Haber Detayı
Bu film, bahşiş için çalışan müzisyenlere bir aşk mektubu
Neil Diamond şarkıları seslendiren Lightning and Thunder adlı grubun kurucusu olan çiftin gerçek hikâyesini konu alan “Song Sung Blue”, “Hayatta geç kaldın” diyenlere “Daha yeni başlıyoruz” diye cevap veren bir film. Aşkın, umudun ve hayallerin yaşı olmadığını hatırlatan yapımda Hugh Jackman ve Kate Hudson başrolde. Hugh Jackman ile Los Angeles’ta buluştuk, müzikle kurduğu kişisel bağı, müziğin insanı yeniden ayağa kaldıran gücünü ve filmde anlattıkları, küçük bir kasaba barından kalplere uzanan etkileyici hikâyeyi konuştuk.
◊ Kate Hudson ile birlikte böyle güzel bir müzik çıkaracağınızı ilk ne zaman hissettiniz?- Aklımda çok net bir an var.
Okuma provasından hemen sonra.
Öyle bir okuma provasıydı ki, insanlar ağlıyordu.
Hayatımda masa başı okumada daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim.Sonra küçük bir sandviç molası verdik.
Sadece ikimiz kalmıştık, Kate Hudson bana döndü ve dedi ki; “Biliyor musun, bu film ancak biz birlikte çalışırsak olur”.
Ben de içimden “Sonuna kadar haklısın” dedim.Ve yönetmenimiz bizi müzik kayıt stüdyosuna soktu.
Stüdyodayken işte o zaman gerçek anlamda bağ kurduk.
Bu insan olarak kurduğumuz bağdı.
Oyuncu olarak “Holly Holy”yi söyleyişimiz mesela...
Kanepede oturuyorduk, tamamen rahattık.
Geldiler, önümüze bir mikrofon koydular ve öyle kaydettik.
İşte o an tüylerim diken diken oldu.
Ve müzikal olarak birbirimize çok iyi karışacağımızı o anda anladım.BU İKİ KARAKTER BİRBİRİNİ KURTARIYOR◊ Broadway’de söylediğiniz şarkılarla izleyicileri yıllardır büyülüyorsunuz. “Les Misérables” ve “The Greatest Showman” ile gördük ki müzikal tarafınız zaten çok güçlü.
Kate Hudson da geçen yıl ünlü isimlerin yer aldığı, aşkı ve dayanıklılığı anlatan bir stüdyo albümü çıkardı.
İkinizin de müzik yolculuğu birbirine benziyor.
Peki karakterleriniz Mike ve Claire’in sahnede ve sahne dışında kurduğu ilişki sizi en çok nereden yakaladı?- Bu film, bahşiş kutusu müzisyenlerine yazılmış bir aşk mektubu gibi.
Bunu da büyük bir saygıyla söylüyorum.
Çünkü o kadar parlak müzisyen var ki...
Kimi zar zor geçiniyor, kimi belki geçinemiyor bile ama yine de müzik yapıyor.
Çünkü seviyor.
Her yerde kalkıp şarkı söyleyebilirler, ister bir restoranda olsun, ister Pearl Jam’e ön grup olarak çıksın.
Dürtü aynı: Müzik.Mike’ta beni özellikle etkileyen şey inadı ve direnci oldu.
Hayalinden hiç vazgeçmedi ve bak 30 yıl sonra buradayız.
Onun hikâyesi ve müziği sonunda insanlara ulaşıyor.
Bu iki karakterde beni duygulandıran şey birbirini kurtarmaları.
Elbette çok şey yaşıyorlar ama en sonunda hep birbirlerine inanıyorlar; hep birbirlerinin yanında duruyorlar.OYNAYACAĞIM KİŞİYE İNANILMAZ DERECEDE MERAK DUYUYORUM◊ Bir rolde karakteri inşa ederken şarkı söylemek gerektiğinde oyuncu için bu bir avantaj mı, yoksa üzerinde ayrıca çalışmak gereken ekstra bir yük mü? - Karakterin hiçbir özelliğini ‘artı’ ya da ‘eksi’ diye ayırmıyorum.
Ben oynayacağım kişiye inanılmaz derecede merak duyuyorum.
Oyunculuğa da şöyle bir yerden yaklaşıyorum: Uykuya dalmadan önce bilinçaltım da sürece dahil olsun diye oynayacağım karakteri düşünürüm.Oynadığım karakter Mike iyi bir şarkıcı mı emin değil ama Mike için müzik yapmak, sahneye çıkmak, bir anlamda insanlara hizmet etmek.
Benim gerçekten yaslanmam gereken taraf buydu.
Aslında bu Mike’la ortak paydamız.Benim hikâyemde ise şarkı söylemek oyunculuk gibi.
Yani doğal bir yerden akıyor.
Ben bir oyuncuyum ve karakterin içine giriyorum.
Mike ise öyle biri ki, bulunduğu yerin hiç önemi yok.
Biri “Şu şarkı ne?” dese, pat diye söylemeye başlar.
O yüzden benim için şarkı söylemek, role girmek adına harika bir kapı.KATE HUDSON’IN BÜYÜK HAYRANIYIM◊ Kate Hudson’la düetlere hazırlanırken nasıl bir çalışma süreciniz oldu? - Aslında bizim antrenmanımız kayıt stüdyosunda oldu.
Çünkü her gün birlikte şarkı söyleme şansımız vardı.
Bu sürecin büyük bir kısmı gerçekten çok güzel, büyülü bir sürpriz gibiydi.
Sanki yavaş yavaş açılan bir hediyeydi.Ben Kate Hudson’ın hem kendisinin hem de müziğinin büyük hayranıyım.
Ama birlikte söylediğimizde bambaşka bir şey oldu.
Ortamı sihirli hissettirdi.
Sonra bunu sete de taşıdık.
Sette şarkı söyledik, set dışında da söyledik.
Kamera kapalıyken bile hep şarkı söylüyorduk; gitar çalıp duruyorduk.◊ Filmde hayat verdiğiniz çift, Neil Diamond’ın şarkılarını seslendiriyor.
Neil Diamond’ın müziği bambaşka bir ruh taşıyor.
Sizin de müziğe olan sevginizle buluştuğunda, rol size müzikle ilgili ne söyledi?
Neil’in dünyasından neler aldınız? - Hepimiz müziğin gücünü biliyoruz.
Beni asıl şaşırtan ise yönetmenimiz Craig Brewer’ın yaptığı şey oldu: Filmi izlerken, müziğin gücünü karakterin içinden ve hikâyenin akışıyla birlikte hissediyorsun.
Craig bunu başarmış.
Şarkı söyleyen biri olarak Neil’i gerçekten dikkatle dinlediğimde, “Bu adam inanılmaz bir şarkıcı” dedim.
Kendisiyle 2 hafta önce de beraberdim.
Şimdi de söylüyor ve hâlâ müthiş duyuluyor.
Yani bir şarkıcı olarak şunu özellikle söylemek istiyorum; Neil Diamond gerçekten olağanüstü.◊ Neil Diamond’un evinde kalma hikâyesini sizden dinlemek isterim...- Eşi Katie McNeil’la aradılar.
Film onlara çok dokunmuştu, özellikle de Neil’e.
Ben de “O zaman ben geleyim” dedim.
Meğer Colorado’daymışlar.
Ardından Katie “E o zaman bu gece bizde kalmak ister misin?” diye sordu. “Harika olur!” dedim.
Akşam yemeğe oturduk.
Katie önceden beni uyardı: “Neil’in sana karaoke teklif etme ihtimali çok yüksek”. “Süper” dedim.
Ve aynen öyle oldu.
Masaya oturur oturmaz Neil, “Hadi karaoke yapalım” dedi.
Katie de “Bir dur, önce bir şeyler yiyelim” diye araya girdi.Sonra bir anda Neil, “I Dreamed a Dream” söylemeye başladı.
Ardından birlikte “Can’t Help Falling in Love” ve “Sweet Caroline” söyledik.
İnanılmaz keyifliydi.
Gerçekten müthiş bir geceydi.ÇOK KEYİFLİ BİR YOLCULUKTU ◊ Kendi vokalinizi Neil Diamond’un müzikal dünyasına nasıl uyarladınız?
Ya da bir uyarlama süreci oldu mu?- Benim için gerçekten çok keyifli bir yolculuktu.
İyi ki işe kayıt stüdyosunda başladık, çünkü sesi bulmak başlı başına bir süreçti.
Benim oturmuş bir söyleme tarzım vardı. “Tamam, şimdi onu bırakmam gerekiyor” dedim.
Karakterim Mike’ın sesini bulmak gerekiyordu.Elimde belgeseller vardı, tabii Neil Diamond’ın müziği de vardı.
Ama yönetmenimiz Craig Brewer şöyle dedi: “Dinle ama ona saplanıp kalma.
Kendini kilitleme.
Biz ne Mike’ın ne de Neil’in taklidini istiyoruz.” Yani mesele şu oldu: Mike bir şarkıcı olarak kim?
Nasıl söylüyor?
Onun tonu, tavrı ne?Bir yandan da Mike’ın içindeki motivasyon var: “Neil’e saygı duruşunda bulunmak istiyorum.” Peki bu saygı nasıl bir yolculuğa dönüşür?
Süreç boyunca çok açıktık.
İçime dert ettiğim yerleri bile konuşuyordum.
Ortam o kadar şeffaf ve ortak üretime açık bir hâle geldi ki...
Bence bunu beraber yaptık.
Beraber bulduk.