Haber Detayı
Şahin Alpay’ın olağandışı yaşam hikayesinin finali
Haber3.com yazarı Haluk Özdalga yazdı: Şahin Alpay’ın olağandışı yaşam hikayesinin finali
Şahin Alpay’ın gerçek anlamda olağandışı yaşam hikayesinin ikinci ve son bölümü 2025’te Lejand Kitap tarafından yayınlandı.İkinci bölüm ağırlıklı olarak, 2000’lerin başından itibaren Zaman gazetesinde yazmaya başladığı dönemi ve 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra tutuklanması ardından 20 ay boyunca kaleme aldığı Silivri günlüğünü kapsıyor.O günlerde hukuk devleti Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birinden geçiyordu.
Ali Bulaç, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne, Ahmet Turan Alkan dahil çok sayıda gazeteci ve aydın tutuklanmış, darbe girişimine destek olmakla suçlanıyor, ağır hapis cezalarıyla yargılanıyordu.Bu isimlerin hemen her biri farklı siyasi çizgide yer alıyordu; ama Şahin dahil ortak bir noktaları varsa, daima hukuk devletini ve demokrasiyi savunmuş, darbelere karşı çıkmış olmalarıydı.
Darbe girişimiyle herhangi bir bağlantıları olabileceğini veya fikren dahi olsa desteklediklerini gösteren fiilleri de yoktu.Dosyalardaki deliller, gazete yazıları veya TV konuşmalarından ibaretti ama o metinlerde de bir darbe girişimine uzaktan yakından sıcak baktıklarını gösteren sözleri bulunmuyordu.
Belli ki, o medyanın sonradan kısaca FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) olarak anılacak Gülen cemaatine ait olması en önemli kanıt gibi kabul ediliyordu.Mahpusluk zor sınavdır.
Silivri günlüğünde okuyucu, bir mahpusun yaşadığı sıkıntılara ve çektiği cefalara tanıklık ediyor.73 yaşındaki Şahin’in morali 20 ay boyunca hemen bütün tutuklular gibi inişli çıkışlı oldu.
Silivri güncesinde ayrıntılı şekilde okuduğumuz üzere, dışardan gelen haberler tahliye ve özgürlük yolunun açılamasına katkı verebilir göründüğünde umutları yükseliyor, ama bazen morali bozularak kendini “özgürlüğünden mahrum yarı-ölü” gibi hissediyordu (s. 158).Şahin özgürlüğüne kavuştuktan sadece altı ay sonra büyük bir acı yaşadı ve tutkuyla sevdiği 55 yıllık eşi Fatma’yı aniden kaybetti.Fatma’yı 30 yılı aşkın süredir tanıyordum.
Her zaman sevimli, yalın ve kibar, ama bir kutup yıldızı gibi sağlam duran bir kadındı.Hem Fatma’nın kaya gibi duruşunu hem Şahin’in yaşam öyküsünün olağanüstü niteliğini daha iyi kavrayabilmek için, hikayenin tamamını gözden geçirmek şarttır.Şahin Türkiye’nin en iyi okullarından İstanbul Robert Lisesi’ni yüksek başarıyla bitirdi.
O arada burslu öğrenci olarak Amerika’nın en zengin eyaleti Kaliforniya’da, en kaymak tabakayı oluşturan Hollywood seçkinlerinin yaşadığı bölgede özel bir okula devam etti.
ABD’nin en iyi üniversitelerinden Colombia’dan tam burslu öğrenci olarak davet aldı, ama ilk gençlik yıllarının sevgilisi Fatma’yla evlenerek Ankara’da SBF’de okumayı tercih etti.Üniversitede giderek Marksist bir çizgiye kaydı, Öğrenci Derneği Başkanlığına seçildi.
Düşünce değişimi devam etti, Maocu gruba katıldı ve hareketin önde gelen teorisyenlerinden biri oldu.
Ardından bazı genç arkadaşlarıyla beraber eğitim için Suriye’deki Filistin Kurtuluş Örgütü kampına gitti, çetin sınavlar yaşadılar.Türkiye’de 12 Mart askeri müdahalesi olmuştu, Şahin de arananlar arasındaydı.
Sahte pasaportla İsveç’e gitti, Stockholm Üniversitesi’nde doktora yaptı.
Orada özgürlükçü sosyal demokrasi görüşünü benimsedi.Döndükten sonra Cumhuriyet, Sabah, Milliyet dahil değişik gazetelerde çalıştı ve üniversitede ders verdi.
Son olarak köşe yazıları yazdığı gazete Zaman oldu.Bir ara CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın daveti ve partiyi çağdaş bir sosyal demokrat çizgiye taşıyabilme hedefiyle Başdanışman olarak görev yaptı.Eminim ki bu olağandışı yaşam hikayesi, yetenekli bir senaristin elinden geçerse, ciddi gişe hasılatı yapacak bir filme dönüşebilir.Anılarının sonunda yaşam muhasebesi yapan Şahin, “Kamusal hayatım bir yenilgi öyküsü” diyor ve hayal kırıklığını özetliyor: “Gençlik yıllarında savunduğum ‘Maoculuk’ düşünsel yaratıcılıktan tamamen uzak olduğu gibi, gerçeklikten de tamamen kopuktu.
Olgun çağımda savunduğum ‘liberal sosyal demokrasi’ ise bugün bağlı olduğum siyasi değerleri ifade etse de ne yazık ki ‘Maoculuk’ kadar Türkiye gerçeğine uzak” (s. 566).Ama Şahin Alpay’ın şimdi hissettiği yenilgi duygusu, biraz da bu ülkenin son on yıllarda yaşadığı hayal kırıklıklarının ve kentli aydınların savruluşunun bir parçası.
İki ciltlik yaşam öyküsünü biraz da o gözle okumak ufuk açıcı olacaktır.21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık, ülkemizin gelebildiği yerle gurur duymak ve övünebilmek pek kolay değil.Ortada iktidar seçeneği oluşturabilecek merkez sağ veya liberal parti kalmadı.
Modern anlamda sosyal demokrat yapı ve işleyişe sahip bir parti de yok.
İktidar adeta muhafazakar/milliyetçi akımların tekelinde.“Stratejik hedef” olduğu hemen her kesim tarafından kabul edilen AB üyeliği sürecini, Türkiye’den daha kötü yöneten bir ülke bugüne dek Avrupa Birliği tarihinde görülmedi.
Burada en büyük sorumluluk payının Ankara’ya ait olduğunu kabul etmek zorundayız.Hem temel hak ve özgürlükler hem ekonomik performans açısından aşikar başarısızlıklarımız ortada.“Dünya Adalet Projesi – Hukukun Üstünlüğü” 2025 değerlendirmesinde Türkiye, Avrupa ülkeleri bir yana Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin çoğundan daha kötü bir konumda yer alıyor: 143 ülke arasında 118. sırada.Yukarıda 2016 darbe girişimi sonrasında hukuk devletinin Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birinden geçtiğini vurguladık; ama o karanlık henüz tamamen dağılmış değil.Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş dahil insanlar hâlâ AİHM ve AYM kararlarına rağmen hapiste.Kavala’nın özgürlüğünden yoksun bırakılması Şubat sonunda 100. ayını dolduracak!AİHM kararlarının ortaya koyduğu gibi, evrensel hukuk kurallarının işlediği bir ülkede, Kavala veya Demirtaş göz altına dahi alınmazdı…Ekonomik olarak, AB adayı Türkiye’yi sınır komşumuz ve AB’nin en fakir ülkesi Bulgaristan’la kıyaslayalım.
Bulgaristan, Sovyet Bloğu çöktükten sonra 1991’de yeni bir anayasayla demokrasi ve açık ekonomiye geçti.1991’de Türkiye’de kişi başına gelir, Bulgaristan’ın tam üç katıydı. 2024’de Bulgaristan’da kişi başı gelir Türkiye’den %27 daha yüksek oldu (Dünya Bankası verileri).Sosyal adaletsizliğin en büyük nedeni enflasyon Bulgaristan’da %2,5, Türkiye’de objektif olarak ölçülüp ölçülmediği tartışılan hesaba göre dahi %30’un üzerinde.Bulgaristan, 1 Ocak 2026 tarihinde Euro Bölgesi’ne katıldı ve ülkede yasal para birimi Euro oldu.
Bu da en azından, bizim beceremediğimiz bir şeyi daha Bulgaristan’ın başardığını kanıtlıyor: Makro ekonomik dengeleri adam gibi yönetmesini biliyorlar.Bütün objektif değerlendirmeler, demokrasi, hukuk devleti ve düşünce özgürlüğü açısından da Bulgaristan’ın fersah fersah gerisine düştüğümüzü gösteriyor.Üstelik Bulgaristan’ın, 19. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı’dan önce özerklik sonra bağımsızlık kazanmasından sonra 1991’a dek, yüz yılı aşkın bir süre otoriter dikta rejimleri altında yaşamış olmasına rağmen.Özetle, Şahin Alpay’ın yaşadığı hayal kırıklıklarını tamamen subjektif nedenlere bağlamak ve Alpay’la sınırlı olduğunu varsaymak pek gerçekçi değil.……………Hikayemin Sonu, Anılar İkinci Kitap, 2025, Lejand, 576 sayfa.