Haber Detayı
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci
Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
Bu tartışmalar çoğu zaman bu kurumların “fazla siyasal”, “fazla muhalif” ya da “mesleki sınırlarını aşan” yapılar olduğu iddiası etrafında şekillenmektedir.
Oysa bu eleştirilerin büyük bir kısmı, söz konusu kuruluşların neden anayasal bir statüyle tanımlandığını ve hangi kamusal işlevleri yerine getirmek üzere tasarlandığını göz ardı etmektedir.
İlk kez 1961 Anayasası ile düzenlemiş olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu kavramı 1982 Anayasası’nın 135. maddesinde de korunmuştur ve bugün de anayasal bir güvenceye sahiptir.
Meslek kuruluşlarının anayasal güvence altına alınması, uzmanlık bilgisinin siyasal çoğunluk iradesi karşısında tümüyle savunmasız bırakılmaması amacı taşımıştır.
Anayasa koyucu, mesleki bilgi ile kamu yararı arasındaki ilişkinin sıradan bir dernek veya şirket mantığıyla düzenlenemeyeceğini açıkça kabul etmiştir.
Bu nedenle bu kuruluşlara kamu tüzel kişiliği tanınmış; idari ve mali özerklikleri anayasal düzeyde korunmuştur.
SİYASAL DEĞİL TOPLUMSAL FAYDA Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, yalnızca meslek mensuplarının dayanışma örgütleri değildir.
Bu kurumlar, uzmanlık bilgisinin kamusal denetime açıldığı, teknik aklın siyasal iktidardan ve piyasa baskılarından görece özerk biçimde üretilebildiği kurumsal yapılardır.
Mühendislikten hekimliğe, hukuktan mimarlığa uzanan bu alanlarda alınan kararlar, yalnızca meslek mensuplarını değil, toplumun tamamını etkilemektedir.
Bu nedenle bu alanların kendi içine kapalı, yalnızca piyasa mantığıyla işleyen yapılar olarak düzenlenmesi kamu yararı açısından ciddi riskler taşımaktadır.
Tam da bu noktada, meslek kuruluşlarının kamusal işlevi belirginleşmektedir.
Bu kuruluşlar; mesleki standartları belirlemek, etik ilkeleri korumak, kamuoyunu bilgilendirmek ve gerektiğinde siyasal iktidarın kararlarını teknik ve bilimsel ölçütlerle sorgulamakla yükümlüdür.
Bu işlev, onları klasik anlamda birer “demokratik kitle örgütü” olmaktan ayırır.
Aynı zamanda, doğrudan hiyerarşik bir kamu idaresi birimi olmaktan da azade tutar.
Nitekim anayasal statülerinin özgünlüğü, bu ikili konumda yatmaktadır.
KAMUSAL DENETİM ZAYIFLATILIYOR Tarihsel olarak bakıldığında, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları Türkiye’nin demokrasi mücadelesi, kalkınma, planlama ve kamusal denetim süreçlerinde önemli roller üstlenmiştir.
Başka bir ifadeyle, pek çok alanda kamusal sorumluluk taşıyarak hareket etmişlerdir.
Zaman zaman siyasal iktidarlarla mücadeleleri da tam olarak bu kamusal sorumluluktan kaynaklanmıştır.
Oysa bu etkileşimi bir “yetki aşımı” olarak değil, anayasal olarak tanımlanmış bir kamusal görevin sonucu olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Özellikle son dönemde bu kurumların yetkilerinin daraltılması, parçalanması ya da etkisizleştirilmesi yönündeki girişimler, yalnızca belirli meslek gruplarını ilgilendiren teknik düzenlemeler olarak değerlendirilemez.
Bu adımlar, kamusal denetimin zayıflatılması ve uzmanlık bilgisinin piyasanın ve sermayenin çıkarına terk edilmesi; böylece kamusal denetime balta vurulması anlamına da gelmektedir.
Ancak, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ne tarihsel bir kalıntı ne de güncel siyasetin ikincil aktörleridirler.
Onlar, anayasal düzenin kamusal aklı kurumsallaştıran unsurlarıdır.
Bu kurumların korunması, yalnızca meslek mensuplarının değil, toplumun tamamının kamusal yararının korunması anlamına gelmektedir.
DR.
SERHAT SAATCİ AKADEMİSYEN