Haber Detayı
30 bin mil... Durmaksızın... Yalnız... Yardımsız... Teknoloji yok... Dünyanın en tehlikeli macerasında iki Türk
11 metrelik yelkenliyle Fransa’nın okyanusa bakan bir limanından çıkıyorsunuz...
Güneye iniyorsunuz...Afrika’nın altından sola sapıp, (iskele yapıp) batıdan doğuya üç büyük burnu geçiyorsunuz. (Ümit Burnu, Leeuwin Burnu ve Horn Burnu) Üç burun deyip geçmeyin...Horn Burnu, denizcilerin korkulu rüyasıdır.
Fırtınanın, ölümün burnudur.İşte bu burunları geçtikten sonra Antarktika’nın etrafını dönüyorsunuz.Antarktika’yı düşünün.
Buzulların, fırtınaların, dev dalgaların arasında.
Liman yok.
Sığınacak bir yer yok.
Gece karanlığında tek başına gidiyorsunuz.Evet tek başınasınız.Yalnızlığın en koyu ve en ağır halindesiniz.
Sık sık kendinizi kendinizle konuşurken yakalıyorsunuz.O dev dalgaları aşıp hayatta kaldınız mı?Tekrar Atlantik Okyanusu’nu tırmanmaya başlıyorsunuz. 10 binlerce mil.
Tek başına.
Kimseden haber alamadan.Fransa’da çıktığınız limana dönüyorsunuz.Arkadaşlar, nice efsane kaptanlar bu yolda pes etti.
Geri döndü.
Zaten dünyada 4 kez yapılabildi.Filmlere kitaplara konu oldular.İşte dünya denizciliğinin efsane olayı:Ünlü Fransız denizci Motissier’in, en az onun kadar ünlü İngiliz denizci Sir Robin Knox-Johnston’la birlikte yarışın liderliğini yapıyorlar.
Motissier yarışı bırakıyor ve bir yarım dünya turu daha atıp efsane kitabı Uzun Yol’u yazıyor.
Rakibi Robin Knox’un da Suhaili isimli teknesi ile birinci oluyor.
Zaten yarışı bitirebilen tek tekne de o oluyor.
Motissier’e soruyorlar: “Yarışı kazanıyordunuz neden birinciliği bıraktınız?”Cevap veriyor: “Denizde yalnız başıma olmaktan o kadar mutluydum ki.
Kıyamadım.
Bitiremedim.
Devam ettim.”İşte bu sözler pek çok denizciye de rol model olmuştu.Bu öyle bir yarış ki...Herkes katılamıyor.
Şartlar çok ağır.Bir denizci olarak söylüyorum:Bırakın okyanusu tek başına geçmeyi,Biz bir koydan diğerine tek başına geçmeyi denizcilik açısından doğru bulmayız.
Daha açık bir deyişle;“Tek başına denize çıkılmaz.”Düşünün ki bu yarışçılar bu gezegenin en tehlikeli denizlerini, okyanuslarını tek başlarına geçiyorlar.Üstelik çağımızın teknolojik olanaklarıyla değil. 1960’lı yıllarda ne teknoloji varsa onunla geçiyorlar.İşte bu yüzden “macera” diyorum.Çünkü kimisi gelemiyor.Kimisi ağır kazalar geçiriyor.
Örneğin omurgası kırılıp günlerce okyanusta yardım bekleyenler oluyor.Geliyoruz bugüne...Ve 2026 yılında dünya denizciliğinin bu en büyük yarışı için seçimler yapıldı.Yarışa katılabilmek için öyle ağır şartlar var ki.Anlatsam buraya sığmaz.İşte bu müthiş maceraya iki Türk denizcimiz katılmaya hak kazandı.Prof.
Dr.
Selim Yalçın.Ve kürekle okyanusu geçen Erden Eruç... 312 GÜN Sir Robin Knox-Johnston, ilk tek başına kesintisiz dünya turunu bu sürede tamamlamıştı.
Bu yarışın galibinin aynı mesafeyi 260 günde tamamlaması bekleniyor.VAR MISINIZ SPONSOR OLMAYAİki kaptanımızı da daha önce tanıtmıştım.İkisi de bütün yarışlarını engelli çocuklara adıyor.Selim Kaptan, ABD’de çeşitli üniversite ve hastanelerde çocuk ortopedisi üzerine çalıştıktan sonra Türkiye’de Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ilk çocuk ortopedi ve rehabilitasyon kliniğini kuruyor.Ülkemizde sıkça görülen ‘Spina Bifida’ ve ‘Serebral Palsi’ konularında hekim ve hasta ailelerini bilgilendiren kitaplar ve CD filmleri hazırlıyor.Anadolu’nun çeşitli yerlerini gezerek 11 ilde çocuk doktorlarına pediatrik ortopedi kursları düzenliyor.
Serebral Palsi hastası çocuklar için ‘yardım ve yürüme analizi’ kitaplarını yayınlıyor.Selim Kaptan’ın yaptıklarını buraya sığdırmam mümkün değil.Ve şimdi onlar, dünyanın en tehlikeli yarışı için hazırlanıyorlar.Tek başınalar.Dünyanın bu eşsiz yarışında onlara tek başlarına olmadıklarını göstermek için ben “Haydi sponsor olalım” diyorum.Sponsor olmak isteyenler bana yazabilir.İyi pazarlar...