Haber Detayı

Mahfi Eğilmez: Dünya ekonomisi “yeni feodalizm” riskine sürükleniyor
Ekonomi ekonomim.com
10/02/2026 17:51 (8 saat önce)

Mahfi Eğilmez: Dünya ekonomisi “yeni feodalizm” riskine sürükleniyor

Mahfi Eğilmez, insanlık tarihindeki ekonomik dönüşümleri değerlendirdi. Eğilmez, küreselleşme ideallerinin zayıfladığını, ticaretin refah paylaşımından çok ulusal güvenlik aracı haline geldiğini belirterek dünyanın “yeni bir feodal düzen” riskine yöneldiğini ifade etti.

İktisatçı Mahfi Eğilmez, insanlık tarihinin ekonomik evrelerini ele aldığı değerlendirmesinde, avcı-toplayıcılıktan tarım toplumuna, merkantilizmden sanayi devrimine ve küreselleşmeye uzanan sürecin bugün önemli bir kırılma yaşadığını vurguladı.

Eğilmez’e göre son yıllarda yaşanan krizler, serbest piyasa ve küreselleşmenin barış ve refah getireceği yönündeki beklentileri zayıflatırken, ticaret ve ekonomi politikaları giderek güvenlik merkezli bir yapıya dönüşüyor.

İşte, Mahfi Eğilmez’in “Orta Çağa Dönüş” başlıklı yazısı: “İnsanlık tarihinin en uzun evresi olan avcı-toplayıcılık dönemi, tüketime dayalı bir hayatta kalma düzeniydi.

Ortada ne birikim vardı ne de tasarruf.

Ancak bu dönem, çoğu zaman gözden kaçırılan çok önemli bir miras bıraktı: doğa gözlemi, alet yapımı ve deneme-yanılmaya dayalı yöntem bilgisi.

Henüz artık ürün yoktu ama bugünkü üretim tekniklerinin zihinsel altyapısı bu evrede filizlenmişti.

İnsanlık için asıl ekonomik kırılma, Tarım Devrimi ile yaşandı.

Toprağın işlenmesi ve hayvanların evcilleştirilmesi, tarihte ilk kez tüketilenden fazlasının üretilmesini mümkün kıldı.

Artık ürün, yalnızca açlık korkusunu azaltmadı; aynı zamanda biriktirme, mülkiyet ve yatırım kavramlarını doğurdu.

Bu birikimi koruma ihtiyacı ise toplumsal hiyerarşiyi, devleti ve hukuk sistemlerini kaçınılmaz hale getirdi.

Kısacası, modern toplumun tohumları bu dönemde atıldı. "Serbest ticaret, küresel refahın anahtarı işlevi gördü" On beşinci yüzyıldan itibaren coğrafi keşiflerle dünya, bir yağma ekonomisine ve ardından merkantilizme sürüklendi.

Zenginlik, sahip olunan altın ve gümüşle ölçülüyor; devletler, korumacı duvarlar ardında ticaret savaşları yürütüyordu.

Feodalizm kendi içine kapalı, kendine yeten bir yapı sunarken merkantilizm dış dünyaya açılmış ama rekabeti sıfır toplamlı gören bir sistem geliştirmiş bulunuyordu.

On dokuzuncu yüzyılda, Sanayi Devrimiyle birlikte bu anlayış David Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisiyle değişti.

Her ülkenin görece daha verimli olduğu alanlara yoğunlaşması ve diğer ihtiyaçlarını ticaret yoluyla karşılaması yaklaşımı, dünya ekonomisinin temel kabulü haline geldi.

Yaklaşık yüz elli yıl boyunca serbest ticaret, küresel refahın anahtarı işlevi gördü.  "Günümüzde ticaret, ulusal güvenliğin bir aracı" Yirmi birinci yüzyıla, küreselleşmenin serbest piyasa ve serbest ticaret yoluyla barışı, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü de beraberinde getireceği beklentisiyle girildi.

Ancak 2008 küresel krizi ve pandemi, bu iyimser beklentinin sonunu getirdi.

Güçler ayrılığı, bağımsız merkez bankacılığı ve yargı bağımsızlığı gibi modernitenin sacayakları, bu değerleri en çok savunduğunu iddia eden ülkelerde bile aşındırılmaya başlandı.

Bir zamanlar Çin’e serbest piyasayı, demokrasiyi öneren ABD bugün Çin’in otoriter modelini kopya etme çabasında görünüyor.

Günümüzde ticaret, refah paylaşımının değil, tıpkı feodal dönemde olduğu gibi, ulusal güvenliğin bir aracı haline getirilmeye çalışılıyor.

Serbest ticaret idealiyle çıkılan yolda gelinen aşama kur ve ticaret savaşları oldu.

Ortaya çıkan tablo son derecede çelişkili: bir yanda baş döndürücü teknolojik ilerleme, diğer yanda derin bir kurumsal gerileme.

Feodalizmde serf, emeğini lorduna sunar; karşılığında can güvenliği elde ederdi.

Bugünün dünyasında güçlü liderlerle kurulan kişisel sadakat ilişkilerine dayalı ahbap-çavuş demokrasisi feodal ilişkilerin yerini almış görünüyor. "Akıl çağındayız ama budalalık hüküm sürüyor" Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi’ndeki o ünlü paradoks, yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğinde de geçerli: Akıl çağındayız ama budalalık hüküm sürüyor; teknolojik bir bahar yaşıyoruz ama kurumsal bir kışın ortasındayız.

Teknoloji bizi uzay çağına taşırken, mülkiyet ve güç ilişkilerimiz yeni bir feodalizm biçimine evriliyor.

İnsanlık, kendi yarattığı rasyonel sistemleri, yine kendi eliyle irrasyonel bir güvenlik ve sadakat sarmalına feda ediyor.”

İlgili Sitenin Haberleri