Haber Detayı

Grönland, Venezuela, gümrük vergileri: ABD KARŞISINDA AfD İÇİNDEKİ İKİ TUTUM
Avrupa aydinlik.com.tr
08/02/2026 15:33 (2 saat önce)

Grönland, Venezuela, gümrük vergileri: ABD KARŞISINDA AfD İÇİNDEKİ İKİ TUTUM

ABD’nin Venezuela’ya saldırısı, Grönland’ı ilhak isteği ve Avrupa’ya uyguladığı gümrük vergileri, AfD içinde ABD’ye yaklaşım konusunda derin bir ayrışmayı görünür kıldı.

ŞAFAK ERDEM  Parti içinde bir kanat Trump ile ilişkileri korumayı ve gerilimi tırmandırmamayı savunurken, diğer kanat Almanya’nın çıkarlarını ve Avrupa’nın egemenliğini önceleyen daha mesafeli bir çizgi izliyor.

ABD’nin Avrupa’daki milliyetçi-sağcı partilere verdiği destek sır değil.

Hem Trump hem Musk hem de ABD yönetiminin birçok ismi bu desteği çeşitli toplantı ve görüşmelerde açıkça ifade ettiler, ediyorlar.

Şimdi o partilerden birinde, Almanya için Alternatif (AfD)’de, ABD ile kurulacak ilişki ile ilgili bir iç tartışma yürüyor.

Alman siyasetinin yakında izlediği tartışmada bir taraf, Trump ile ilişkileri bozmamayı önceleyip muhtemel sorun noktalarının üzerinden atlama taraftarı.

Diğer tarafsa, Trump ile karşı karşıya gelmek pahasına da olsa “Almanya’nın çıkarını öncelemek”, “egemen ve güçlü bir Avrupa” siyasetlerinden vazgeçmek istemiyor. ‘VATANSEVER AVRUPA PARTİLERİ’ Trump yönetimi Avrupa’daki milliyetçi-sağcı partilere açık bir destek sunuyor.

Elon Musk’ın “Almanya’nın tek kurtuluşunun AfD” olduğu sözleri zihinlerde.

Destek o kadar açıkça verilir oldu ki, Avrupa’dan “iç işlerimizi karışmayın” diye tepki sesleri yükseldi, Almanya’da protesto gösterileri bile düzenlendi. “Ulusal Güvenlik Stratejisi 2025”te “vatansever (patriotic) Avrupa partileri” isimlendirmesiyle anılan partiler kendine şöyle yer buldu: “Avrupa’daki Amerikan diplomasisi, gerçek demokrasi, ifade özgürlüğü ve Avrupa uluslarının kendi karakterlerini ve tarihlerini pişmanlık duymadan kutlamalarını savunmaya devam etmelidir.

Amerika, Avrupa'daki siyasi müttefiklerini bu ruhun yeniden canlanmasını teşvik etmeye çağırıyor ve vatansever Avrupa partilerinin artan etkisi gerçekten de büyük bir iyimserlik için neden teşkil ediyor.” ORTAK NOKTALAR Trump’ın “MAGA”sı (Amerika’yı yeniden büyük yap) ile “Avrupa’daki vatansever partiler” arasında birçok konuda uyum var.

Ukrayna’daki savaşı durdurmak ve Rusya’yla yeniden ilişki kurmak, “woke” kültüre ve “küreselleşmeci elitlere” karşı çıkmak, düzensiz göçe karşı olmakla başlayan, fakat burada kalmayıp başka milletlere, etnisitelere, göçmenlere karşı husumete kayan bir politika.

AfD için meselenin başladığı yer bu ortak siyasetler değil, nitekim bu konularda Trump ile oldukça uyumlu bir şekilde yola devam ediyorlar.

AfD için mesele, ABD’nin saldırganlığının, ilhak taleplerinin, Avrupa’yı aşağılamaya kadar varan tutumlarının başladığı noktada kendini açığa vuruyor.

Trump yönetiminin desteklediği “Avrupa’daki vatansever partiler”in önde gelenlerinden AfD bir yandan MAGA ile ortaklıkları, diğer yanda ABD’nin saldırganlığı ve “ilhakçılığı” arasında yol bulmaya çalışıyor gibi görünüyor.

Bu, parti içiyle sınırlı kalmayıp Alman siyasetinde de son dönemde konuşulan önemli konulardan biri haline geldi.

Şu an AfD’nin tutumu üç konu çevresinde şekilleniyor: Venezuela saldırısı, Grönland’ı ilhak isteği, Avrupa’ya uygulanan gümrük vergileri.

Partideki bir taraf, Trump ile ilişkileri bozmamayı önceleyip muhtemel sorun noktalarının üzerinden atlama taraftarı iken diğer taraf, Trump ile karşı karşıya gelmek pahasına da olsa “Almanya’nın çıkarını öncelemek”, “egemen ve güçlü bir Avrupa” siyasetlerinden vazgeçmek istemiyor.

İKİ AfD KİM? 14 Ocak’ta Stern dergisindeki Martin Debes imzalı bir yazı durumu, “iki AfD” ifadesiyle inceliyor.

Stern’deki yazıda Trump’ın müdahaleleriyle “parti içi durumun daha karmaşık hale geldiği” ve “AfD adını taşıyan en az iki parti olduğu yönündeki eski bir görüşün doğrulandığı” belirtiliyor. “iki AfD”, şöyle betimleniyor: “Birincisi, çoğunlukla neoliberal yönelimli AfD, von Storch gibi MAGA kültünü neredeyse eleştirel bir bakış açısı olmadan takip ediyor ve Gazze çatışmasında İsrail ile dayanışma içinde.

Diğeri ise, açıkça milliyetçi (völkisch) eğilimli AfD, jeopolitik ortak olarak Moskova'ya güveniyor.” Tino Chrupalla VENEZUELA SALDIRISI Belirttiğimiz gibi şu an AfD’nin tutumu üç konu çevresinde şekilleniyor.

Bunlardan biri Venezuela.

ABD’nin Venezuela’ya saldırısı konusunda AfD pek belirgin bir tutum almamayı seçti.

Yine de parti yöneticileri Trump’ı eleştirdiler.

Afd Parlamento Başkanı Alice Weidel, Venezuela’ya müdahale ederek Trump’ın “temel bir seçim vaadini ihlal ettiğini” ve “bunu kendi seçmenlerine açıklamak zorunda” olduğunu söyledi.

Weidel ile birlikte partinin diğer Parlamento Başkanı olan Tino Chrupalla, ise daha sert bir ifadeyle “bu tür Vahşi Batı yöntemlerinin tabii ki reddedilmesi gerektiğini” belirtti.

GÜMRÜK VERGİLERİ ABD’nin Avrupa’ya uyguladığı gümrük vergileri konusunda da AfD çok kesin bir tutum belirlemiş değil.

AfD Eşbaşkanı Alice Weidel temkinli bir üslup tutturdu.

ABD'nin gümrük politikasının daha da sertleşmesinin ekonomik sonuçları konusunda uyarıda bulunarak bunun “Alman ekonomisi için ciddi bir tehdit” olduğunu söyledi.

Aynı zamanda gerilimin azaltılması ve görüşmelerin yapılması çağrısında bulundu.

Weidel, Trump'a yönelik temel bir eleştiri yapmayıp kendini konunun Almanya'yı ilgilendiren ekonomik riskleriyle sınırladı.

AfD’nin Dış Politika Sözcüsü Markus Frohnmaier ise dış politikanın “Alman çıkarlarına göre şekillenmesi” gerektiğini vurgulayıp, “arabulucu bir yaklaşım” önerisinde bulundu.

WEIDEL VE FROHNMAIER: ‘TRANSATLANTİK VE İSRAİL DOSTU’ Eş Genel Başkanlar Weidel ile Chrupalla arasındaki “üslup” farkı, aslında partinin tepesindeki tutum ayrışmasını yansıtıyor.

Stern’deki yazıya göre “Weidel ve dış politika sözcüsü Markus Frohnmaier, daha çok transatlantik ve İsrail dostu bir çizgiyi ve zorunlu askerlik dahil olmak üzere saldırgan bir savunma politikası savunuyor”.

Buna karşın Chrupalla ise “bunun tam tersini savunuyor, en azından dolaylı olarak aylardır ABD’yi eleştiriyor ve son olarak da gösterişli bir şekilde Çin’e gidiyor”.

Yazıda bu ayrılığın her önemli siyasi gündemde ve her yeni ABD müdahalesinde kendini yeniden gün ışığına çıkardığı ve derinleştirdiği söyleniyor.

Buna bir örnek, Haziran 2025’te ABD İran’ın nükleer tesislerini bombaladığında yaşandı.

Chrupalla X'te “Orta Doğu barut fıçısına fitil takıldı” diye yazarken Weidel tarafındaki Frohnmaier İsrail'in “devlet varlığının tehdit edilmemesini sağlamak için her türlü hakkı” olduğunu söyledi.

Ayrılığın kendini gösterdiği bir diğer olay; Frohnmaier, Aralık 2025’te yaklaşık 20 milletvekilinden oluşan bir heyetle ABD gezisine gittiğinde yaşandı.

Frohnmaier, New York'ta bir Cumhuriyetçi parti toplantısında Almanya'yı eleştirip Trump'ı övdü.

Ülkeye dönüşünde meclise “yeni bir transatlantik ortaklık” için bir önerge sundu.

Partinin Thüringen milletvekili Torben Braga, X'te paylaşım yaparak milletvekillerinin ABD'yi ziyaret etmelerinin sorun olmadığını, “ama ziyaretin iki düzine kişiyle yapılmasının gerekmediğini” yazdı. ‘VASAL DEVLET OLMAYALIM’ Chrupalla, Weidel tarafına göre ABD’ye karşı oldukça daha yüksek bir sesle konuşuyor.

Partideki bazıları daha da açık şekilde ABD’ye karşı tavır gösteriyor.

Stern’deki yazıda partinin tarihinde kazandığı ilk eyalet seçimine liderlik eden Thüringen eyaletindeki Björn Höcke’nin Almanya’nın artık ABD'nin “vasal devleti” olmaması gerektiği ifadeleri örnek olarak veriliyor.

Yazıya göre Höcke’nin “hamilik ettiği” (protegé) Benedikt Kaiser, partiye üye olmamasının verdiği konumla daha net konuşabiliyor ve “AfD dış politika uzmanlarının Netanyahu'nun Filistinlileri yerinden sürme gündemini desteklemesine karşı kamuoyunda kampanya yürütüyor”.

BÜYÜK AYRILIK GRÖNLAND’DA AfD içindeki ayrı tutumların en keskince karşı karşıya geldiği konu Grönland oldu.

Partideki bir kesim, Grönland meselesinde topa hiç girmemeyi savunuyor.

Eşbaşkan Weidel bunun Danimarka ile ABD arasındaki bir mesele olduğunu söyledi.

Dış politika sözcüsü Frohnmaier de Weidel ile benzer bir açıklama yaptı.

Milletvekili Maximilian Krah da “Grönland bizi ilgilendirmiyor” dedi.

Buna karşın Eşbaşkan Chrupalla, ABD’nin taleplerinin “emperyal” nitelikte olduğunu ve “bu tür Vahşi Batı yöntemlerinin tabii ki reddedilmesi gerektiğini” söyledi.

Bir diğer açıklama partinin gençlik örgütü “Generation Deutschland”ın Başkanı Jean-Pascal Hohm’dan geldi.

Hohm açıklaması X’te parti içi bir tartışma doğurdu.

Hohm 18 Ocak’ta X’teki hesabında “Avrupa şantaja boyun eğmemeli!” başlığıyla şöyle yazdı: ‘ŞANTAJA BOYUN EĞMEMELİYİZ’ “Grönland, Avrupa Birliği'nin egemen bir devletinin parçasıdır.

Almanlar ve Avrupalılar olarak Danimarkalılar ve Grönlandlılara destek olmak bizim görevimizdir.

Gümrük vergileri ya da askeri tehditler yoluyla şantaja boyun eğmemeliyiz.

ABD'nin Grönland'ı ilhak etmesine izin verirsek, bu, yeniden şekillenen dünyada özgür, güçlü ve egemen bir Avrupa fikrinin sonu olur.

Gümrük savaşından korkarak veya Trump yönetiminin diğer kararlarına sempati duyarak Grönland'ı ABD'lilere bırakmak gerektiğini düşünenler, Alman ve Avrupalı vatanseverler değil, vatanımızı yalnızca büyük güçlerin bir uzantısı veya oyuncağı olarak gören kişilerdir.

Kendimizi olduğumuzdan daha küçük yapmaya hakkımız yok.

Avrupa halkları dünya tarihine iz bırakmışlardır ve son yıllarda yaşanan tüm siyasi ve ekonomik yanlış gelişmelere, toplumsal çalkantılara ve diğer zorluklara rağmen, Avrupa hala büyük bir ekonomik güce sahip önemli bir küresel aktördür.

Şimdi ihtiyacımız olan şey, cesaret, özgüven ve dik duruşa sahip hükümet politikacılarıdır.” Maximilian Krah Hohm’un açıklamasına Milletvekili Maximilian Krah paylaşımın altında yazdığı yorumla yanıt verdi: “Grönland yüzünden Trump'a karşı olma ‘yükümlülüğümüz’ nereden geliyor?

Hindistan'ın o zamanlar Portekiz'in Goa'sını ele geçirdiği örneği ile bağlantı içinde bir yanıt lütfen!’” Hohm tekrar bir yorum yazarak şu ifadeleri kullandı: “Buradaki durum, kendi başına, Trump'a karşı olma yükümlülüğü doğurmaz.

Ancak Grönland'ı Avrupa'nın bir parçası olarak korumak ve savunmak bizim çıkarımıza.

Trump, Grönland'ın konumu nedeniyle jeopolitik açıdan büyük önem taşıdığını anladı.

Biz de bunu anlamalı ve Grönland’ı terk etmek yerine bir Avrupa ülkesinin etki alanı içinde tutmalıyız.

Avrupalıların, ortakları ve müttefikleri tarafından da yeniden ciddiye alınmasını istiyorum.

Bu da bazen kararlı durmak anlamına geliyor.” YASAKLANMAYA KARŞI ‘TRUMP KALKANI’ Milletvekili Krah ise bir yorum daha yazarak şöyle dedi: “Grönland coğrafi olarak Amerika'ya aittir.

Bizim çıkarımız öncelikle ABD ile bir çatışmaya girmemektir.

Grönland bize şimdiye kadar ne getirdi?

AfD olarak mümkün olduğu kadar Trump ile bir kavgadan kaçınmalıyız, sonuçta o partimizi yasaklanmaktan koruyor.” Partinin eski Dış Politika Sözcüsü ve şu an milletvekillerinden Matthias Moosdorf da tartışmaya katılarak Hohm’u “Yine birisi, ağzına geldiği gibi egemenlik ilan ediyor.

Son yıllarda dünya GSYİH'sinin yüzde 10'unu kaybeden bir kıta, sadece kendi delilerini etkileyebilir.

Başkaları onu dinlemiyor bile” sözleriyle eleştirdi.

Moosdorf “Grönland'ın bugünkü statüsünü savaş, genişleme ve sömürge egemenliği yoluyla elde eden bir devlet, başka bir politikacının bu statüyü tartışmaya açmaya cüret etmesine öfkeleniyor” diyerek Danimarka'yı da hedefe aldı.  ‘KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLILIK MI ULUSAL EGEMENLİK Mİ?’ Compact dergisi de Şubat sayısını ABD-AfD ilişkisine ayırdı. “Tehlikeli flört” başlığıyla çıkan sayının tanıtımında şunlar yazıyor: “2025 yılında ABD ve AfD siyasi açıdan ideal bir ikili olarak görülüyordu, ancak 2026 yılının başında ilişkiler aniden bozuldu.

Washington'dan gelen askeri tırmanışlar ve güç politikası tehditleri, AfD'yi bir yön belirleme kararı almaya zorladı: körü körüne bağlılık mı, yoksa ulusal egemenlik mi?

Özellikle Alice Weidel'in Trump'ı eleştirdiği için ABD'li Cumhuriyetçiler tarafından açıkça saldırıya uğraması büyük bir tartışma yarattı.

Partinin bir kısmı Donald Trump ile yakın ilişkilerini sürdürürken, diğerleri müdahaleci politikalar ve uluslararası hukuk ihlalleri konusunda uyarıda bulunuyor.” 19 Ocak’ta Handelsblatt’ta Dietmar Neuerer imzasıyla yayımlanan bir yazıda siyaset bilimci Marcel Lewandowsky, AfD içindeki gerilimi şu şekilde tanımlıyor: Parti, bir yandan Trump’a olan yakınlığını sürdürmek isterken, diğer yandan özellikle Doğu Almanya eyaletlerinde güçlü olan ABD karşıtı şüpheciliği (USA-Skepsis) ve Alman seçmenler nezdinde ABD başkanının düşük onay oranını aynı anda hesaba katmak zorunda kalıyor.

Bir başka siyaset bilimci Oliver Lembcke de AfD'nin bir ikilem içinde olduğunu düşünüyor.

Lembcke, partinin bugüne kadar kendisini hem “vatansever çıkarların temsilcisi” hem de “Trump’la uyumlu, uluslararası bir anti-liberal hareketin parçası” olarak sunabildiğini belirtiyor.

Ancak Venezuela’daki saldırı, Grönland’ı ilhak isteği ve Avrupa’ya uygulanan gümrük vergileriyle şekillenen yeni tabloda AfD’nin artık daha net bir tutum almak zorunda kaldığını söylüyor.

Bu durumun da parti içindeki çatışma hatlarını görünür kıldığını vurguluyor.

İlgili Sitenin Haberleri