Haber Detayı
Dışişleri Bakanı Fidan, canlı yayında gündemi değerlendirdi Açıklaması
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran'ın zenginleştirilen uranyumu silahlaştırmaya yönelik bir adım atmadığına dikkati çekerek, "Atom bombaları yok İranlıların.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran'ın zenginleştirilen uranyumu silahlaştırmaya yönelik bir adım atmadığına dikkati çekerek, "Atom bombaları yok İranlıların.
Yapmak istediklerine dair de bir veri yok." dedi.Bakan Fidan, CNN Türk'te katıldığı canlı yayında Ahmet Hakan'ın sorularını yanıtladı.Fidan, İranlı muhataplarıyla iki tür konuşma gerçekleştirdiklerini belirterek, bunlardan birinin devletleri temsil eden dışişleri bakanları olarak kayıtlara geçen konuşmalar, diğerinin de kayda yansımayan şahsi görüşlerin aktarıldığı dostane görüşmeler olduğunu aktardı.İran'daki sorunun rejimin kendisi olarak tanımlanmasının çok da doğru bir yaklaşım olmayabileceğini ifade eden Fidan, "Sorun rejimin kendisi değil.
Sorun rejimin aldığı kararlar ve uyguladığı politikalar.
Bu tabii rejimin kendisinden ne kadar ayrılır ne kadar ayrılmaz o başka bir tartışma konusu ama İran rejiminden çok daha merkezi, çok daha totalistik olan rejimler de var." görüşünü paylaştı.Fidan, İran'ın mutlaki monarşi ile yönetilmediğine dikkati çekerek, "Bölgede mutlaki monarşi olanlar var.
Onlar küresel bir sıkıntı içerisine girmedikleri zaman, küresel bir şikayet de olmuyor.
Onların ne türden bir rejiminin olduğu kimsenin umurunda değil.
Dolayısıyla aslında burada alınan kararlar, ortaya konan politikalarda sıkıntı var.
Belki rejim kadrolarının devrimden beri aynı kadrolar olması ve ülkeyi bir ulus devlet sistematiğinden ziyade hala devrimi devam ettiren bir örgüt gibi görmeleri, yönetmeye bakmaları, bu bir sistemik sıkıntıya yol açıyor olabilir." şeklinde konuştu.İran'ın kendi içinde orijinal bir yönetim sistemi olduğunu aktaran Fidan, bu sistemin değişimle devamlılık arasında denge kurabildiğini kaydetti.Fidan, İngiltere'nin yönetim sisteminde seçimle gelen bir başbakanın yanı sıra her şeyi onaylama durumunda olan bir kralın da bulunduğunu belirterek, "Şimdi bakın bir şeyi imza atma yetkisi sizdeyse hiçbir şey sembolik değildir.
Sizin imzanız olmadan hiçbir şey hayata geçmiyorsa, hiçbir şey sembolik değildir." değerlendirmesinde bulundu.Bütün milletlerin ulus devletleri yönetirken en büyük sıkıntısının değişimle devamlılık arasındaki altın oranı bulacak bir rejimi getirmek olduğunu belirten Fidan, ülkelerin bunu dengeleyebildiği oranda krizlere dayanıklı ve daha sağlıklı geleceklere sahip olduğunu ifade etti.Fidan, İran'da hem halk seçimiyle gelen bir hükümet olduğuna hem de seçimden bağımsız duran bir lider bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: "Bu lider sadece siyasi bir gücü temsil etmiyor, aynı zamanda dini bir duruşu var.
Yani onu takip etmek vacip.
Fıkhen vacip, manevi olarak da vacip.
Hem tasavvuf önderi hem fıkıh önderi hem de siyasi önder.
Yani aslında yeryüzünde dağıtılmış bütün güçleri, alanları birleştirilmiş durumda.
Bu nadir bulunan bir güç alanı.
Dolayısıyla bu toplum üzerinde özellikle dindar, Şia kesim üzerinde büyük bir etki oynuyor.
Alınan her karar buradan güçlüdür.
Çünkü meşruiyet alanı burada.
Bütün güç alanlarını kendi üstünde topladığı için."İran'ın atom bombası ürettiğine yönelik iddialarMilli İstihbarat Teşkilatına (MİT) geçmeden önce Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunda Türkiye adına guvernör olarak bulunduğunu hatırlatan Fidan, "İran'ın bir taraftan bu kadar uranyum zenginleştirmeyle ilişkiye çok ciddi bir ısrarı var.
Diğer taraftan da liderin verdiği, rehberlik makamının verdiği 'Atom bombası yapmak haramdır.' fetvası var.
Şimdi bu fetva ortadayken sistem bomba üretemiyor.
Ama bomba yapmaya yakın yetenekler geliştiriyor.
Bomba yapmıyorsunuz ama yetenek geliştirdiğiniz için sürekli yaptırıma tabisiniz.
Bomba yapmış gibi muamele görüyorsunuz." diye konuştu.Fidan, İran'ın zenginleştirilen uranyumu silahlaştırmaya yönelik bir adım atmadığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Atom bombaları yok İranlıların.
Yapmak istediklerine dair de bir veri yok.
Çünkü, şimdi bakın, bir taraftan uranyumu zenginleştirmeniz lazım, bir taraftan başlık geliştirmeniz lazım, bunları bir de birleştirmeniz lazım.
Şimdi bunu, silahlaştırma konusunda İran bir adım atmış değil.
Böyle bir şeyi de yok.
Varsayımlar var, bunu isterse şu kadar zamanda yapar, bu kadar zamanda yapar diye varsayımlar var, sürekli güncellenen."Asıl sorunun İran'ın zenginleştirdiği uranyum miktarı olduğunu dile getiren Fidan, İran'ın elindeki miktarla üretilebilecek nükleer bomba sayısına ilişkin bazı analizlerin gerçeği yansıttığını kaydetti.Fidan, "Ama tabii nükleer bomba sadece uranyum zenginleştirmesiyle olmuyor.
Yani orada onu silaha dönüştürecek başka bir sürece, başka bir teknolojiye ihtiyaç var.
Onun da olması gerekiyor.
Şimdi İran için en çok korkulan şey 3 element, zenginleştirilmiş uranyum, nükleer başlığa dönüşmesi ve bunun iletilmesi, füze.
Şimdi füzeyle, zenginleşmiş uranyum olunca üçüncü elementi de yapmayla ilişkili bir şey olursa o zaman bu sıkıntılı olur varsayım, her zaman için senaryo olarak.
Dolayısıyla burada İran'ın anlaşılmayan tavrı, madem böyle bir niyetiniz yok, bu kadar zenginleştirmeyi de yapmayın, bu kadar büyük yaptırımlar da olmasın diye görüşler de var." diye konuştu.Nükleer silahlarla ilgili bir açılıma gidilmesi gerektiğini belirten Fidan, "Günün sonunda uluslararası toplumun nükleer silahlarla ilgili çok ciddi bir açılıma gitmesi gerekiyor.
Çifte standart var çünkü orada.
Ağır çifte standart var." yorumunu yaptı.Fidan, Türkiye'nin 1970'lerden beri Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na (NPT) taraf olduğuna işaret ederek, bu anlaşmada bazı adil olmayan hükümlerin bulunduğunu vurguladı."Nükleer adaletsizlik"Anlaşmaya göre, anlaşmanın imzalandığı tarih itibarıyla nükleer silah sahibi olan ülkelerin nükleer silah sahibi olmaya devam edeceği maddesine dikkati çeken Fidan, "Bunlar BM'nin 5 daimi üyesi.
Diğer hiç kimse olamayacak.
Bunun karşılığında da bu ülkelere barışçıl nükleer enerji için teknoloji aktarımında bulunacak ve nükleer silah sahibi olan ülkeler de bu silahlardan kurtulmak için ellerinden geleni yapacaklar.
Ama son iki maddenin hiçbiri olmadı.
Dolayısıyla bir nükleer adaletsizlik var." değerlendirmesinde bulundu.Fidan, ABD'nin geleneksel müttefiklerine sağladığı koruma kalkanının kalkma ihtimaline yönelik birtakım senaryolardan hareketle, belli ülkelerin de hızla nükleerleşebileceğine ilişkin bazı senaryolar olduğunu belirterek, "İleride daha fazla sayıda ülkeyi nükleer silah ararken görebiliriz ve bu İran veya Orta Doğu'dan herhangi bir ülke olmayacak.
Asya Pasifik'ten ve Avrupa'dan olacak." dedi.Türkiye'nin İran'ın nükleer silah sahibi olmasına nasıl yaklaştığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, "Bölgede dengeyi değiştirecek dramatik değişimleri görmek istemiyoruz açıkçası.
Yani bir güç dengesi var.
Bunun bozulması bölgedeki işbirliği ruhunu ciddi oranda zedeler.
İkincisi bunu farklı okuyan, İran'la birtakım daha farklı sorunları olan ülkeleri nükleer silah sahibi yapma çabası içine sokar ve aynı yarışa bizim de ister istemez katılmamız gerekebilir.
Dolayısıyla bunun bölge için çok faydalı olacağını düşünmüyorum." ifadelerini kullandı.Fidan, Türkiye'nin nükleer silaha sahip olması gerekip gerekmediğine ilişkin soruya ise "Bunlar tabii birtakım stratejik yüksek konular.
Bunlar geniş, büyük resim içerisinde düşünülmesi gereken hususlar." yanıtını verdi.Suriye'deki gelişmelerSuriye'nin esas itibarıyla önemli bir yol katettiğini dile getiren Fidan, "Suriye'nin birliği, bütünlüğü, istikrarı adına ve bunun kan dökülmeden, diyalog yoluyla gelişiyor olması bizim için önemli bir husus.
Biraz daha gidilmesi gereken mesafe var ama." diye konuştu.Fidan, "Büyük ölçüde YPG'nin işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve şu anda Kürt nüfusun yaşadığı yerde esas itibarıyla pozisyon alması, bir önceki haritaya göre çok daha sağlıklı olması gereken bir durum.
Ama bu durumdan daha iyi duruma da gidilebilir." dedi.Suriye'de terör örgütü YPG ile varılan mutabakat gereği tamamlanması gereken adımlar bulunduğuna dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu adımlar her gün öyle veya böyle atılarak bir noktaya gidilmeye çalışılıyor.
Burada iki tarafta da belli miktarda güvensizlik var ama belli adımlar atıp hayata geçtikçe güvenin artacağını düşünüyorum.
Diğer taraftan YPG'nin de kendi içerisinde tarihi bir dönüşüm yaşaması gerekiyor ki o tartışmalar da şu anda orada oluyor.
YPG'de bu tartışmaların olması önemli.
Yani daha gerçekçi, daha Suriyeli, Türkiye'nin güvenlik tehdidiyle veya Irak'ın güvenliğiyle tehdit edecek bir durumda olmayan, yani PKK'nın kendi orijinal dört ülkedeki Kürt varlığına yönelik emellerinin artık bir parçası olmayan, bir durumda olurlarsa, bu hiç kimseye tehdit etmeden kendi ülkelerindeki Kürtlerin duruşuyla ilgili bir mücadele zemini olur.
Burada siyasal mücadele esastır.
Biz zaten Kürtlerin hakkını baştan beri destekliyoruz. (Suriye Cumhurbaşkanı) Ahmed Şara'ya hep nasihatimiz de bu oldu.
Onun getirdiği başkanlık kararnameleri var, ama dediğim gibi yani bunu büyük bir dikkatle takip etmeye devam edeceğiz."Fidan, terör örgütü YPG elebaşı Mazlum Abdi kod adlı Ferhat Abdi Şahin'in PKK'yla olan bağlantısının güçlü şekilde sürüp sürmediğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi: "An itibarıyla sürüyor.
Ama dediğim gibi alandaki değişimin önüne geçecek bir durumda da değil.
Çünkü alandaki değişim kendini güçle veya güç kullanıp tekniğiyle dayatan bir konu.
Bir de yani Amerikalıların durduğu yer, DEAŞ'lıların artık oradan istifade edilme sürelerinin dolmuş olması, birçok parametre var burada.
Belli bir realiteye uyanmaları gerekiyor yoksa kayıpları daha büyük olurdu."Suriye'de aşiretlerin ayaklandığına işaret eden Fidan, "Biz bu realitenin zaten hayata geçeceğini biliyorduk.
Bakın böyle bir realite var.
Bu realite, buralara gelmeden tatlılıkla hallolsun.
Bir balon içerisinde yaşıyorsunuz, bir hayal içerisindesiniz.
Bu realite kendisini dayatacak.
Sadece zaman meselesi, an meselesi.
Uyanın, daha büyük kayıp olmadan.
Bunu hep söyledik." dedi.Suriye'deki Kürtlere ilişkin durumFidan, Şam'daki hükümetin bütün vatandaşlara sağladığı hak, eşitlik ve özgürlük ortamının önemli olduğuna dikkati çekerek, "Ülke olarak, devlet olarak, başta Cumhurbaşkanı'mız olmak üzere, Suriye'deki Kürtlerle ilgili inanılmaz büyük hassasiyetimiz oldu." ifadesini kullandı.MİT Müsteşarı iken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adına ülkede iç savaşın çıkmasını engellemek için Suriye'ye gittiğini anımsatan Fidan, "Kürtlerle ilgili durumu çok anlattık.
Bakın bunların büyük bir kısmının vatandaşlıkları yok.
Bunlar kendilerine ait hissetmiyorlar.
Bu ait olmama hissinin getireceği çok fazla sıkıntı var.
Bu kabul edilebilir bir durum değil.
Bunun için çok fazla çalışmamız oldu.
Bir de biz kendimiz için ne istiyorsak bölgemiz için de aynısını istiyoruz." diye konuştu.Fidan, Suriye'deki Kürtlerin hala bir güvensizliği olduğuna işaret ederek, "Her Sünni Arap'ı, DEAŞ'lı ilan eden bir PKK propagandası oldu.
Bugün bile bazı milletvekilleri veya PKK sözcüleri, Suriye hükümetine şey yaparken hep böyle DEAŞ'lı dediler.
Her Sünni Arap'ı DEAŞ'lı ilan ettiler veya mukabilinde de her Kürt'ü PKK'lı, YPG'li gören bir anlayış iki taraflı pompalandı.
Şimdi bu toksik anlayışların bir izale edilmesi gerekiyor ki yani güvende bir sıkıntı olmasın.
Ben şuna seviniyorum açıkçası yani Ahmed Şara ve arkadaşlarının bu konudaki çizgisi, perspektifi düzgün.
Şu ana kadar geldikleri yerlerde herhangi bir katliam veya halka gerçekten zulmeden bir durum da yok.
Bu önemli.
İnşallah bu sayfa da Kürtlerin ve Arapların lehine güzel bir şekilde kapanır.
Türkiye de kendi milli güvenlik endişelerini artık giderilmiş varsayar ve Suriye daha iyi geleceğe yol alır." görüşünü paylaştı.Bölgenin yeryüzü cenneti olmaması için hiçbir neden olmadığını vurgulayan Fidan, şöyle devam etti: "Suni kavgalar, tarihten devraldığımız anlaşmazlıklar, üstesinden gelemediğimiz kavram kargaşaları, çözemediğimiz siyasal problemler, etnik problemler, mezhebi kavgalar.
Bunlardan dolayı öyle bir zaman kaybı, kan kaybı, enerji kaybı oluyor ki bölgede.
Dünyanın birçok yerinde muazzam mesafeler katedilirken burada kan, gözyaşı oluyor.
Aslında dünyanın insanlığın ürettiği diğer çözümlere de bakıp dersler alıp yolumuza devam etmemiz gerekiyor.
Bence bu konuda epey bir mesafe katettik ve bölgenin en büyük şansı esas itibarıyla gerçekten uzun yıllardır Türkiye'de istikrarlı bir yönetimin olması ve Cumhurbaşkanı'mızın irade makamında bulunması.
Bu gerçekten sadece Türkiye için değil, bölgenin de büyük bir şansı."(Sürecek)