Haber Detayı
Anahtarı çevirenleri seçti! Seri katil 3 kadını vahşice öldürdü! | Son dakika haberleri
Kurbanlarını günlerce adım adım takip etti... Kapıyı anahtarla açtıkları o kritik anı bekledi. Çünkü o an, evde yalnız olduklarını anlıyordu. Adres sorma bahanesiyle yaklaşıyor, bıçak tehdidiyle içeri giriyor, ardından kanlı planını uyguluyordu. Ümraniye’de beş ay içinde işlenen üç vahşi cinayetin ardındaki bu sinsi yöntem, Cinayet Masası dedektiflerini iz süren bir seri katile götürdü. 2009 yılına damga vuran cinayetin çözülmesinde yer alan cinayet uzmanı emekli polis memuru Orhan Elmacı detayları Habertürk’e anlattı. Mustafa Şekeroğlu’nun özel haberi...
Yıl 2009...
Takvimler 9 Aralık’ı gösteriyordu.
Akşam saatlerinde işten çıkan genç kız, Ümraniye’deki evine doğru yürüdü.
Kapıyı açtığında ise hayatı boyunca unutamayacağı bir manzarayla karşılaştı.
Daha içeri adımını atmadan, evin her yerinin dağınık olduğunu fark etti.
Bu görüntü ilk anda onu şaşkına çevirdi.
Ancak birkaç saniye sonra gördüğü manzara, tüyler ürperten bir olayın başlangıcı olacaktı.
Annesi Nesibe Hanım, kanlar içinde yerde yatıyordu.
HIRSIZLIK SÜSÜ MÜ?
Genç kızın çığlıklarının ardından yapılan ihbar üzerine polis ekipleri kısa sürede adrese ulaştı.
Olay yerine gelen ekipler arasında Cinayet Büro Amirliği’nin deneyimli dedektifleri de vardı.
Evde yapılan ilk incelemede, 59 yaşındaki Nesibe Hanım’ın karnından bıçaklanarak öldürüldüğü belirlendi.
Evin her tarafı karıştırılmış, eşyalar adeta altüst edilmişti.
Yapılan tespitlerde, salonda bulunan 37 ekran televizyon ile uydu alıcısının yerinde olmadığı görüldü.
İlk bulgular, olayın gündüz vakti gerçekleşen bir hırsızlık cinayeti olduğunu düşündürüyordu.
Her şey, Nesibe Hanım’ın bir hırsızın kurbanı olduğu izlenimini veriyordu.
Ancak Cinayet Büro ekiplerinin gözünden kaçmayan detaylar, bu dosyanın hiç de göründüğü gibi olmadığını kısa sürede ortaya çıkaracaktı. ÇEVRE ARAŞTIRILMAYA BAŞLANDI Cinayet dedektifleri olayın izini sürmeye başladı. Çevrede herhangi bir güvenlik kamerası var mıydı?
Bu ihtimal araştırıldı ancak civarda bir güvenlik kamera düzeneği bulunamadı.
O saatlerde şüpheli görülen birinin olup olmadığı da tek tek incelendi.
Fakat şüpheliyi gören herhangi bir görgü tanığına ulaşılamadı. Üstelik olay yerinde de katile ait en küçük bir iz yoktu. 19 GÜN SONRA BİR CİNAYET DAHA Cinayet Masası dedektifleri bu kez, Nesibe Hanım’ın evinden çalınan televizyon ve uydu alıcısının satılmış olabileceği ihtimali üzerinde yoğunlaştı. Çalışmalar bu yönde sürerken, olaydan tam 19 gün sonra, yani 29 Aralık 2009’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün telsiz merkezinden yapılan bir anons tüm ekiplerin dikkatini çekti. “Merkez 45-57, ivedi Ümraniye Altınşehir Mahallesi’ndeki şu adrese geçin... 45-57 kodlu ekip, Cinayet Masası’nın deneyimli dedektiflerinden şef Orhan Elmacı ve ekibiydi.
Bu anons, kısa süre sonra kan donduran bir cinayet zincirinin kapısını aralayacaktı.
GENÇ KADIN 11 YERİNDEN BIÇAKLANMIŞTI Cinayet uzmanı, emekli polis memuru Orhan Elmacı o günü şöyle anlattı: “Bir yangın ihbarına giden itfaiye ekipleri, alevleri söndürdükten sonra içeride bir kadın cesediyle karşılaşıyor.
Bunun üzerine biz de olay yerine gittik.
Oğluyla birlikte yaşayan 41 yaşındaki maktulümüz Mine Hanım’ın yangın sonucu değil, bıçaklanarak öldürüldüğünü tespit ettik.
Bu da karşımızda bir cinayet olduğunu açıkça gösteriyordu.
Olay yerinde çalışmamızı yaptık.
Bir kadın neden 11 kez bıçaklanarak öldürülür?
Yangında izleri yok etmek için mi çıkarılmıştı?
Kafamızda birçok soru oluştu.
Araştırmamıza bu sorularla başladık.” LUMİNOL İNCELEMEDE FARKLI BİR KAN İZİ BULUNDU Kadının defalarca bıçaklanmış olması, içeride bir boğuşma yaşandığı ihtimalini güçlendiriyordu.
Dedektifler, bu boğuşma sırasında katilin olay yerinde bir iz bırakmış olabileceği ihtimali üzerinde durdu.
Evde luminol çalışması yapıldı.
Yapılan incelemede, evde bir erkeğe ait olduğu değerlendirilen farklı kan izlerine rastlandı.
Bu, soruşturma açısından son derece önemli bir delildi.
Evde yabancı bir kan örneğinin bulunması üzerine çalışmalarını derinleştirdiklerini belirten Elmacı, katilin maktulün yakın çevresinden biri olmadığını bu kritik detay sayesinde netleştirdiklerini şu sözlerle anlattı: Olay yerinde bir kan bulduk.
Elbette maktulümüzün yakınlarını da mercek altına almıştık.
Bu delil üzerine yakınlarının kan örneklerini aldık.
Ancak bulunan kan, maktulün yakınlarından hiçbiriyle uyuşmadı.
Bu da eve giren kişinin yabancı biri olduğunu gösteriyordu.” İKİ OLAY BENZER ÇIKTI Cinayet dedektifleri, Mine Hanım’ın da eve giren bir hırsız tarafından öldürülmüş olabileceği ihtimali üzerinde durmaya başladı.
Bu ihtimal değerlendirildiğinde, 19 gün önce aynı bölgede öldürülen Nesibe Hanım’ın cinayetiyle dikkat çekici benzerlikler ortaya çıktı.
Her iki olayda da bıçak kullanılmış, her iki cinayette de hırsızlık olayı söz konusuydu. 37 EKRAN BULUNDU Orhan Elmacı’nın ekibi ile Nesibe Hanım’ın dosyasına bakan ekip artık ortak çalışıyordu.
Nesibe Hanım’ın cinayetini araştıran ilk dedektifler, olaydan 22 gün sonra önemli bir iz buldu.
Nesibe Hanım’ın evinden çalınan 37 ekran televizyonun satıldığı spotçu dükkânı tespit edildi.Dükkân sahibinin ifadesi alındı.
Spotçu, tanımadığı bir kişinin televizyonu getirip sattığını söyledi.
Televizyon incelenmek üzere emniyete götürüldü.
Yapılan incelemede, spotçunun parmak izi dışında yabancı bir parmak izi daha bulundu.
Bu parmak izinin, kimliği henüz belirlenemeyen katil zanlısına ait olduğu değerlendirildi.
BİR KADIN YAŞADIĞI KORKUYU POLİSE ANLATTI İki olayın üzerinden neredeyse üç ay geçmişti.
Cinayet dedektifleri çalışmalarını aralıksız sürdürüyordu.
Ancak yapılan tüm incelemelere rağmen katilin kimliği hâlâ belirlenememişti. 2010 yılına girilmişti.
Şubat ayında Cinayet Masası ekiplerinin dikkatini bir şikâyet çekti.
Karakol polisine başvuran bir kadın, apartmandan çıkmaya hazırlandığı sırada elinde bıçak bulunan bir erkek gördüğünü söyledi.
Cinayet dedektifleri kadını hemen Asayiş Şube Müdürlüğü’ne götürerek ifadesini detaylı şekilde yeniden aldı.
Kadın verdiği ifadesinde, “Kafasında lacivert renkte bir şapka, elinde ise geniş ağızlı bir bıçak vardı.
Aniden karşı karşıya kaldık. Üzerime doğru yürüyünce çığlık attım ve bütün gücümle bağırdım.
Karşı komşumuz daire kapısında anahtarı çevirince hızla kaçıp apartmandan uzaklaştı.
Yüz hatlarını hatırlıyorum” dedi.
ROBOT RESİM ÇİZİLDİ Bu şüphelinin aranan katil zanlısı olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirten cinayet uzmanı, emekli polis memuru Orhan Elmacı, gelişmeyi şöyle anlattı: “Kadının verdiği ifade bizim aradığımız şüpheliyle örtüşüyordu.
Büyük ihtimalle hırsızlık amacıyla apartmana girmişti ve fark edilince kaçmıştı.
Kadının tarifleri doğrultusunda robot resim çizdirildi.
Diğer dosyaya bakan arkadaşlarımızla birlikte bu robot resmi, televizyonu satın alan spotçuya gösterdik.
Spotçu, ‘Evet, televizyonu bana satan kişi bu’ dedi.
Artık eşkalimiz netleşmişti.” KAPIDAKİ KAN İZİ Kadın, yaşanan kısa arbedeyi de ifadesinde dile getirmişti.
Elmacı, bu anlatımdan yola çıkarak apartmanda yeniden inceleme yaptıklarını söyledi.
Yapılan çalışmada apartman giriş kapısında zorlama olduğu ve içinde bir kan izine rastlandı.
Alınan kan örneği, Mine Hanım’ın evindeki luminol incelemesinde tespit edilen şüpheli kan ile karşılaştırıldı.
Sonuç çarpıcıydı.
Her iki kan örneği de aynı kişiye aitti.
Soruşturmada artık çok önemli bir delil daha vardı. ÜÇÜNCÜ CİNAYET Soruşturma derinleşirken takvimler 1 Nisan’ı gösteriyordu.
Gelen bir ihbar, cinayet dedektiflerine artık karşılarında bir seri katil olduğunu açıkça gösterecekti.
İhbara göre yine Ümraniye Altınşehir Mahallesi’nde, 18 yaşındaki yeni evli bir genç kadın öldürülmüştü.
Vahşete doymayan katil adres değiştirmemiş, aynı bölgede beş ay içinde üçüncü cinayetini işlemişti.
BİLEZİKLERİ VE YÜZÜĞÜ ALINMIŞTI Kan donduran cinayete kurban giden Songül Hanım, henüz üç aylık evliydi.
Yapılan araştırmada, kolundaki beş bilezik ile parmaklarındaki iki altın kaplama yüzüğün çalındığı belirlendi.
Beş ay içinde işlenen üç cinayet arasında artık net benzerlikler vardı.
Kurbanlar bıçakla öldürülüyor, ardından hırsızlık yapılıyordu.
Polisin karşısında artık bir seri katil olduğu gerçeği netleşmişti.
KUYUMCUDA SATILAN YÜZÜK BULUNDU Üçüncü cinayetin ardından birçok ekibin dosya üzerinde birlikte çalıştığını belirten cinayet uzmanı dedektif Orhan Elmacı, kritik gelişmeyi şöyle anlattı: “Bu cinayette çalınan bilezik ve yüzüklerin satılmış olabileceği ihtimali üzerine Ümraniye ve Üsküdar’daki kuyumcuları tek tek araştırdık.
Ekip arkadaşlarımızla yaptığımız çalışmada, Songül Hanım’ın parmağından alınan alyansın satıldığı kuyumcuyu bulduk.
Maktulün eşinin adı Şiddet’ti ve alyansın içinde de bu isim yazılıydı.
Bu yüzüğü bir kadının sattığını tespit ettik.” KADIN “BAHÇEDE KIZIM BULDU” DEDİ İstanbul Cinayet Masası dedektifleri, dosyaya düğüm atacak alyansı kuyumcuya satan kadını tespit etti. 48 yaşındaki ev hanımı, sorgulanmak üzere Cinayet Masası’na götürüldü.
İfadesinde, “Kızım yanıma gelerek oturduğumuz apartmanın bahçesinde altın bir yüzük bulduğunu söyledi.
Bana verdi.
Paraya ihtiyacımız olduğu için ben de kuyumcuya gidip sattım” dedi.
Kadın doğruyu mu söylüyordu, yoksa katil zanlısıyla bir bağlantısı mı vardı?
Bu soruların yanıtı, dedektiflerin yürüteceği detaylı soruşturmayla ortaya çıkacaktı.
ROBOT RESME BENZEYEN BİRİ AYNI APARTMANDA OTURUYOR Bu ifade üzerine dedektifler, katil zanlısının apartman çevresinden geçmiş ya da bu civarda yaşıyor olabileceği ihtimali üzerinde durdu.
Orhan Elmacı, olayın kırılma anını şöyle anlattı: Robot resmi kadına gösterdik.
Kadın, bu robota benzeyen kişinin kendi apartmanlarında oturduğunu söyledi.
Apartmanda yaşayanları incelediğimizde karşımıza adeta bir suç makinesi çıktı.” SUÇ MAKİNESİ TAKİBE ALINDI Apartmanda oturan şüphelinin 37 yaşındaki Efkan B. olduğu belirlendi.
Hakkında yapılan araştırmada oldukça kabarık bir suç geçmişi olduğu ortaya çıktı. 1989 yılında tecavüz ve taciz suçlamalarıyla yakalanmış, Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti. 1993 yılında tahliye olduktan sonra askere alınmış, Ağrı’da görev yaparken 1994 yılında firar etmişti. 1995 yılında gasp suçundan tekrar yakalanarak ikinci kez cezaevine girmişti. 2009 yılında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılınca yeniden askere alınmıştı.
Ancak birliğine katıldıktan sadece 20 gün sonra ikinci kez firar ederek İstanbul’a kaçmıştı.
PARMAK İZİ UYUŞTU Polisin elinde artık bir numaralı şüpheli vardı: Efkan B.
Peki bu üç cinayetin faili gerçekten o muydu?
Bu sorunun yanıtı için Nesibe Hanım’ın evinden çalınan televizyon üzerinde bulunan parmak izleri, Efkan B.’nin parmak izleriyle karşılaştırılmak üzere Polis Kriminal Laboratuvarı’nda incelemeye alındı.
KATİL ZANLISI O ÇIKTI Yapılan karşılaştırmada, televizyondan elde edilen parmak izlerinin Efkan B. ile birebir uyuştuğu tespit edildi.
Takip altındaki şüpheli, Cinayet Masası dedektiflerinin düzenlediği operasyonla yakalandı.
Soruşturmadaki ikinci kritik adım ise, Mine Hanım’ın evinde luminol çalışmasıyla tespit edilen kan örneğinin karşılaştırılması oldu.
Adli Tıp Kurumu’nda yapılan incelemede bu kanın da Efkan B.’ye ait olduğu belirlendi. Üç cinayette elde edilen maddi deliller artık net bir şekilde aynı ismi işaret ediyordu. “CİNAYETLERİ BEN İŞLEMEDİM” DEDİ Gözaltına alınan Efkan B.’nin evinde yapılan aramalarda farklı ebat ve şekillerde çok sayıda bıçak bulundu.
Ayrıca peruklar başta olmak üzere çeşitli kamuflaj malzemeleri de ele geçirildi.Efkan B., ifadesinde cinayetleri işlemediğini iddia etti.
Cinayet Büro Amirliği’nin beyaz sorgu odasında susma hakkını kullandı.
Ancak çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Efkan B., İstanbul Maltepe’de bulunan General Nurettin Baransel Kışlası’ndaki askeri cezaevine yerleştirildi.
KAN DONDURAN DETAYLAR Soruşturma ilerledikçe olayların perde arkası da netleşti.
Elde edilen bilgilere göre katil zanlısı, kurbanlarını önceden takip ederek cinayetleri planlıyordu.
Takip ettiği kadının kapıyı anahtarla açtığını gördüğünde evde yalnız olduğunu düşünüyor, adres sorma bahanesiyle yaklaşıp bıçak tehdidiyle içeri giriyordu.
İkinci olayda da apartmanda karşılaştığı Mine Hanım’a aynı yöntemi uyguladığı belirlendi.
Genç kadını öldürdükten sonra evde bir süre oturduğu ve sigara içtiği tespit edildi.
Evde çıkan yangının ise zanlının söndürmeden attığı sigara izmaritinden kaynaklandığı ortaya çıktı. ÜÇÜNCÜ KEZ FİRAR ETTİ Vahşi cinayetlerin aydınlatıldığı dönemde kamuoyunda “suç makinesi” olarak anılan Efkan B., 16 Kasım 2010 Salı gecesi saat 23.00 sıralarında tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi’nden firar etti.
Alarma geçen İstanbul Polisi, cezaevine yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki Kartal Yakacık Soğanlı Mahallesi’nden gelen bir hırsızlık ihbarıyla harekete geçti.
KISA SÜREDE YAKALANDI İhbar sahipleri, şüpheli bir kişinin evlerinin önünde dolaştığını bildirdi.
Bölgeye sevk edilen sivil ve üniformalı ekipler, saat 01.10 sıralarında bir apartmanın merdiven altında saklanan Efkan B.’yi yakaladı.
Cezaevi firarisi Efkan B.’nin bu kez kaçarken bacağını kırdığı belirlendi.
Hayatındaki üçüncü firar girişimi de böylece kısa sürede son buldu.
Efkan B., Ümraniye Adliyesi’ne sevk edildi.
Hakkında verilen tutuklama kararının ardından polis ekipleri tarafından yeniden General Nurettin Baransel Kışlası’ndaki askeri cezaevine teslim edildi. 45-57 KODLU EKİP BİRÇOK CİNAYETİ AYDINLATTI Bu üç cinayet dosyasında görev alan ekiplerden biri olan, başında Orhan Elmacı’nın bulunduğu 45-57 kodlu Cinayet Büro ekibi, görev yaptığı dönemde sayısız cinayet vakasını aydınlatarak kriminal tarihe geçen başarılara imza attı.