Haber Detayı

Köyler Boşaldı  Türkiye Kırsal Çöküşün Eşiğinde
Manşetler dogruhaber.com.tr
11/02/2026 02:00 (1 saat önce)

Köyler Boşaldı Türkiye Kırsal Çöküşün Eşiğinde

TÜİK verileri köy nüfuslarının hızla azaldığını ortaya koyarken, tarımsal desteklerin yetersizliği üretimi zorlaştırıyor. Uzmanlar, kırsalda üretimin sürdürülebilmesi ve köyden kente göçün durdurulabilmesi için tarım ve hayvancılık teşviklerinin artırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’de köy nüfusları hızla azalırken, tarımsal üretimle nüfus hareketleri arasındaki bağ daha görünür hale geliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 verileri, onlarca köyde nüfusun tek haneli rakamlara düştüğünü ortaya koyarken; tarımsal desteklerdeki daralma, üreticinin kırsalda kalma imkanlarını her geçen yıl daha da zorlaştırıyor.

Uzmanlar, köyden kente göçün yalnızca demografik bir değişim olmadığını, gıda üretimi, fiyatlar ve ülkenin tarımsal geleceği açısından kritik sonuçlar doğurduğunu vurguluyor.

Türkiye’de köy nüfusları giderek erirken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. 2025 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, ülkede 70 köyde nüfusa kayıtlı kişi sayısı 10 veya daha az seviyeye düştü.

Hatta 3 köyde yalnızca 1’er kişi yaşıyor.

TÜİK verilerinden yapılan derlemeye göre Türkiye nüfusu, 2025’te bir önceki yıla kıyasla 427 bin 224 kişi artarak 86 milyon 92 bin 168 oldu.

Ancak bu artış büyük ölçüde şehir merkezlerinde gerçekleşti.

Nüfusun Yüzde 93,6’sı İl ve İlçe Merkezlerinde İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların sayısı 80 milyon 555 bin 475 olarak kayıtlara geçti.

Toplam nüfus içindeki payları ise yüzde 93,6’ya yükseldi.

Buna karşılık, büyükşehir statüsü dışındaki belde ve köylerde yaşayan nüfusun oranı yüzde 6,6’dan 6,4’e geriledi.

Geçen yıl köy ve beldelerde yaşayan kişi sayısı, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 2,1 azalarak 5 milyon 536 bin 693 oldu.

Bu düşüş, kırsaldan kente göçün hız kesmeden sürdüğünü gösteriyor. 456 Köyde Nüfus 1000’in Üzerinde Türkiye genelinde 1000 veya daha fazla nüfusa sahip köy sayısı 456 olarak belirlendi.

En kalabalık köy ise Adıyaman merkez ilçesine bağlı İpekli oldu.

Köyün nüfusu 6 bin 681 kişi olarak kayıtlara geçti.

İpekli’yi, Çanakkale Merkez Karacaören (6 bin 668) ve Adıyaman Merkez Taşpınar (6 bin 268) köyleri izledi.

Uşak Merkez Mende (5 bin 946) ve Yalova Merkez Samanlı (5 bin 696) da en kalabalık köyler arasında yer aldı. 3 Köyde Sadece 1 Kişi Yaşıyor TÜİK verilerine göre Türkiye’de 3 köyde yalnızca birer kişi nüfusa kayıtlı durumda.

Bu köyler: Bitlis Merkez – Kayalıbağ Siirt Kurtalan – Çattepe Iğdır Aralık – Tarlabaşı Ayrıca Bingöl’ün Yedisu ilçesindeki Akımlı köyünde 2 kişi, Bingöl Adaklı’daki Maltepe, Hakkari Yüksekova’daki Dilekli ve Kütahya Emet’teki Kalfalar köylerinde ise 3’er kişi yaşıyor.

Şırnak Merkez Kemerli köyünde 4, Cevizdüzü köyünde ise 5 kişinin ikamet ettiği tespit edildi.

Kentler Tüketiyor, Köyler Üretemiyor Gıda fiyatları her gündeme geldiğinde aynı soru soruluyor.

Antalya’da 10 liraya satılan domates İstanbul’da nasıl 40 liraya çıkıyor.

Gıda fiyatları her yükseldiğinde aynı soru soruluyor.

Üretim bölgelerinde ucuz olan ürünler, kentlerde neden birkaç kat pahalıya satılıyor.

Tartışmalar çoğu zaman aracılara odaklanıyor ve kazancı onların aldığı söyleniyor.

Bu tespit kısmen doğru olsa da asıl sorun daha yapısal.

Türkiye’de temel problem, üretimin köylerden çekilmesi, kentlerin ise tamamen tüketime dayalı hale gelmesi.

Bugün Türkiye’de büyük kentlerin tamamı ağırlıklı olarak tüketen, çevresindeki kırsal alanlar ise giderek üretim dışına itilen bölgeler haline geldi.

Sebze, meyve ve temel tarım ürünleri çoğu kentte artık yakın çevreden değil, yüzlerce kilometre uzaktaki üretim alanlarından taşınıyor.

Mesafe uzadıkça maliyet artıyor, maliyet arttıkça fiyat yükseliyor.

Kent Büyüdü, Kırsal Küçüldü Türkiye’de son yıllarda kentleşme, yalnızca nüfus artışı anlamına gelmedi.

Aynı zamanda köylerin boşalması, tarım alanlarının daralması ve kırsal üretimin zayıflaması sonucunu doğurdu.

Birçok köy idari olarak mahalleye dönüştü, tarım arazileri imar baskısı altına girdi, üretim yapan nüfus yaşlandı veya tamamen çekildi.

Bugün birçok kentte tarım yapılabilecek alanlar hala var.

Ancak bu alanlar ya yapılaşma tehdidi altında ya da üretimden kopmuş durumda.

Kentlerin çeperleri sebze ve meyve üretmek yerine betonlaşmaya açıldıkça, gıda tedariki uzak bölgelere bağımlı hale geliyor.

Yerel Üretim Olmayınca Fiyat Artıyor Bir kentin domatesi, patatesi, soğanı kendi yakın çevresinde üretilmediğinde fiyat farkı kaçınılmaz hale geliyor.

Ürün tarladan çıkıyor, aracıya gidiyor, halden hale dolaşıyor, depolanıyor ve sonunda kente ulaşıyor.

Bu süreçte yalnızca aracı değil, taşıma, enerji, zaman ve kayıp maliyetleri de fiyatın üzerine ekleniyor.

Oysa geçmişte birçok kent, kendi çevresindeki köylerden beslenebiliyordu.

Bugün bu bağ büyük ölçüde kopmuş durumda.

Kent çeperlerindeki tarım alanlarında sebze ve meyve üretimi azalırken, daha az emek isteyen veya sanayi ve hayvancılığa yönelik ürünler öne çıkıyor.

Bu durum, kentlerin günlük gıda ihtiyacını karşılayacak üretimin gerilemesine yol açıyor.

Yerel pazarlar zayıflıyor, kent mutfağı uzak tarlalara bağımlı hale geliyor.

Bu tablo yalnızca bir kente özgü değil.

İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve birçok büyük şehir benzer sorunları yaşıyor.

Kent köyleri yutarak büyüyor ama kendi gıdasını üretemiyor.

HÜDA PAR: Köye Dönüşe Devlet Desteği Artırılsın HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, köye dönüşün desteklenmesi için tarım ve hayvancılık teşviklerinin arttırılması gerektiğini vurguladı.

HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, "Köye dönüşün gerçek anlamda mümkün olabilmesi için tarım ve hayvancılık destekleri arttırılmalı, kırsalda hayatı kolaylaştıracak eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim ve sosyal hizmetler gibi alanlarda gerekli yatırımlar yapılmalıdır." dedi.

Ramanlı, Türkiye'nin tarım ve hayvancılık alanında sahip olduğu potansiyele dikkati çekti.

Tarımsal üretimin desteklenmesi, kırsal kalkınmanın güçlendirilmesi ve köye dönüşün teşvik edilmesinin ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Ramanlı, GAP kapsamındaki sulama tesislerinin tamamlanmasının da bu sürecin temel unsurlarından olduğunu söyledi.

Tarım ve hayvancılık alanındaki destekleri olumlu karşıladıklarını ancak mevcut desteklerin üreticinin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını dile getiren Ramanlı, "Köye dönüşün gerçek anlamda mümkün olabilmesi için tarım ve hayvancılık destekleri arttırılmalı, kırsalda hayatı kolaylaştıracak eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim ve sosyal hizmetler gibi alanlarda gerekli yatırımlar yapılmalıdır.

Böylece köyler yeniden üretim merkezleri haline gelebilir." ifadelerini kullandı.

Yetersiz destekler nedeniyle üretim maliyetlerinin arttığını savunan Ramanlı, fiyatları düşürmek için ithalata yönelmenin ekonomiye zarar verdiğini, üreticiyi zayıflatarak dışa bağımlılığı arttırdığını kaydetti.

Köye Dönene Devlet Desteği Var mı?

Devletten köyüne dönmek isteyen vatandaşlara destek geliyor.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2026 yılıyla birlikte kırsal kalkınma için yeni bir destek paketinin devreye alındığını açıkladı.

Köyüne dönerek tarım ve hayvancılıkla uğraşmak isteyenler, yüzde 70’e varan hibe desteğinden yararlanabilecek.

Desteklerin önemli bir bölümü geri ödemesiz olacak.

Yeni destek programının amacı kırsalda üretimi artırmak ve tersine göçü teşvik etmek.

Hibe oranları yüzde 50 ile yüzde 70 arasında değişecek.

Destek tutarları hesaplanırken KDV de dahil edilecek.

Kadınlar ve genç girişimciler başvurularda öncelikli olacak.

Bütçenin en az yüzde 20’si kadın ve genç girişimcilere ayrılacak.

Bu grupların başvuruları daha hızlı ve avantajlı şekilde değerlendirilecek.

Tarımsal örgütler üzerinden yapılan başvurular da ek avantaj sağlayacak.

Desteklenecek alanların kapsamı da genişletildi.

Tarımsal üretim ve hayvancılığın yanı sıra akıllı tarım sistemleri destek kapsamına alındı.

Yapay zeka destekli üretim modelleri, robotik ve otomasyon teknolojileri ile modern üretim altyapıları da hibe desteğinden faydalanabilecek.

Atıl Arazi Adımı Köylerin Canlanması için Faydalı Köylerin canlanması için bir adım daha atıldı.

Uzun süredir ekilmeyen tarım arazilerinin yeniden üretime kazandırılması amacıyla hayata geçirilen yeni uygulama, tarım sektörü için olumlu ve gerekli bir adım olarak değerlendiriliyor.

İki yıl üst üste ekilmeyen tarım arazileri, devlet tarafından sezonluk olarak kiraya verilecek ve böylece hem üretim artacak hem de atıl kaynaklar ekonomiye kazandırılacak.

Düzenleme geçen yıl başladı. 1 Eylül 2025’ten itibaren 45 gün içinde başvuru yapmayanların tarlaları otomatik olarak kiralama kapsamına alındı.

Kiralama işlemlerinden elde edilen gelir ise doğrudan arazi sahiplerine aktarıldı.

Bu yönüyle uygulama, mülkiyet hakkını zedelemeden kamu yararını gözeten bir model sunuyor.

Resmi verilere göre 2024 üretim yılında, mülkiyeti gerçek ve tüzel kişilere ait 25 bin 328 parselde yaklaşık 300 bin dekar arazi ekilmedi.

Yeni uygulama sayesinde bu alanların üretime açılmasıyla, hem tarımsal arzın artması hem de gıda fiyatları üzerindeki baskının azalması hedeflendi.

Uzmanlar, özellikle ekilmeyen arazilerin sisteme dahil edilmesinin verimlilik ve gıda güvenliği açısından kritik olduğunu vurguluyor.

Köyde Kalan Üretecek Kasım 2025’ten itibaren başlayacak kiralama sürecinde öncelik köyde yaşayanlara, yerel sivil toplum kuruluşlarına ve meslek odalarına verildi.

Bu yaklaşım, kırsalda yaşayan nüfusun üretime dahil edilmesini teşvik ederken, tersine göç ve kırsal canlanma açısından da önemli bir fırsat sunuyor.

Öncelikli gruplar arasında birden fazla talep olması halinde en yüksek teklifi veren kiralamayı alıyor.

Kiralanan araziler yalnızca tarımsal faaliyetlerde kullanılabiliyor.

Tarım dışı kullanım tespit edilirse sözleşmeler iptal ediliyor.

Bu kural, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını engelleyerek toprakların korunmasını da güvence altına alıyor. 2026 Bütçesi Çiftçiye Yaramadı, Ekemeyen Kente Kaçıyor Tarım sektörü, milyonlarca çiftçinin geçim kaynağı olmasının yanı sıra toplumun gıda ihtiyacını karşılayan stratejik bir alan olmayı sürdürüyor.

Ancak 2026 yılı bütçesinde tarıma ayrılan pay ve destek kalemleri, çiftçiler açısından tepki çekti. 2006 yılında yürürlüğe giren 5488 sayılı Tarım Kanunu’na göre, tarıma ayrılacak kaynağın gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inden az olmaması gerekiyor.

Buna karşın bugüne kadar hiçbir yıl bu orana ulaşılamadı.

Tarımsal destekler en fazla yüzde 0,5 seviyesinde kaldı ve çoğu zaman bir yıl gecikmeli ödendi.

Desteklerin yetersizliği ve gecikmesi nedeniyle çiftçilerin banka kredilerine yöneldiği, tarımsal borç yükünün önemli ölçüde arttığı belirtiliyor. 2026 yılı bütçesinde tarıma 186 milyar lira kaynak ayrıldı.

Aynı bütçede faiz giderlerine ayrılan tutarın, tarıma ayrılan kaynağın yaklaşık 16 katı olduğu kaydedildi. 2025 yılında tarım destekleri için başlangıçta 135 milyar lira ödenek ayrılmış, zirai don nedeniyle yapılan 23,5 milyar liralık ek ödemeyle bu tutar 158,6 milyar liraya yükselmişti. 2026 yılı için belirlenen destek tutarı, 2025’in gerçekleşen rakamına göre sınırlı bir artış gösterdi. 2026 bütçesinde önceki yıllarda uygulanan bazı temel tarımsal desteklerin yer almadığı görüldü.

Buna göre mazot desteği, gübre desteği, alan bazlı destek, 17 ürüne verilen fark (prim) ödemeleri 2026 yılı bütçesinde ödenek ayrılmayan destekler arasında yer aldı.

Alan bazlı destek kapsamında özellikle fındık üreticilerine yönelik ödemelerin de bütçeden çıkarıldığı belirtildi.

Fındıkta 2009 yılından bu yana uygulanan alan bazlı destek, 2026 yılı itibarıyla sona ermiş oldu.

Tarımsal desteklerin azalmasıyla birlikte girdi maliyetlerinin arttığı, buna karşılık ürün gelirlerinin yeterli seviyeye ulaşamadığı belirtiliyor.

Üreticiler, bu koşullar altında köyde kalıp tarım yapmanın her geçen yıl daha zor hale geldiğini ifade ediyor.

Tarım ekonomistleri, kırsalda üretimin sürdürülememesi durumunda köyden kente göçün hızlanacağı, tarım arazilerinin atıl kalacağı ve gıda arzında risklerin artabileceği uyarısında bulunuyor.

Dünyada Köye Dönene Para Veriliyor, Türkiye Ne Yapabilir?

Dünyanın birçok ülkesinde köy nüfuslarının hızla azalması, devletleri kırsalı yeniden cazip hale getirecek politikalar geliştirmeye yöneltti.

Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok ülkede, köye taşınanlara doğrudan nakit destek, düşük bedelli konut ve kira teşvikleri uygulanırken, Türkiye’de benzer adımların atılması gerekliliği yeniden gündeme geldi.

İtalya’da nüfusu azalan köylerde boş kalan evler sembolik bedellerle devrediliyor ya da köye yerleşenlere 20–30 bin euroya kadar hibe sağlanıyor.

İspanya’da yerel yönetimler, kırsala taşınan ailelere kira desteği verirken, boş evler düşük bedellerle kiraya sunuluyor.

Japonya ve Güney Kore’de ise köyden kente göçü tersine çevirmek için doğrudan nakit desteklerin yanı sıra barınma, üretim ve altyapı teşvikleri uygulanıyor.

Bu ülkelerde amaç yalnızca nüfusu artırmak değil, köyleri yeniden üretim ve yaşam alanı haline getirmek.

Türkiye’de köylerin yeniden üretim merkezleri haline gelmesi için ilk adım, çiftçilik yapmayı ekonomik olarak mümkün kılacak temel desteklerin güçlendirilmesi.

Bu kapsamda mazot ve gübre desteklerinin yeniden devreye alınması, desteklerin üretim sezonu başlamadan önce ödenmesi ve küçük üreticilere pozitif ayrımcılık yapılması öneriliyor.

Artan girdi maliyetleri karşısında bu desteklerin kaldırılmasının üretimi doğrudan düşürdüğü, kırsaldan kente göçü hızlandırdığı ifade ediliyor.

Atıl tarım arazilerinin üretime kazandırılması da bir diğer kritik başlık olarak öne çıkıyor.

Uzmanlar, iki yıl üst üste ekilmeyen arazilerin sezonluk kiraya verilmesi uygulamasının genişletilmesini, bu arazileri işleyecek üreticilere mazot, gübre ve tohum desteğinin birlikte sunulmasını öneriyor.

Böylece yalnızca toprağın kiraya verilmesi değil, gerçekten ekilip biçilecek hale gelmesi hedefleniyor.

Köy nüfusunun yaşlanması nedeniyle üretici bulmakta zorlanan bölgeler için ise barınma destekleri gündeme geliyor.

Köylü olmayan ancak tarım yapmak isteyen vatandaşlara, boş köy evlerinin bedelsiz ve taşınma desteğiyle verilmesi öneriliyor.

Uzmanlara göre bu tür barınma teşvikleri, özellikle gençlerin ve üretime yeni başlayacak ailelerin köye yerleşmesini kolaylaştırabilir.

Üretimin sürdürülebilir hale gelmesi için en kritik başlıklardan birinin de ürün alım garantisi olduğu belirtiliyor.

Uzmanlara göre çiftçi, ne kadar üretirse üretsin ürününü satamama endişesi yaşadığı sürece köyde kalmak istemiyor.

Bu nedenle devletin, belirli stratejik ürünlerde kapsamı genişletmesi ve taban fiyat açıklayarak alım garantisi vermesi ve üreticinin ürününün elinde kalmasını önlemesi gerektiği ifade ediliyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi ve ilgili kamu kurumları aracılığıyla yapılacak planlı alımların, hem çiftçiye güven sağlayacağı hem de üretimde sürekliliği teşvik edeceği vurgulanıyor.

Alım garantisinin özellikle hububat, bakliyat, sebze ve yem bitkilerinde uygulanmasının, köyden kente göçü azaltabilecek önemli bir adım olacağı değerlendiriliyor.

İlgili Sitenin Haberleri