne rollerine sıkışırken 50’leri aşan erkeklerin hâlâ jön olarak başrolde oynaması...

Bu kadınları sistematik şekilde pasifize eden son 10 yılın hikâye anlatımının yansıması.

Sinemada da böyle...

Öncesinde böyle değildi.

Mesela ‘Aşk-ı Memnu’yu düşündüğümüzde Selçuk (Yöntem) ve Nebahat’in (Çehre) rolü Kıvanç’la (Tatlıtuğ) benim rolüm kadar önemliydi.

Kadın rolü etkili olduğunda anne rolüne sıkıştı diye kimse düşünmedi.

Bihter’e “Sen Firdevs Hanım’ın kızısın” deniyordu kendi değerini hatırlatmak için.

Yani sorun karakterin anne olması değil, hikâyedeki dramatik değeri ve derinliği.◊ Sen hep doğallıktan yanasın.

Hatta bir dergi için makyajsız kapak çekimi bile yapmıştın.

Şimdi dizilere baktığımızda birçok genç oyuncunun yüzünde sosyal medyanın getirdiği filtrelerin yansımalarını görüyor gibiyiz.

Buna bakışın ne?

Herkes nasıl mutlu hissediyorsa öyle olmalı.

Ama tektipleşmeyle de özgün varlıklarına yazık ediyorlarmış gibi hissediyorum.

Herkes aynı kadına dönüşmemeli, kendileri için özgün olan neyse ondan vazgeçmemeliler.◊ Şu an sektöre dair en öncelikli eleştirin ne?En önemli eleştirim tabii sansür, sonra içselleştirilmiş otosansürle yeni bir hikâye anlatılmaması.

Toplumsal olarak yüzleşmeyi ertelediğimiz konularla ilgili harekete geçmeliyiz ve bu yüzleşmeleri yaşamalıyız.

Çünkü yeni bir hikâye, yeni bir senaryo gördüğünde yönetmen de daha yaratıcı düşünecek, oyuncular farklı karakterleri canlandırmak için motive olacak.

Seyircinin daha çok dikkatini çekecek, ekip de daha yaratıcı fikirler üretecek.‘Hiçbir şey anlatmayan, birbirini tekrar eden projeler çağına geri döndük’◊ Türk televizyonlarına çok izlenen, kalıcı işler yaptın.

O zamandan bu zamana sence sektördeki en büyük değişim ne oldu?Önce müthiş bir gelişim dönemi yaşadık.

Şimdi tekrar her şey başa döndü.◊ Nasıl?Koşulların gelişmesi, hikâye anlatıcılarının cesaret kazanması, kadın rollerinin güçlenmesi, kadın yönetmenlerin, yazarların bu kadar iyi-güçlü farklı projeler ürettiği, çokça sayıda ülkede hayranlar kazanan, zirveye eriştiğimiz yerden...

Bir şekilde hiçbir şey anlatmayan, sürekli birbirini tekrar eden, birbirine benzeyen sahneler ve projeler çağına geri döndük.

Biraz üzgünüm ama oradan da çıkarız diye düşünüyorum.◊ Ulusal kanallardan 10 senedir uzak kalma sebebin de bu mu?

O sezon diziler 120 dakikalara uzadı.

Sağlığımı, uykumu, hayatımı, mutluluğumu koruma amaçlı “Artık yapamıyorum, bu koşullarda çalışamıyorum” dedim.◊ Şimdi süreler daha da uzun olabiliyor.

Ne olacak?

Evet.

Medeni koşullarda çalışılmayan setlerde olmak istemiyorum.‘Benim amacım hep kendimi korumaktı’◊ Hem kariyerinde hem evliliğinle aslında sık sık magazin gündemi yaratabilirdin.

Sen polemiklere girmedin, kimseye cevap vermedin.

Sadece işlerini konuştun.

Günün sonunda mutlu musun?

Evet, hiç kimseye, hele tanımadığım birine kırıcı olmak istemem.

İnsanların birbirlerinin bedenleri hakkında söylediği sözleri de gerçekten kırıcı buluyorum.

Özellikle de insanların bu kadar linç etmekten zevk aldığı bir dönemde, biz en azından birbirimizi korumalıyız.

Zaman zaman polemik ya da başka bir şey trend olabilir, fark etmez, benim amacım hep kendimi korumaktı.◊ Neden?Biz biraz kendimizi ifade etmekte zorlandığımız yılların acılarını yaşadık.

Şimdi sosyal medya hesaplarımız var.

Koşullar eşit, hemen düzeltme metni yayımlayabiliyoruz.

Şimdiki magazin muhabirleri daha kibar ve onlarla iletişim kurmak da daha rahat.

Ama önceki yıllarda bizi ifade etmeyen, söylemediğimiz şeyler manşet olup büyük puntolarla yazılıyordu, düzeltme şansımız yoktu.

O zaman kendini korumak için geride durmak güvenliydi.‘İçinde bir uyanma yaşıyorsun ve sen aynı sen olarak devam edemiyorsun hayatına’◊ ‘Aşk-ı Memnu’ her sene yeniden ekranda yayımlanıyor.

Çok izleniyor.

Bihter karakterini ekranda gördüğünde ne hissediyorsun?

Tekrar tekrar izlemiyorum ama o zaman çocuk olanlar büyüyüp izlediğinde, anlam çıkardığında ilk kez izleyenlerin ya da tekrar izleyenlerin duyduğu heyecandan çok mutlu oluyorum.

Bütün o üretilen yığınların arasında kaybolmayan projelerden olduğu için bence içinde olan herkes çok şanslı.◊ Bihter’in dizide öldüğü tarihte hâlâ sosyal medyada insanlar üzüntülerini dile getiriyor...

Senin hiç rollere bağlanıp çıkamadığın, kendini kaptırdığın oldu mu?

Ruh haline kaptırmak gibi değil.

Mesela filmler dizilere göre daha kısa süreli çalışma alanları olsa da oynadığın hikâyenin, rolün içeriğine göre de sende bıraktığı iz farklı olabiliyor.

Mesela ‘Güz Sancısı’nda oynadığımda ve bir dönem hikâyesi olarak o yüzleşmeleri yaşadığımda çok etkilenmiştim. “Ben artık o rolden sonra aynı ben değilim” diyebiliyorsun.

Bu böyle rolden çıkamamak gibi değil de, içinde bir uyanma, farkındalık yaşıyorsun ve sen aynı sen olarak devam edemiyorsun hayatına. ‘Benim Dünyam’da da engelli birini oynamak unutulmaz bir deneyimdi.

Artık oradan geçtikten sonra kendinin belki daha gelişmiş bir versiyonu olarak devam ediyorsun yoluna.◊ 20 küsur senelik kariyerinde oyunculuğun şu an sendeki karşılığı ne?Oyunculuk ilk yıllarda kendimle yüzleşme yaşadığım, kendimi tedavi ettiğim, yaşadığım tüm anıları benim için değerli kılan, kendimi iyi hissettiren, gerçek hayattan hayal dünyalarına kaçıştı.

Şimdi oyunculuk; içsel yolculuğum dışında, artık hikâye anlatmanın çok zorlaştığı Türkiye’de, anlamlı bir şeylerin anlatılmasına katkıda bulunmanın bir yöntemi.

Bundan sonra da şarkılarıma gidecek yolda yaratıcı bir kaynak olacak belli ki.

Her şey iç içe geçti ve benim için giderek anlamlanıyor, farklılaşıyor ve değerleniyor.

İlgili Sitenin Haberleri