Haber Detayı

Hırsızın devrim düşmanlığı
Cem zeren aydinlik.com.tr
10/02/2026 00:00 (4 saat önce)

Hırsızın devrim düşmanlığı

Hırsızın devrim düşmanlığı

2026 Kış Olimpiyatları Milan ve Cortina’da başladı.

Açılış töreninde ABD ve İsrail kafileleri geçerken ıslıklandılar.

İtalyan seyirciler; cinayet suçlusu bu 2 ülkeyi, tüm dünyanın gözü önünde, cezalandırdılar.

İlkokul yıllarımda okuduğum ilk İtalyan yazar Edmondo De Amicis idi.

De Amicis’in 1886’da yazdığı Çocuk Kalbi’ni her ilkokul öğrencisi okumalı.

Yazarın kendi oğlunun günlüklerinden esinlenerek yazdığı romanda, ilkokul 3. sınıf öğrencisi Torinolu  Enriko’nun ailesi ile ilişkileri anlatılıyor.

Romanın en zevk aldığım kısmı ise; içine serpiştirilmiş 9 farklı öyküydü.

Romanların ya da filmlerin içine serpiştirilmiş, nefes almanızı sağlayan bu tarz bağımsız hikayelere bayılırım.

Çocuk Kalbi’nin yeni baskılarından birinde bu öykülerin çıkarıldığını gördüm.

Bu açıkça, yayınevinin yazara ve okuyucuya saygısızlığıdır.

Çocuk Kalbi’ni bir klasik haline getiren içindeki bu öykülerdir.

Bu öykülerden biri TRT’nin siyah beyaz yıllarında bir Japon çizgi filmi olarak karşıma çıktı.

Okuduğum hikâyenin çizgi filmiyle karşılaşınca mutlu olmuştum.

Marko adıyla yayımlanan çizgi filmde; 9 yaşındaki Cenovalı Marko Rossi’nin annesi Anna, İtalya’nın zor günlerinde ailesini desteklemek için Arjantin’e çalışmaya gider.

Babası Pietro ile İtalya’da kalan Marko, annesinin yolladığı mektupların kesilmesiyle endişeye düşer.

Annesini bulmak için Arjantin’e gitmeye karar veren Marko, yolculuğu boyunca cesaretini göstereceği birçok olay yaşar.

Japonlar, De Amicis’in hikâyesinden esinlenmiş ve kahramanların adını değiştirmeden bu güzel hikâyeyi 52 bölümlük keyifli bir çizgi film olarak neredeyse tüm dünya çocuklarının evine getirmişti.

MARKO’YU OĞUZ YAPMAK İlkokul yıllarımda Milliyet Yayınları’nın lacivert karton kapaklı çocuk kitaplarını okumayı severdim.

Avuç kadar büyüklükteki taşıması kolay bu kitaplar yolculuklarda bana yoldaş olurdu.

Milliyet Yayınları’ndan yayımlanmamış ama Milliyet Yayınları’nın bu biçimini çalan bir çocuk kitabı daha vardı, kütüphanemizde: Peyami Safa’nın Amerika’da Bir Türk Çocuğu romanı. 9 yaşındaki Marko gitmiş, yerine 11 yaşındaki Oğuz gelmişti.

Bu sefer aranan Marko’nun annesi değil, Oğuz’un babası idi.

Gidilen yer de Arjantin değil, Amerika’ydı.

Öykünün geri kalanı bire bir aynıydı.

Ortada bir hırsız vardı.

Peyami Safa’nın polisiye romanlarında Cingöz Recai’nin hırsızlığına alışkındım.

Amerika’da Bir Türk Çocuğu’nda ise hırsızı yakalamaya çalışan müfettiş; Mehmet Rıza değil, çocuk halimle bendim.

Gerçi; Cingöz Recai de, Maurice Leblanc’ın Arsen Lüpen karakterinden aşırmaydı.

Şüpheler nedeniyle hırsızın Peyami Safa olma olasılığı daha fazlaydı.

Safa 1899-1961 yılları arası yaşarken De Amicis 1846-1908 yılları arasında yaşamıştı.

Çocuk Kalbi 1886’da yazılmış ve 1926’da İbrahim Alaeddin Gövsa tarafından Türkçeye çevrilmişti.

Safa, Amerika’da Bir Türk Çocuğu’nu 1934’te yazmıştı.

Hırsızın Peyami Safa olduğunu anlamak zor olmadı.

Büyüdükçe kimin hırsız kimin yazar olduğunu daha iyi anladım.

Bir tarafta vatan sevgisini ve antiemperyalist duruşunu her satırında ortaya koyan ve memleketine hasret sürgünde hayatını tamamlayan Nazım Hikmet, diğer tarafta daha çocuk yaşlarda izlediğim “hırsızı gördüm” filminin başrol oyuncusu Peyami Safa.

Nazım Hikmet’in yazmadıkları üzerinden, kurnazca taktiklerle ve halkı kandıran Sosyalizm düşmanlığı ile saldıran Safa; elbette Hikmet’in virgülü bile olamazdı.

Her döneme uyum sağlayan bu fırsatçıların, tarihin farklı dilimlerinden birbirleriyle dayanışmasına şaşmamak gerek.

Cemil Meriç’e göre Peyami Safa “titiz, ciddi bir fikir ve edebiyat adamı”dır.

Fransa hayranı Meriç; kendisi gibi aynı özentiliğe sahip Safa’yı Jurnal isimli kitabında öve öve bitiremez.

Safa’nın karşısında ne Sartre kalır ne Roger Caillois ne Pierre Emmanuel.

Özenilen yer Fransa olunca, kıyaslanılan kişiler de Fransız oluyor.

Hırsız hırsızı Fransızca isim verilen kitaplarda bulurmuş.

GANİMGİL’E TEŞEKKÜR Cumartesi akşamı Ulusal Kanal’da Attila Hakan Ganimgil ile yapılan Cemil Meriç ile ilgili söyleşiyi keyifle izledim.

Cumhuriyet düşmanı küfürbaz bir Fransız özentisinin Fethullah’a övgüler yağdıran kızı Türkiye’nin en namuslu ekranını kirletirken ya da emperyalizm milletimize uyuşturucu ve jilet ile kendine güvenini kaybettiren bir aşağılama dayatırken; Işıl Çetin Gürsoy’un ve benim verdiğim tepkileri; Sayın Ganimgil’in devrimci refleks olarak tanımlamasından gurur duydum.

Bu köşede; 9 yıldır, sporu kullanarak anlattığım her konunun tek amacı bu antiemperyalist refleksi milletçe gösterebilmemizi sağlamaktır.

Fransız edebiyatçısını Fransa’da değerlendirmek gerekir, Fransız şarkıcını da yönetmenini de.

Binlerce yıllık doğu uygarlığını; yerinde güzel olan Fransız kültürüyle baskılamaya kalkarsanız haliniz gariptir, ama masum değil!

Ganimgil’in Jacques Brel’i taklit eden Murat Belge benzetmesini bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

Belçikalı Brel, benim de en beğendiğim Avrupalı şarkıcılardandır.

Her ne kadar “Ne me quitte pas” en bilinen şarkısıysa da “Fanette” bence daha çarpıcıdır.

ABD’de kültür diye bir şey olmadığı için, orada Avrupa’ya özenmek göze batmaz.

Brel’in “Ne me quitte pas”sı “If you go away”e, Claude François’nın “Comme d’habitude”ü “My Way”e, Eduardo di Capua’nın “O Sole Mio”su “It’s Now or Never”a dönüşüp sanki Amerikanmış gibi gözükebilir.

Ama; ülkemizde elde içki ve sigara ile yapılan bu batı hayranlığı, karşı devrimcinin halkı yanıltan bir aracına dönüşebilir.

Yoksa; klasikleşmiş bir eserin, kültür emperyalizminin bir aracı olarak kullanılmadan ve özgünlüğünü kaybetmeden, dilimize ve kültürümüze uygun şekilde düzenlenmesine karşı değilim.

ŞUBATTA DA ÖLMEK ZOR Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dizelerindeki ölüm; Orhan Kemal ve Nazım Hikmet’inki gibi Haziran’da zor olsa da; Şubat’ta da ölmek zor!

Hele hayatını bilimsel bir deneye dönüştüren Beşir Fuad gibi ölmek, ya da doğru bildiğini yazdığı için ülkesinden uzaklarda İlhan Arsel gibi ölmek… Şubat’ta da ölmek zor; ölüm yıldönümlerinde; yazdıklarıyla geleceği aydınlatan bu iki aydını saygıyla anıyorum.

Cumhuriyet Düşmanı özenti küfürbazların her döneme göre şekil almasıyla değil; Fuad ve Arsel’in tutarlı cesaretiyle aydınlanıyor bu topraklar…

İlgili Sitenin Haberleri