Haber Detayı
Sosyal Medya ve Sorumluluklar...
Sosyal Medya ve Sorumluluklar...
Yazının ve nihayet matbaanın icadı, internetin yaygınlaşması ve yapay zekanın hayatımıza girmesi büyük insanlık devrimleridir.
İnsanlık, elektronik mecralardaki gelişmelerle ilerlemektedir.Nicedir iktisadi hayatımız da; bankacılıktan dış satıma, hukuki süreçlerden satınalma akitlerine kadar neredeyse tamamen elektronik ortamda yürütülmektedir.Teknoloji ilerlemekte, her şey değişmekte; insanlığın büyük vicdanı ise en güçlü dayanak olarak yerini korumaktadır.
Korumalıdır!..Özgürlük, bilim ve sanat alanlarını öncesiyle kıyaslanmaz derecede genişleten bu kazanımlar, beraberinde sorumluluğu da getirmektedir.Bugün internet ve sosyal medya, yazılı ve görsel basından çok daha ağırlıklı olarak yaşamımızda yer almaktadır.Aynı anlamda sosyal medyanın da sorumlu bir özgürlük anlayışıyla değerlenmesi kuşkusuz demokratik iklime de katkı sağlayan bir edimdir.
Gerçekten, sosyal medya, bireyler arası iletişimi güçlendiren, bilgiye erişimi hızlandıran ve demokratik katılımı artıran bir araçtır.Gelinen noktada, sosyal medyanın yalnızca bir iletişim platformu değil; aynı zamanda güçlü bir algı üretim mekanizması, toplumsal davranışları yönlendiren bir alan ve ciddi bir sorumluluk meselesi olduğu açıkça ortadadır.
Ben Gazi'nin eşsiz öngörüsünde olduğu gibi: "basın hürriyetinden doğan olumsuzlukları gidermenin yolu yine basın özürlüğüdür" mealinden kalkarak;İnternet ortamı ve Sosyal Medyanın doğru ve içten amaçlarla kullanımının kısıtlamalardan çok eğitime bağlı olduğuna inanırım.Evet Türkiye'miz, genç nüfus oranının yüksekliği ve mobil teknolojilere hızlı adaptasyonu sayesinde sosyal medyayı en yoğun kullanan ülkeler arasında yer almaktadır.
İyi ki de öyledir..
Aksi bir olgu hayatın akışına boş yere direnmek, ekonomik ve sosyal kayıplara razı olmak ve üçüncü sınıf bir ülke olarak Dünya'dan dışlanmak anlamına gelir...X (Twitter), Instagram, TikTok ve YouTube ve ulusal mahreçli gelişen kimi platformlar, hatta whatsapp gibi uygulamalar, gündelik yaşamın vazgeçilmez birer parçasıdır.Siyasi tartışmalardan kültürel üretime, afet anlarından spor ve sanata kadar pek çok başlık, artık büyük ölçüde sosyal medya üzerinden şekillenmektedir.
Bu durum, bireylere güçlü bir ifade alanı sağlarken, en temel sorunlardan biri, bilgi kirliliği ve dezenformasyondur.
Gerçekten bizde ve herhangi bir ülkede, doğrulanmamış haberlerin hızla yayılması, toplumda güvensizlik duygularını besleyebilmektedir.
Türkiye’de özellikle seçim dönemleri ve ekonomik dalgalanmalar sırasında sosyal medyanın nasıl bir “duygusal dalga” yarattığı da defalarca gözlemlenmiştir.
Sosyal medya, kimi zaman hak arama ve dayanışma aracı olurken, kimi zaman da ölçüsüz yargılamaların mecrasına dönüşebilmektedir.
Türkiye’de birçok kişi, tek bir paylaşım ya da bağlamından koparılmış bir cümle nedeniyle ağır psikolojik baskılara maruz kalmıştır.
Bu bağlamda, hukukun yerini sosyal medyanın “anlık adaletine!” bırakması, toplumsal vicdan açısından da ciddi bir kırılma yaratmaktadır.
Sorumluluk, tam da buradadır; ancak bu sorumluluk bireysel olduğu kadar kamusal ve kamunun da sorumluluğuna işaret etmelidir.Bireyler yapıcı olarak davranmak, kamu ise bireyi topluma kazandırmak zorunda sayılmalıdır.Burada ailelere, eğitim kurumlarına ve karar alıcılara önemli görevler düşmektedir.
Daha geniş ve genel yorumuyla tamamlarsak: "Sosyal medya okuryazarlığı" artık bir toplumsal zorunluluktur.Sonuç olarak sosyal medya, ne mutlak bir tehdit ne de koşulsuz bir özgürlük alanıdır.
Bireyin, toplumun ve kurumların ortak aklıyla şekillenen bir dijital kültür inşa edilmedikçe, sorunlar derinleşerek devam edecektir.
Sosyal medyanın özgürlük ve demokrasi kültürü içinde değerlenmesi, eğitim ve yapıcı denetim ile hayatımıza katkı sağlaması beklenir ve gerekir.