Haber Detayı

Kalkınma Yolu Projesi'nin Önemi
Güncel haberler.com
13/02/2026 12:10 (3 saat önce)

Kalkınma Yolu Projesi'nin Önemi

Bağdat Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adel Bedavi, Kalkınma Yolu Projesi'nin Orta Doğu'daki bölgesel ilişkilerin geleceği için önemini AA Analiz için kaleme aldı.

Bağdat Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof.

Dr.

Adel Bedavi, Kalkınma Yolu Projesi'nin Orta Doğu'daki bölgesel ilişkilerin geleceği için önemini AA Analiz için kaleme aldı.***Batı Asya genelinde, özellikle de Güneybatı Asya'da sürdürülebilir işbirliği ve istikrar eksikliği var.

Bu boşluk, bölgenin başlıca yerel, bölgesel ve uluslararası aktörleri arasında yaşanan tekrar eden krizler ve çatışmalarla dolduruluyor.

Bu durum bir yandan ülkelerin kalkınma ve gelişim süreçlerini olumsuz etkilerken diğer yandan taraflar arasında derin bir güvensizlik ortamı üretiyor.Bu yapısal sorunun önemli bir kısmı, ilişkileri ve çıkar kesişimlerini düzenleyecek etkili bir bölgesel kurumsallaşmanın yokluğundan kaynaklanıyor.

Orta Doğu, çoğu zaman kurallara ve köklü kurumlara dayalı ortaklıklar yerine, kişisel ya da konjonktürel (durumsal) ittifaklarla yönetilmiştir.Kurumsal olmayan yapıların kırılganlığıKişilere dayalı ittifaklar, özünde kısa vadeli ve taktiksel niteliktedir.

Çoğu zaman kişisel ve anlık çıkarlar üretir, riskleri kazançlarından fazladır.

Bu tür ittifaklar, onları kuran kişilerin ortadan kalkması ya da fikir ve tutumlarının değişmesiyle hızla zayıflar veya sona erer.Durumsal ittifaklar ise belirli mesele ve dosyalara bağlıdır, konu değiştiğinde veya şartlar ortadan kalktığında dağılma eğilimindedir.

Bu nedenle kimi zaman kişi ittifaklarından bile daha kısa ömürlüdür.Her iki durumda da ilişkilerin çerçevesi kırılgan, sürdürülebilirlikten uzak ve ilk büyük siyasi ya da güvenlik krizinde çökme riski taşıyan bir yapı sergiler.

Bu tablo karşısında daha başarılı bir seçenek ortaya çıkmaktadır: Kişi ve durum ittifaklarından kurallara dayalı kurumsal ortaklıklara geçiş.Kurallara dayalı kurumsal ortaklıklar, uzun vadeli stratejik boyuta sahiptir ve konjonktürel ittifaklara kıyasla daha fazla kazanç ve daha az risk üretir, taraflar arasında çıkar dengesi gözetir, kişi değişimlerinden ve siyasi dalgalanmalardan daha az etkilenir.Burada temel soru şudur: Orta Doğu'da derin düşmanlıklara, karmaşık dosyalara ve çıkar çatışmalarına rağmen ilişkiler, kurumsallaşmış ve kurallara dayalı bir yapıya dönüşebilir mi?Avrupa deneyimi: Tarihsel çatışmalardan kurumsal entegrasyonaBu soruyu tarihsel deneyime yönelttiğimizde cevap olumlu olacaktır.

Nitekim Avrupa bütünleşme tecrübesi, bunun somut kanıtıdır.

Bu süreç başlamadan önce Avrupa, kanlı savaşlar, derin krizler ve tekrarlayan çatışmalar döneminden geçmekteydi ancak bu durum, derin bir bölgesel işbirliği ve entegrasyon projesinin başlatılmasına engel olmamıştır.

Söz konusu proje, üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir.Birincisi, işlevsel-teknik işbirliği, açık ekonomik ve sanayi niteliği taşıyan belirli alanlardan (kömür ve çelik) başlanması.

İkincisi, başarı birikimi yoluyla güven inşası.

Böylece somut ve kademeli sonuçlar elde ederek karşılıklı fayda üretmek.

Üçüncüsü ise uzun vadeli stratejik sabır yani kurumsal dönüşümün zaman ve devlet yapılarında aşamalı uyum süreci gerektirdiğini kabul etmek.Bu fikir Fransa'da, Almanya'nın yeniden yayılmacı bir güç olarak ortaya çıkabileceği endişesi bağlamında gündeme gelmiştir.

Özellikle iki ülke arasındaki savaşlar ve köklü düşmanlık geçmişi dikkate alındığında, güvenlik ve egemenlik kaygıları belirleyici olmuştur.

Çözüm olarak, kömür ve çelik alanında işlevsel-teknik bir işbirliği modeli önerilmiş, bu sayede Fransa, bir yandan Alman sanayisini denetleyebilmiş, diğer yandan ortak ekonomik çıkarlar üretilebilmiştir.Çok sayıda müzakere ve istişarenin ardından 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ilan edilmiştir.

Bu adım, adeta "süngere düşen mürekkep damlası" gibi etkisini giderek genişletmiş ve Batı Avrupa'nın tamamına yayılmıştır.

Ortak başarıların artması, güvenin güçlenmesi ve karşılıklı faydaların çoğalmasıyla birlikte 1957'de Avrupa Ekonomik Topluluğu (Ortak Pazar) kurulmuştur.Takip eden yıllarda güvenin artması ve kuşkuların azalmasıyla daha nitelikli adımlar atılmıştır. 1985'te Şengen Anlaşması ile sınırların kademeli olarak ortadan kalkması, 1992'de Avrupa Birliği'nin ilanı, 1999'da bazı üye ülkelerde euronun ortak para birimi olarak kabulü ve devamında Almanya ile Fransa'nın öncülüğünde geliştirilen ortak dış ve güvenlik politikaları.Bu tarihsel dönüşüm, yalnızca kişilerin ya da geçici siyasal tutumların ürünü değildir.

Aksine, siyasi elitler ve karar alıcılar arasında ortaklık ve ittifakların açık kurallara dayalı, kurumsallaşmış yapılara dönüştürülmesi gerektiğine dair artan inancın sonucudur.

Bu yapılar, siyasi dalgalanmalara daha az açık ve sürdürülebilirliği daha yüksek sistemler üretmiştir.Orta Doğu'da bölgesel entegrasyona ilk adım: Kalkınma Yolu ProjesiAvrupa Birliği (AB) deneyimi, bölgesel çevre ve tarihsel bağlam farklılıkları nedeniyle bizim bölgemizde birebir uygulanabilir değildir.

Bununla birlikte, söz konusu deneyimin kurumsal mantığı, Irak'ın Türkiye ile işbirliği içinde başlattığı Kalkınma Yolu Projesi aracılığıyla ilham kaynağı olabilir.Bu proje, Avrupa'daki Kömür ve Çelik Topluluğu deneyimine benzer bazı yapısal unsurlar taşımaktadır.

Öncelikle siyasi ya da ideolojik bir girişim değil ulaştırma, lojistik, enerji ve iletişim alanlarına dayanan işlevsel-teknik bir projedir.

Ayrıca zaman içinde başka ülkelerin katılımına imkan tanıyan, kademeli genişlemeye açık bir yapıya sahiptir.

Bunun yanında, karşılıklı çıkarların gerçek anlamda paylaşılmasını ve faydaların dengeli biçimde dağıtılmasını hedeflemektedir.Kalkınma Yolu Projesi;Ulaştırma (limanlar, kara yolları, demir yolları),Enerji (petrol, doğal gaz ve iletim hatları),İletişim ve teknoloji (dijital altyapılar ve veri koridorları)alanlarında bütünleşik bir bölgesel yapının çekirdeği olmaya adaydır.Stratejik açıdan proje, Güneydoğu Asya ile Avrupa'yı Körfez üzerinden Irak ve Türkiye hattında birbirine bağlamaktadır.

Böylece bölge ülkeleri arasında çıkar ortaklığını derinleştirebilecek kilit bir kavşak noktası oluşturmaktadır.

Proje, limanları, kara yollarını ve demir yollarını entegre eden bir ulaşım koridoru, petrol ve doğal gaz taşımacılığı için bir enerji kanalı ve aynı zamanda iletişim-teknoloji alanında gelişime açık bir güzergah niteliği taşımaktadır.

Bu yönüyle bölge, Avrupa için güvenli ve önemli bir enerji alternatifi olma potansiyeli kazanırken aynı zamanda dijital ve teknolojik dönüşüm süreçleri açısından da stratejik bir gelişim hattına dönüşebilir."Yol Diplomasisi" ve kurumsallaşmanın gerekliliği"Kalkınma Yolu Projesi, salt altyapı yatırımı olarak kaldığı takdirde stratejik hedeflerini bütünüyle gerçekleştiremez.

Projenin, ilgili ülkeler arasındaki çıkarları koordine eden, hukuki ve ekonomik ilişkileri düzenleyen, ortak riskleri yöneten ve elde edilen kazanımları sürdürülebilir işbirliği modeline dönüştüren kurumsal çerçeveye, örneğin bölgesel örgüt ya da yapılandırılmış işbirliği mekanizmasına evrilmesi gerekmektedir.

Ayrıca açık yönetişim ve uzlaşma mekanizmaları sayesinde karşılıklı kuşkuların ve güvenlik endişelerinin azaltılması da bu dönüşümün ayrılmaz bir parçasıdır.Başka bir ifadeyle proje, ulaştırma, enerji, ticaret ve iletişim alanlarında bölgesel bütünleşmenin kurumsallaşmış zeminine dönüşmelidir.

Böylelikle karşılıklı güvenin inşa edildiği, daha uzun vadeli istikrarın tesis edildiği bir yapı ortaya çıkabilir.

Bu süreç, zamanla bölge ülkelerinde kapsamlı kalkınma ve gerçek dönüşümün önünü açabilir, bu dönüşümün temeli ise çıkarların yapısal biçimde birbirine bağlanması olacaktır.Bu aşamadaki belirleyici unsur, başta Irak ve Türkiye olmak üzere ilgili ülkelerdeki karar alıcıların projenin hem ulusal hem de daha geniş bölgesel ölçekte sağlayacağı olumlu getirilerine inanmasıdır.

Bununla birlikte proje, "Yol Diplomasisi" olarak adlandırılabilecek aktif ve çok katmanlı diplomatik çabayı da gerekli kılmaktadır.Bu diplomasi, Bağdat ve Ankara'nın öncülüğünde projenin bölgesel ve uluslararası düzeyde tanıtılmasını, tereddütlü aktörlerin kaygılarının giderilmesini de içermelidir.

Ayrıca Körfez ülkeleri, İran, Suriye (şartlar elverdiğinde), Ürdün ve diğer aktörlerin kademeli işbirliği modelleriyle sürece dahil edilmesi, bölgesel entegrasyonun inşasında önemli bir araca dönüşebilir.Hatta proje, sadece ekonomik ve bir ulaştırma projesi olmanın ötesinde bölgesel güvenlik ve istikrar projesi haline gelebilir.

Böylece Orta Doğu'daki bölgesel ilişkileri geçici ittifaklar ve rekabetçi liderlik mücadeleleri temelinde değil ortak çıkarlar ve kurumsal kurallar temelinde yeniden şekillendirmek söz konusu olabilecektir.

Bunun için ortak bir anlayış ve güçlü bir diyalog zeminine ihtiyaç vardır.

Bölgede Bağdat Paktı, Sadabat Paktı gibi örnekler varken tarih neden tekerrür etmesin?

Bunun için gerekli zemin halihazırda var.[Prof.

Dr.

Adel Bedavi, Bağdat Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İlgili Sitenin Haberleri