Haber Detayı
Rezerv değil model kurtarır
Nadir toprak elementlerinde tartışma rezerv büyüklüğüne kilitlenirken, yapılan değerlendirmelerde asıl kritik başlığın teknoloji, rafinasyon kapasitesi ve çevresel sürdürülebilirlik olduğuna dikkat çekiliyor. Sadece madenciliğe dayalı bir modelin Türkiye’ye stratejik güç kazandırmayacağı, ekolojik riskleri ise büyüteceği vurgulanıyor.
Başak Nur GÖKÇAMDünyanın yeşil dönüşüm rotası artık yalnızca güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araçlardan ibaret değil.
Bu teknolojilerin arkasındaki görünmeyen ama vazgeçilmez yapı taşı ise nadir toprak elementleri (NTE).
Türkiye’de Eskişehir/Beylikova’da keşfedildiği açıklanan dev rezerv, siyasetin gündemine ‘stratejik kurtuluş reçetesi’ olarak girdi.Ancak sürdürülebilirlik perspektifinden bakıldığında tablo çok daha karmaşık.
Prof.
Dr.
Etem Karakaya’ya göre asıl mesele rezervin büyüklüğü değil, Türkiye’nin bu rezervi nasıl bir kalkınma ve sürdürülebilirlik modeline dönüştüreceği.Prof.
Dr.
Karakaya, NTE’lerin ekonomik ve jeostratejik değerinin madencilikte değil, rafinasyon ve nihai ürün üretiminde ortaya çıktığını vurgulayarak şu uyarıyı yapıyor: “Yalnızca rezerv madenciliği Türkiye’yi kritik bir aktör konumuna taşımaz.
Stratejik güç, bu elementlerin yüksek saflıkta oksitlere rafine edilmesi, saflaştırılması ve mıknatıslar, katalizörler, metal alaşımları gibi ileri teknolojik ürünlere dönüştürülmesiyle oluşur.”Madenden değil, teknolojiden güç doğuyorKüresel değer zinciri rakamları bu tespiti doğruluyor.
Madencilik aşamasında NTE’lerin küresel pazar değeri 600–800 milyon dolar seviyesindeyken, rafinasyon ve saflaştırma aşamasında bu değer 5,7–7,6 milyar dolara sıçrıyor.
Nihai ürün üretiminde ise gerçek ekonomik dönüşüm yaşanıyor: yalnızca kalıcı mıknatıs pazarının büyüklüğü 32–35 milyar doları aşıyor.Madenciliğin toplam ekonomik değerin çok küçük bir kısmını temsil ettiğini belirten Prof.
Dr.
Karakaya, “Toplam ekonomik değerin çok küçük bir kısmını temsil ediyor.
Katma değer, rafinasyon ve nihai ürün aşamasında oluşuyor.
Bir ton ham cevherdeki birkaç kilogram NTE, ileri teknolojik ürüne dönüştüğünde 100–150 bin doların üzerinde ekonomik katkı yaratabiliyor” dedi.Çin gerçeği: Rezerv değil, zincirin hâkimiTürkiye’de kamuoyuna yansıyan tartışmaların merkezinde ‘rezerv büyüklüğü’ yer alsa da, Karakaya’ya göre küresel güç dengelerini belirleyen unsur rezerv sahipliği değil, değer zincirinin kontrolü.
Çin, madencilikte yüzde 62–65 paya sahipken, ay ayrıştırma kapasitesinin yüzde 87–91’ini, yüksek saflıkta üretimin yüzde 92’sini ve kalıcı mıknatıs üretiminin yüzde 93–95’ini kontrol ediyor.“Dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden ABD bile işlenmiş NTE ve kalıcı mıknatıs gibi nihai ürünlerde yüzde 90’a varan oranda Çin’e bağımlı” diyen Prof.
Dr.
Karakaya, bu hakimiyetin 2000 yılından bu yana yapılan yaklaşık 57 milyar dolarlık yatırımla kurulduğunu hatırlattı.Türkiye’nin gerçek sınavı: Teknoloji, finansman, iş birliğiKarakaya’ya göre Türkiye’nin önündeki temel engeller üç başlıkta toplanıyor: teknoloji transferi, büyük ölçekli finansman ve küresel pazarlara erişim.
Türkiye’nin tek başına, uluslararası iş birliği olmaksızın bu değer zincirine girmesinin gerçekçi olmadığı vurgusunu yapan Karakaya, “Bu, sadece madencilik yatırımı değil; yüksek mühendislik, bilgi birikimi transferi, AR-GE kapasitesi ve uzun vadeli finansman gerektiren bir sanayi dönüşümüdür” diye konuştu.
Ancak mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda çevresel.Çin modeli Türkiye için çıkmaz sokakÇin’in düşük maliyetli üretimi büyük ölçüde çevresel standartlardan feragat edilmesine dayanıyor.
Bu modelin Türkiye için ne etik ne de jeopolitik olarak mümkün olmadığını vurgulayan Karakaya, “Türkiye’nin Çin’le rekabet etmek için ekolojik maliyetleri göz ardı etmesi, hem çevresel yıkım yaratır hem de uluslararası işbirliklerini ve finansmana erişimi imkânsız hale getirir” dedi.Buna karşılık sürdürülebilirlik temelli bir stratejinin, Türkiye için avantaj da yaratabileceğini söyleyen Karakaya, “NTE üretimini çevresel sürdürülebilirlik üzerine kurmak, Türk ürünlerine ‘sürdürülebilir kaynaklı’ etiketi kazandırır ve AB ile ABD gibi pazarlarda güçlü bir çekim alanı oluşturur” diye ekledi.Stratejik yol haritası: Rezerv değil, vizyonProf.
Dr.
Etem Karakaya’ya göre Türkiye’nin NTE politikası bir ‘madencilik projesi’ değil, ulusal bir sürdürülebilir kalkınma ve sanayi stratejisi olarak tasarlanmalı.
Asıl sınav ise yüksek katma değerli üretimi çevresel sürdürülebilirlik ile birlikte tasarlayabilmek.
Rezerv büyüklüğü değil, stratejik vizyon belirleyici olacak.‘Yeşil enerji karadeliği’ riskiNTE üretimi, temiz enerji teknolojilerinin temel girdisi olmasına rağmen, madencilik ve rafinasyon süreçleri ciddi çevresel yıkım potansiyeli taşıyor.
Karakaya bu çelişkiye dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: “NTE üretiminin ekolojik maliyetleri görmezden gelinirse bir ‘yeşil enerji karadeliği’ yaratılır.
Çok küçük miktarda nihai ürün için muazzam miktarda toprağın kazılması, toksik atıklar, radyoaktif kalıntılar ve su kirliliği söz konusu.Üstelik karbon ayak izi de çok yüksek.
Neodimyum üretimi, çeliğe kıyasla yaklaşık 40 kat, alüminyuma kıyasla ise 8 kat daha fazla emisyona yol açıyor.
NTE’ler temiz enerji için kritik ama üretim süreçleri hızla karbondan arındırılmazsa, iklim krizine çözüm üretirken yeni bir kriz alanı yaratılır.”Türkiye’nin rezervleriTürkiye’nin rezerv büyüklüğü 694 milyon ton olarak duyuruldu ancak bu yatakların yalnızca yüzde 0,2 - 2’sinin NTE’lerden oluştuğu hesaplanıyor.
Yani gerçek rezerv büyüklüğünün 1.4 milyon ton ile 14 milyon ton arasında olacağı öngörülüyor.