Haber Detayı
İnsanın anlam arayışı
İnsan, hayatı yalnızca yaşamakla yetinmez, ona anlam katmak ister. Zaman zaman durup Ben neyin içindeyim? diye sorar. Bu soru var oldukça din de gündemde kalır; çünkü din, insanın bu arayışına güçlü cevaplar sunma iddiasındadır.
KONUK YAZAR TAHSİN KOÇYİĞİT....
İNSAN, yaşadığı hayatı sadece sürdürmekle yetinmez; ona bir anlam vermek ister.
Yediği, içtiği, kazandığı kadar; başına geleni nasıl anlamlandıracağını da önemser.
Hayatın ortasında şöyle bir durup 'Ben neyin içindeyim?' diye kendisine sormayan insan yoktur.
Bu soru sorulmaya devam ettikçe din de gündemde kalmaya devam edecektir.
Çünkü din, insanın susturamadığı bu soruya güçlü cevaplar verme iddiası taşır.
HAYAT RASTGELE MİDİR, Anlamlı mı?
BUGÜN dinin gereksizleştiğini öne sürenler, çoğu zaman insanın anlam ihtiyacını hafife alıyor.
Oysa mesele yalnızca inanmak ya da inanmamak değildir.
Mesele, hayatın rastgele mi yoksa anlamlı mı olduğu sorusudur.
Din, bu soruya açık bir cevap verir: İnsan başıboş değildir.
Yaşadıkları, sadece tesadüflerin yığılması değildir.
Bu kabul, insanın ruh dünyasında derin bir sükûnet ve denge oluşturur.
ÖLÜM GERÇEĞİ VE İNSAN MODERN insanın en büyük çelişkisi şudur: Her şeyi kontrol edebileceğine inanır, ama en temel gerçek karşısında çaresizdir; ölüm.
Ölüm, ne kadar ötelenirse ötelensin zihnimizden silinmez.
Din, ölümü yok saymaz; onu hayatın dışına da itmez.
Tam tersine, ölümü anlamın merkezine alır.
Bu yüzden din, insanı hayattan koparmaz; hayata daha ciddi bağlar.
HAYATIN CİDDİYETİ ÖLÜMÜ yalnızca bir son olarak görmek, hayatı da geçici bir oyuna dönüştürür.
Böyle bir bakış, uzun vadede insanı yorar.
Çünkü her şey bitiyorsa, hiçbir şey gerçekten önemli değildir.
İşte din, bu yorgunluğa itiraz eder.
Hayatın bir karşılığı olduğunu, insanın yapıp ettikleriyle baş başa kalacağını söyler.
Bu, korkutucu değil; toparlayıcı bir uyarıdır.
TOPLUMSAL DENGE VE SORUMLULUK TOPLUMLAR da bireyler gibi anlamla ayakta durur.
Ortak değerlerin zayıfladığı, kutsalın değersizleştirildiği, hatta alaya alındığı, sorumluluk fikrinin buharlaştığı yerde çözülme başlar.
Din, topluma bir omurga kazandırır.
Herkesi aynı kalıba sokmaz ama herkese bir sınır hatırlatır. 'Her şey mübah değildir' cümlesi, saygının ve toplumsal barışın en kısa özetidir.
KRİZ ZAMANLARINDA DİN DİN duygusunun sosyo-psikolojik gücü en çok kriz zamanlarında ortaya çıkar.
Depremde, hastalıkta, ölüm haberinde...
İnsan, yalnızca teknik açıklamalarla ayakta kalamaz. 'Nasıl oldu?' sorusu kadar 'Bu bana ne söylüyor?' sorusu da sorulur.
Din, bu soruya kesin cevaplar dağıtmaz; ama insanı anlamsızlıkla baş başa da bırakmaz.
ANLAM ORTAK BİR YÜKTÜR YENİ zamanların en büyük yanılgısı, anlamın kişisel bir hobiye indirgenmesidir. 'Herkes kendi anlamını üretsin' denir.
Güzel bir temenni gibi durur; ama pratiği zordur.
Çünkü anlam, tek başına taşınacak bir yük değildir.
Din, bu yükü ortaklaştırır.
İnsan, yalnız olmadığını hissettiğinde güçlenir.
İç Denetim ve Ahlak DİN aynı zamanda iç denetim mekanizması üretir.
İnsan, sadece görünürken değil, kimsenin olmadığı yerde de doğru ve dürüst kalabilmeyi öğrenir.
Hukuk davranışı düzenler; ahlak karakteri; din ise niyeti.
Toplumların uzun vadede ayakta kalmasını sağlayan da bu karakter inşası ve niyet terbiyesidir.
VAZGEÇİLMEZ BİR ANLAM KAYNAĞI BUGÜN dinin geri çekildiği her alanda, boşluk kendiliğinden dolmuyor.
O boşluğu ideolojiler, kimlikler ya da geçici tutkular doldurmaya çalışıyor.
Ancak ölüm gerçeğiyle yüzleşme noktasında bu ikameler yetersiz kalıyor.
Çünkü ölüm, insanı en çıplak haliyle yakalar.
Sonuç olarak din, geçmişten kalma bir alışkanlık değil; insanın değişmeyen sorularına verilen köklü bir cevaptır.
Hayata 'niçin' sorusunu, ölüme ise 'son mu?' sorusunu sormaya devam ettiğimiz sürece din de vazgeçilmez olmaya devam edecektir.
Çünkü din, iyi anlaşıldığında, insanın en zor anda bile elinden tuttuğu anlam cümlesidir; bir kurtuluş reçetesidir.
İÇ DENETİM MEKANİZMASI DİN, insanın yalnızca dış dünyayla olan ilişkisini değil, kendi iç dünyasını da düzenleyen güçlü bir iç denetim mekanizması üretir.
İnsan, sadece başkalarının gözünün üzerinde olduğu anlarda değil, kimsenin görmediği, hesap sormadığı zamanlarda da doğru ve dürüst kalabilmeyi öğrenir.
Çünkü din, davranıştan önce niyete odaklanır; yapılan eylemin arkasındaki amacı, samimiyeti ve vicdani sorumluluğu önemser.
Bu yönüyle insanı dış baskıyla değil, içsel bilinçle yönlendirir.