Haber Detayı
'Sanat direniş ve özgürlüğü koruma alanı'
Yonca Saraçoğlu’nun yeni sergisi Untold Tales, Galeri Işık Teşvikiye’de ziyarete açıldı. Sanatçının yeni üretimlerinden oluşan yağlıboya resimlerini heykel çalışmalarından seçili eserlerle bir araya getiren sergi 27 Şubat’a kadar devam edecek.
Yonca Saraçoğlu ’nun yeni kişisel sergisi Untold Tales , Galeri Işık Teşvikiye'de sanatseverlerle buluşuyor.
Sergi, sanatçının yeni üretimlerinden oluşan yağlıboya resimlerini, geçmiş dönem heykel çalışmalarından seçili eserlerle birlikte ilk kez bu bütünlükte bir araya getiriyor.
Saraçoğlu ile izleyiciyi katmanlı, zamansız ve düşünsel bir anlatı alanına davet eden sergisi üzerine konuştuk.
Sessizlik ve dile gelmeyen anlatı “Untold Tales”in merkezinde yer alıyor.
Bu sergide sessizlik sizin için neyin karşılığı?
Sessizlik; sessiz sözsüz kalmış olanı, bırakılanı kenarda görmezden gelinmiş belki duyguları her türlü bastırılmış şeyi, itiraf edilemeyenin, ötekine masal görünenin ifadesi.
Kendi yolculuğumun bu evresinde kadim bir kentte canlanıp bilinçlenmiş olmanın etkisiyle çok sevdiğim, farazi, hayal edilmiş, kaçılmış, yaşanmış, mistik, gizemli, ütopik, vahşi, ruhsal, denetlenemeyen, size gerçeküstü, bana gerçek olan mekânlarıma geri dönerken bir yandan da çeviride yok olanın, dile getirilemeyenin, sözsüz ve sessiz kalmışlığın peşine düştüm.
YERYÜZÜNÜN SESİ • Önceki işlerinizde daha geniş bir renk paletiyle çalışırken bu seride daha sınırlı bir estetik tercih ediyorsunuz.
Sarı ve morun da eşlik ettiği mavi ve yeşilin tonları göze çarpıyor.
Bu biçimsel sadeleşme, anlatılmamış hikâyelerle kurduğunuz kavramsal bağda nasıl bir rol oynuyor?
Özgürlük tutkusunu getiriyor bence çünkü gökyüzü ve denizin rengidir mavi.
Bizi çevreleyen yeryüzünün rengi bunlar.
Burada yeryüzünün adına da konuşuyoruz çünkü yeryüzü de kendi adına konuşamıyor, o da sessiz işkencelere maruz kalıyor.
Daha önceki sergimde olduğu gibi onu bu sergide de kadınlıkla birleştirebiliriz. • Sergideki eserlerde kadın figürlerinin öne çıktığını açık olarak görebiliyoruz.
Daha önce Gaia'nın Güncesi başlıklı serginizde yer alan bazı heykelleriniz de burada kendine yer buluyor.
Evet Tophane-i Amire’de yer almıştı bir önceki sergim.
Burada sözünü ettiğiniz kadın figürler arketipsel olarak öne çıktı.
Bu figürler dünya anayı ve kadınların kendi hikayelerini temsilen ortaya çıktılar.
Canlıları doğuran ve aynı zamanda tüm günahların yüklendiği varlıklar olarak kendi hikayelerini, kendi süreçlerini anlattılar. • Sergide mekân ve öznenin kaybı güçlü biçimde hissediliyor.
Mekânı bu anlatıda nasıl konumlandırıyorsunuz?
Mekânını ve öznesini kaybetmiş anlamların, itiraf edilemeyenin, dilde karşılığı olmayanın, sessiz faciaların, hükümsüzün, kayıpların, anlatılmaya değer bulunmayanın, ötekine masal gibi gelenin izini sürdüm bu sergide.
Mekanın konumlanışı açısından örneğin bu sergide yer alan “Ölmez duyu” isimli tabloya bakabiliriz.
Tablodaki figür, yeryüzü ve gökyüzü arasında bir bağlantı sağlıyor.
Bu figür doğayla olan bağını koruduğu için kendini koruma ve direnç gücü de yüksek bir varlık ortaya koyuyor.
Ölmez Duyu, Yonca Saraçoğlu. 'ÖZGÜRLÜK KENDİNİ SANATTA KORUYOR' • Söylediklerinizle paralel olarak sanat ve direnişi nasıl ilişkilendirirsiniz?
Bugünün sanat ortamına dair neler söylersiniz?
Sanat benim için bir direniş ve özgürlüğü koruma alanı.
Bugün en çok dikkat etmemiz gereken şey o.
Ve sanat aslında vazgeçilmez bir alan herkes için.
İnsanlar yaşamlarına sanatı almadıklarını düşünseler de sanat onları kuşatıyor her şeyiyle.
Çünkü güzellik ondan soruluyor.
Geri planda sanatçılar bu güzellikle sembolizma yaratma işiyle uğraşıyorlar.
Bunlar olmasa yaşam zorlaşır, örneğin pandemide kimse eğlenemezdi.
En basit örnektir bu.
Dolayısıyla insanlar özellikle çocuklarını sanata yönlendirsinler, onlar da üretebilsin ya da bilinçli sanat izleyicisi olabilsinler.
İyi sanatı desteklesinler, takip etsinler.
Çünkü özgürlük orada, hayal etme özgürlüğümüz, ifade etme özgürlüğümüz sanatta kendini koruyor.
Bu hakikaten çok önemli. • Kendinizi “yalnızgezer” olarak tanımlıyorsunuz.
Bu kişisel yolculuğun izleyicide nasıl bir karşılık bulmasını umuyorsunuz?
Onların da yolculuğu aslında.
Hepimizin rusal yolculukları var.
Hepimiz kendi yaşamımızın kahramanıyız.
Joseph Campbell’in dediği gibi, hepimiz kendi sonsuz kahramanımızın sonsuz yolculuğunu sürdürüyoruz.
İzleyiciler sergiye bu açıdan bakabilirler.
Bu açıdan kendilerini bulabileceklerine eminim.
Bu sergiden çıkınca sarsılmış, değişmiş, kendi içlerine bakabilmiş, hissetmiş, duyumsamış olmalarını umuyorum. • Yolculuk kuşkusuz devam ediyor.
Serginin üretim süreci nasıl ilerledi ve tüm bu yapıtlar ne kadarlık bir zamanın ürünü?
Tasavvur edilmeleri çok eskiye dayanıyor ama en eski eser 2020 yılına değin uzanıyor.
O dönemden beri azar azar çalıştığım eserler sergi teklifi ile yoğunlaştı ve bir yıl içinde tüm o kaosun içinden çıkıp geldiler.
Diğer işler de bekliyor.
Yeni işler de geliyor müjdesi verebilir miyiz öyleyse?
Evet öyle diyebiliriz elbette…