Haber Detayı

Rezerv değil model kurtarır
Sürdürülebilir dünya dunya.com
12/02/2026 00:00 (9 saat önce)

Rezerv değil model kurtarır

Nadir toprak elementlerinde tartışma rezerv büyüklüğüne kilitlenirken, yapılan değerlendirmelerde asıl kritik başlığın teknoloji, rafinasyon kapasitesi ve çevresel sürdürülebilirlik olduğuna dikkat çekiliyor. Sadece madenciliğe dayalı bir modelin Türkiye’ye stratejik güç kazandırmayacağı, ekolojik riskleri ise büyüteceği vurgulanıyor.

Başak Nur GÖKÇAMDünyanın yeşil dönü­şüm rotası artık yal­nızca güneş panelle­ri, rüzgâr türbinleri ve elekt­rikli araçlardan ibaret değil.

Bu teknolojilerin arkasında­ki görünmeyen ama vazgeçil­mez yapı taşı ise nadir toprak elementleri (NTE).

Türki­ye’de Eskişehir/Beylikova’da keşfedildiği açıklanan dev rezerv, siyasetin gündemine ‘stratejik kurtuluş reçetesi’ olarak girdi.Ancak sürdürü­lebilirlik perspektifinden ba­kıldığında tablo çok daha kar­maşık.

Prof.

Dr.

Etem Karaka­ya’ya göre asıl mesele rezervin büyüklüğü değil, Türkiye’nin bu rezervi nasıl bir kalkınma ve sürdürülebilirlik modeline dönüştüreceği.Prof.

Dr.

Ka­rakaya, NTE’lerin ekonomik ve jeostratejik değerinin ma­dencilikte değil, rafinasyon ve nihai ürün üretiminde ortaya çıktığını vurgulayarak şu uya­rıyı yapıyor: “Yalnızca rezerv madenciliği Türkiye’yi kritik bir aktör konumuna taşımaz.

Stratejik güç, bu elementlerin yüksek saflıkta oksitlere rafi­ne edilmesi, saflaştırılması ve mıknatıslar, katalizörler, me­tal alaşımları gibi ileri tekno­lojik ürünlere dönüştürülme­siyle oluşur.”Madenden değil, teknolojiden güç doğuyorKüresel değer zinciri ra­kamları bu tespiti doğrulu­yor.

Madencilik aşamasında NTE’lerin küresel pazar de­ğeri 600–800 milyon dolar se­viyesindeyken, rafinasyon ve saflaştırma aşamasında bu de­ğer 5,7–7,6 milyar dolara sıçrı­yor.

Nihai ürün üretiminde ise gerçek ekonomik dönüşüm ya­şanıyor: yalnızca kalıcı mıkna­tıs pazarının büyüklüğü 32–35 milyar doları aşıyor.Madenciliğin toplam eko­nomik değerin çok küçük bir kısmını temsil ettiğini belir­ten Prof.

Dr.

Karakaya, “Top­lam ekonomik değerin çok kü­çük bir kısmını temsil ediyor.

Katma değer, rafinasyon ve ni­hai ürün aşamasında oluşuyor.

Bir ton ham cevherdeki birkaç kilogram NTE, ileri teknolojik ürüne dönüştüğünde 100–150 bin doların üzerinde ekono­mik katkı yaratabiliyor” dedi.Çin gerçeği: Rezerv değil, zincirin hâkimiTürkiye’de kamuoyuna yansıyan tartışmaların mer­kezinde ‘rezerv büyüklüğü’ yer alsa da, Karakaya’ya göre küresel güç dengelerini belir­leyen unsur rezerv sahipliği değil, değer zincirinin kont­rolü.

Çin, madencilikte yüz­de 62–65 paya sahipken, ay ay­rıştırma kapasitesinin yüzde 87–91’ini, yüksek saflıkta üre­timin yüzde 92’sini ve kalıcı mıknatıs üretiminin yüzde 93–95’ini kontrol ediyor.“Dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden ABD bile işlen­miş NTE ve kalıcı mıknatıs gi­bi nihai ürünlerde yüzde 90’a varan oranda Çin’e bağımlı” diyen Prof.

Dr.

Karakaya, bu hakimiyetin 2000 yılından bu yana yapılan yaklaşık 57 mil­yar dolarlık yatırımla kurul­duğunu hatırlattı.Türkiye’nin gerçek sınavı: Teknoloji, finansman, iş birliğiKarakaya’ya göre Türki­ye’nin önündeki temel engel­ler üç başlıkta toplanıyor: tek­noloji transferi, büyük ölçekli finansman ve küresel pazarla­ra erişim.

Türkiye’nin tek ba­şına, uluslararası iş birliği ol­maksızın bu değer zincirine girmesinin gerçekçi olmadı­ğı vurgusunu yapan Karakaya, “Bu, sadece madencilik yatırı­mı değil; yüksek mühendislik, bilgi birikimi transferi, AR-GE kapasitesi ve uzun vadeli finansman gerektiren bir sa­nayi dönüşümüdür” diye ko­nuştu.

Ancak mesele sadece ekonomik değil, aynı zaman­da çevresel.Çin modeli Türkiye için çıkmaz sokakÇin’in düşük maliyetli üre­timi büyük ölçüde çevresel standartlardan feragat edil­mesine dayanıyor.

Bu mode­lin Türkiye için ne etik ne de jeopolitik olarak mümkün ol­madığını vurgulayan Karaka­ya, “Türkiye’nin Çin’le reka­bet etmek için ekolojik mali­yetleri göz ardı etmesi, hem çevresel yıkım yaratır hem de uluslararası işbirliklerini ve finansmana erişimi imkânsız hale getirir” dedi.Buna karşılık sürdürülebi­lirlik temelli bir stratejinin, Türkiye için avantaj da yara­tabileceğini söyleyen Karaka­ya, “NTE üretimini çevresel sürdürülebilirlik üzerine kur­mak, Türk ürünlerine ‘sürdü­rülebilir kaynaklı’ etiketi ka­zandırır ve AB ile ABD gibi pa­zarlarda güçlü bir çekim alanı oluşturur” diye ekledi.Stratejik yol haritası: Rezerv değil, vizyonProf.

Dr.

Etem Karakaya’ya göre Türkiye’nin NTE politikası bir ‘madencilik projesi’ değil, ulusal bir sürdürülebilir kalkınma ve sanayi stratejisi olarak tasarlanmalı.

Asıl sınav ise yüksek katma değerli üretimi çevresel sürdürülebilirlik ile birlikte tasarlayabilmek.

Rezerv büyüklüğü değil, stratejik vizyon belirleyici olacak.‘Yeşil enerji karadeliği’ riskiNTE üretimi, temiz enerji teknolojilerinin temel girdisi olmasına rağmen, madencilik ve rafinasyon süreçleri ciddi çevresel yıkım potansiyeli taşıyor.

Karakaya bu çelişkiye dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: “NTE üretiminin ekolojik maliyetleri görmezden gelinirse bir ‘yeşil enerji karadeliği’ yaratılır.

Çok küçük miktarda nihai ürün için muazzam miktarda toprağın kazılması, toksik atıklar, radyoaktif kalıntılar ve su kirliliği söz konusu.Üstelik karbon ayak izi de çok yüksek.

Neodimyum üretimi, çeliğe kıyasla yaklaşık 40 kat, alüminyuma kıyasla ise 8 kat daha fazla emisyona yol açıyor.

NTE’ler temiz enerji için kritik ama üretim süreçleri hızla karbondan arındırılmazsa, iklim krizine çözüm üretirken yeni bir kriz alanı yaratılır.”Türkiye’nin rezervleriTürkiye’nin rezerv büyüklüğü 694 milyon ton olarak duyuruldu ancak bu yatakların yalnızca yüzde 0,2 - 2’sinin NTE’lerden oluştuğu hesaplanıyor.

Yani gerçek rezerv büyüklüğünün 1.4 milyon ton ile 14 milyon ton arasında olacağı öngörülüyor.

İlgili Sitenin Haberleri