Haber Detayı

470 milyonluk coğrafya ekmeğini yapamıyor, dışarıdan alıyor
Ekonomi dogruhaber.com.tr
09/02/2026 09:53 (2 saat önce)

470 milyonluk coğrafya ekmeğini yapamıyor, dışarıdan alıyor

Arap ülkeleri buğday üretimini ihmal ederek halkın tükettiği ekmeğin büyük bölümünü ithal ederken, düşük verimlilik, siyasi irade eksikliği ve çiftçiyi yoksullaştıran politikalar gıda güvenliğini tehdit ediyor.

Arap hükümetleri, ekmeğin üretiminde temel gıda olması, toplumların istikrarındaki siyasi rolü ve uluslararası ticaretteki ekonomik maliyeti nedeniyle stratejik öneme sahip olmasına rağmen buğday üretimini uzun süredir ihmal etmekte.

On yıllardır Arap ülkeleri, Arap vatandaşlarının tükettiği her dört ekmeğin üçünü ithal etmekte; buğdayda kendine yeterlilik oranı yüzde 30’u geçmemekte.

Dünya nüfusunun yüzde 5,5’ini oluşturan Arap ülkeleri, küresel buğday üretiminin yalnızca yüzde 3,3’ünü gerçekleştirmekte; buna karşılık uluslararası piyasadaki buğdayın yaklaşık yüzde 20’sini ithal etmekte.

Küresel ekonomik kriz dönemlerinde Arap piyasalarında ekmek arzında ciddi sıkıntılar yaşanmış; bu durum tarihsel olarak 1977’de Mısır’da, 1984’te Tunus ve Fas’ta, 1986’da Cezayir’de ve 1989’da Ürdün’de yaşanan ve “ekmek isyanları” olarak kayıtlara geçen toplumsal ayaklanmaların başlıca nedenlerinden biri oldu.

Arap Baharı sürecinde de ekmek, Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Sudan ve Suriye’deki protesto hareketlerinin temel taleplerinden biri olarak öne çıktı.

Buğday verimliliği ve tohum teknolojisi Küresel ölçekte buğday verimliliği, yani hektar başına ortalama üretim 3,5 tona ulaşmışken, Arap ülkelerinde bu oran hektar başına 2,8 tonda kalmakta.

Bu seviye, küresel ortalamanın yaklaşık yüzde 20 altındadır.

Dünya bu eşiği 2000 yılından önce aşmış olup, bu durum Arap bölgesinin buğday verimliliğinde yaklaşık çeyrek yüzyıldır geride kaldığını göstermekte.

Mısır dünyanın en büyük buğday ithalatçısı konumuna gelirken, Cezayir dördüncü, Fas dokuzuncu sırada yer almakta.

Sudan dahil olmak üzere, buğdayda tam anlamıyla kendine yeterli tek bir Arap ülkesi bulunmamakta.

Bunun başlıca nedenlerinden biri, Arap hükümetlerinin iyileştirilmiş tohum teknolojilerini yeterince desteklememesi ve tarım için gerekli tohum ihtiyacının yalnızca yaklaşık yüzde 20’sini karşılaması.

Bitki ıslahı alanındaki bilimsel çalışmalar, buğday verimindeki artışın yaklaşık yüzde 50’sinin, yüksek verimli, kuraklığa ve bitki hastalıklarına dayanıklı tohumların kullanımından kaynaklandığını ortaya koymakta.

Bu tohum teknolojilerinin yüksek maliyetli olmadığı, sınırlı bir yatırımla üretimde önemli sıçramalar sağlanabileceği belirtilmekte.

Arap ülkelerinin bu alana 5 milyar dolar civarında yatırım yapması, buğday üretimini iki katına çıkarabilecek potansiyele sahip.

Böyle bir artış, buğday gibi stratejik bir üründe kendine yeterliliğin sağlanmasını mümkün kılabilir.

Buna rağmen, Arap ülkelerinde buğday verimliliği halen hektar başına 2,8 ton seviyesinde kalmaya devam etmektedir.

Küresel ölçekte bu seviye 2000 yılından önce aşıldı.

Politik tercihler ve üretim yaklaşımı Buğday üretimine ilişkin bazı resmi değerlendirmeler, bölgenin iklim koşulları ve sözde “küresel buğday kuşağı” argümanları üzerinden kendine yeterliliğin mümkün olmadığı yönündedir.

Ancak bu yaklaşım, tarihsel ve bilimsel verilerle örtüşmemekte.

Mısır, antik dönemlerden 20. yüzyıl ortalarına kadar Roma İmparatorluğu’nun tahıl ambarı olmuş ve geniş bir coğrafyaya buğday ve ekmek sağlamıştı.

Daha sonraki dönemde izlenen tarım politikaları sonucunda ülke, dünyanın en büyük buğday ithalatçısı haline gelmişti.

Benzer şekilde, buğday kuşağı dışında yer alan İran buğdayda kendine yeterli konumda.

Suudi Arabistan ise çöl iklimine rağmen, destekleyici tarım politikaları uyguladığı dönemde kısa sürede buğdayda kendine yeterlilik sağlamış, hatta ihracatçı konuma gelmişti.

Ancak yaklaşık yirmi yıl önce bu hedeften vazgeçilmiş; merkezi sulama sistemleri, modern tarım makineleri ve depolama altyapıları büyük ölçüde atıl bırakıldı.

Son dönemde Suudi Arabistan yeniden buğdayda kendine yeterlilik hedefini benimsemiş, üreticilere maliyeti karşılayan ve kâr sağlayan teşvik edici alım fiyatları uygulamaya başladı.

Tarımsal yapı ve kırsal yoksulluk Arap ülkelerinde tarım politikaları, büyük ölçüde küçük üreticiler aleyhine şekillenmekte.

Çiftçilerin büyük çoğunluğu küçük ölçekli üreticilerden oluşmakta ve bu kesim buğday, pirinç ve mısır gibi stratejik ürünlerin yaklaşık yüzde 90’ını üretmekte.

Buna karşın, tarımsal destekler, uygun finansman, sübvansiyonlu gübre, tohum ve tarımsal ilaçlara erişim sınırlıdır.

Ürünler çoğu zaman düşük fiyatlarla ve zorunlu alım yoluyla devlet tarafından temin edilmekte, üretimi teşvik eden fiyat garantileri uygulanmamakta.

Buna karşılık, büyük ve çok uluslu tarım şirketleri çilek, üzüm ve kavun gibi ihracata yönelik ürünlere yatırım yapmakta; bu şirketlere düşük bedelli ya da ücretsiz arazi, finansman, tohum, gübre, sulama suyu ve enerji sağlanmakta.

Ayrıca, ihracatın rekabet gücünü artırma gerekçesiyle doğrudan mali destekler veriliyor.

Bu uygulamalar, kaynakların adil dağılımı ve küçük çiftçilerin desteklenmesi ilkeleriyle çelişiyor.

Sonuç olarak, bir zamanlar refah kaynağı olan Arap kırsalı, yaygın yoksulluğun yerleştiği bir alana dönüştü.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu verilerine göre Arap kırsal nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i yoksulluk içinde yaşıyor.

Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler kuruluşları, tarıma yapılan yatırımların kırsal yoksulluğu azaltmada en etkili yöntem olduğunu, tarımdan kaynaklanan ekonomik büyümenin tarım dışı sektörlere kıyasla en az iki kat daha etkili olduğunu ortaya koymasına rağmen, mevcut tarım politikaları Arap kırsalında yoksulluğun derinleşmesine neden oluyor.

İlgili Sitenin Haberleri