Haber Detayı

CHP'den Niğde'de tarihi miting! Özgür Özel tek tek ifşa etti: 'Her ay Fatih Keleş'e haber yolluyorlar...'
Siyaset cumhuriyet.com.tr
07/02/2026 14:07 (3 saat önce)

CHP'den Niğde'de tarihi miting! Özgür Özel tek tek ifşa etti: 'Her ay Fatih Keleş'e haber yolluyorlar...'

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim çağrısıyla sürdürülen CHP mitinglerin 87’ncisi, bugün Niğde'de düzenlendi. Kalabalığa seslenen CHP lideri Özgür Özel hem erken seçim çağrısı yaptı, hem de AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2005 yılındaki sözlerini hatırlattı. Özel, İmamoğlu ailesinin korumasının gözaltına alınmasına dair de konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ’in, önümüzdeki ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargı görünümlü iktidar kumpasıyla tutuklanmasının ardından başlatılan “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşmalarının Türkiye ayağının bu haftaki durağı Niğde oldu.

YURTTAŞLAR İKTİDARI İSTİFAYA DAVET ETTİ Niğde Cumhuriyet Meydanı’nı hınca hınç dolduran yurttaşlar, 325 gündür Silivri’de 12 metrekarelik bir hücrede tutulan İmamoğlu ve diğer tutuklu belediye başkanları lehine sloganlar atarak, iktidarı istifaya davet etti.

İmamoğlu’nun Silivri’den Niğde’ye yolladığı mektubu, CHP Niğde İl Başkanı Bünyamin Kıvrakdal kamuoyu ile paylaştı.

İMAMOĞLU: ADALETİN YERİNİ BULMASI İÇİN MÜCADELE EDİYOR, ÜLKEMİZİN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKIYORSUNUZ İmamoğlu, Kıvrakdal tarafından okunan mektubunda şunları söyledi: “Güzel Niğde’nin koca yürekli, güzel insanları… Kıymetli hanımefendiler, saygıdeğer beyefendiler, sevgili gençler, göz bebeğimiz çocuklar… Her birinizi saygıyla, sevgiyle, hasretle selamlıyorum, gönülden kucaklıyorum.

Sizleri çok özlediğim bu günlerde, bir mektupla da olsa aranızda olmama vesile olan, örgütümüzün kararlı ve azimli mücadelesini temsil eden İl Başkanımız Bünyamin Kıvrakdal’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Hukukun ve demokrasinin hakim olması, adaletin yerini bulması için mücadele ediyor, ülkemizin geleceğine sahip çıkıyorsunuz.

Sizlere yürekten teşekkür ediyorum.

Sağ olun, var olun…” “DEVLET KURUMLARI ELİYLE SEÇİM SONUÇLARINI VATANDAŞTAN GİZLEMEK GİBİ BİR REZİLLİĞİN EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞTİR” “Hukuk ve demokrasi, Cumhuriyetimizin özüdür.

Ülkeyi yönetenler, hukuktan ve demokrasiden uzaklaşırsa, Cumhuriyetten de milletten de uzaklaşırlar.

Ülkemiz, yıllardır hukuku ve demokrasiyi çiğneyen, milleti hiçe sayan bir iktidarın yol açtığı sorunlarla boğuşuyor.

İçinden çıkıp geldikleri aziz milletimizin iradesini yok sayarak, baskı altına alarak koltuklarını korumaya uğraşanlar, ülkemize çok büyük kötülük ediyorlar. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde İstanbul’u kaybettiklerinden bu yana, milli iradeyi hedef alan saldırılar, kirli tertipler, karanlık girişimler peşindeler. 2019’da, daha seçim gecesi başladılar kötülüklerine.

İlk iş olarak, seçim sonuçlarının televizyondan yayınlanmasını engellediler.

Siyasi tarihimizde hukuksuz, antidemokratik uygulamalar çoktur ama devlet kurumları eliyle seçim sonuçlarını vatandaştan gizlemek gibi bir rezilliğin eşi benzeri görülmemiştir.” “REZİLLİKLER ORADA KALMADI Kİ…” “Rezillikler orada kalmadı ki… Kendi ürettikleri yalanları, iftiraları bahane edip, İstanbul seçimini iptal ettirdiler.

Aynı zarftan çıkan 4 oydan sadece 1 tanesinin, Ekrem İmamoğlu’na verilen oyun geçersiz olduğunu ilan ettiler.

Anayasa Mahkemesi, birkaç gün önce, 31 Mart 2019 gecesi seçim sonuçlarının vatandaştan gizlenmesinin haksız, hukuksuz bir iş olduğuna karar verdi.

Milletimiz aynı kararı çoktan vermiş, milli irade gaspçılarının cezasını sandıkta kesmişti.

Yine öyle olacak.

İktidarın halen yapmakta olduğu hukuk ve demokrasi dışı işlerin cezası, yine sandıkta kesilecek.

Bugün hala 2019 İstanbul seçimlerini siyasi casuslukla, manipülasyonla kazandığımız iftirasıyla bizi yargılamaya kalkıyorlar.

Bu acizliğinizle, bu zavallılığınızla siz, ancak kendinizi kandırırsınız.

Milletimiz kime, neden oy verdiğini, sandıkta kimi, neden cezalandırdığını bilmiyor mu?

Kaybetmeyi öğrenin.

Milletin iradesine saygı duymayı öğrenin.

Milletimiz, kendi iradesine karşı yapılan haksızlıkları, zorbalıkları unutmaz, affetmez.

Millete sevgisini, saygısını kaybetmiş, milletin derdine gözünü kapamış iktidarlar, geldikleri gibi giderler.” “BİR AVUÇ İNSANDAN BAŞKA KİMSEYE FAYDASI OLMAYAN BU MERHAMETSİZ, VİCDANSIZ İKTİDAR DA GİDECEK” “Bir avuç insandan başka kimseye faydası olmayan bu merhametsiz, vicdansız iktidar da gidecek.

Adaletli, liyakatli, icraatçı, halkçı bir yönetim iş başına gelecek.

Vakti dolanlar, pili bitenler gidecek; umut verenler, tuttuğunu koparanlar, kendini millete adayanlar iş başına gelecek.

Seçim gecesi sandıklar açılınca, herkes gerçekle yüzleşecek.

Göreceksiniz; milletimiz cumhuriyete, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne öyle bir sahip çıkacak ki… Milletimiz adalete, hürriyete öyle bir sahip çıkacak ki… Türkiye, bir daha asla, bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı, muhalefetin yargı yoluyla bastırılıp yok edilmeye çalışıldığı baskıcı rejimlerden biri olmayacak.

Türkiye bir daha asla, zenginliğin bir avuç insana aktarıldığı, dertlerin ve zorlukların ise milletin sırtına yüklendiği, insafsız rejimlerden biri olmayacak.

İktidar değişecek ve milletçe huzura, refaha, mutluluğa hasretimiz bitecek.

Bu topraklarda artık sadece adalet ve hürriyet, bolluk ve bereket, birlik ve kardeşlik hüküm sürecek.

Her şey çok güzel olacak.

Ekrem İmamoğlu.

Silivri Zindanı.” ÖZGÜR ÖZEL KALABALIĞA SESLENDİ İmamoğlu'nun mektubunun okunmasının ardından Niğde buluşması CHP Genel Başkanı Özgür Özel ’in konuşmasıyla devam etti.

CHP lideri Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle: * Merhaba Niğde!

Merhaba canım Niğde!

Tarihi kadim, toprağı zengin, insanı yiğit Niğde; insanı yiğit Niğde, hoş geldiniz!

Selam olsun Altunhisar’a, selam olsun Bor’a, Çamardı’na...

Selam olsun Çiftlik’e, selam olsun Ulukışla’ya! * Buraya; depremin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesinde en ağır hasar alan altı ilimizden, ilçelerimizden, o depremde yakınlarını kaybedenlerin yanından, konteyner kentlerden, sokaklardan, yastan, acıdan geliyorum.

Bir kez daha milletimizin başı sağ olsun.

Böyle acılar görmeyelim, bir daha yaşamayalım diye diliyorum ve bu meydandan deprem bölgesine bir büyük selam, bir büyük selam yolluyoruz.

ERDOĞAN'A SİSİ GÖNDERMESİ: İNSANLARIN HAKKINI YİYORSUNUZ * Geçtiğimiz haftayı herkes sevdikleriyle geçirdi.

Ben geçtiğimiz hafta Osmaniye’deydim, Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Adıyaman’da, Malatya’daydım.

Konteyner kentlerdeydim, depremzedelerle el eleydim, gönül gönüleydim.

Sayın Erdoğan da geçen haftayı 'eli kanlı katil' dediği Suudi Arabistan prensiyle birlikte, 'darbeci' dediği Sisi ile birlikte geçirdi.

Nihayet dün Türkiye’ye geldi. * Nihayet, nihayet lütfedip Osmaniye'ye gitti.

Bir büyük sahne kurdurdu.

O sahnenin üstünden depremzedeye videolar izletip, sahneden inmeden, sokağa girmekten, konteyner kentlerdeki durumu görmeden, milleti dinlemeden kendini dinletti.

Olur olmaz şeyler söyledi, gitti. * Oysa biz ona deprem bölgesinden hep birlikte seslenmiştik.

Dedik ki; 'Burada, depremin üçüncü yılında, bir yılda yapacağım dediğiniz konutların bir yılda %2'sini yapmışken, ikinci yılda %30'unu yapmışken, üçüncü yılda daha kendi rakamlarınızla %70'teyken, 270 bin kişi konteynerlarda kalıyorken artık bu işleri bir tarafa bırakalım.' Mademki Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni iki sefer aldınız, KDV'yi ikiye katladınız, ÖTV'yi aldınız, yurt dışı çıkış harçlarını artırdınız; deprem için 71 milyar dolar topladınız artan vergilerden, kampanyalardan, bağışlardan ve '40 milyara bu evler bitti' diyorsunuz...

O zaman madem bu para toplandı, bu depremzedeye anahtar vermeden önce niye boş senet imzalatıyorsunuz?

Niye 18 yıl bu insanlar para versin?

Niye rezerv alanla bu insanların hakkını yiyorsunuz, üzüyorsunuz?

ERDOĞAN'A ÇAĞRI * Ve dedim ki; 'Gelin bu boş senet utancını bitirin, faiz ayıbını ortadan kaldırın, mücbir sebebi yeniden uzatın, rezerv alan sıkıntılarını çözün, konteyner çilesini bitirin, kiracılara da destek olun, ev verin, başlarını sokacak bir yer verin.' Bunları söylersen teşekkür edeceğim dedim.

Dün Osmaniye'de çıktı, hiç bunlardan bahsetmedi. * Buradan deprem bölgesine sesleniyoruz: O evler, o yapılan evler; eksiklikleri var, tadilat ister, güçlüğü var; bu milletin ödediği vergilerle, bu milletin kampanyasıyla, bu milletin parasıyla yapıldı.

Fazlasıyla da o paralar toplandı.

Biz deprem bölgesine ne yaptıysak helali hoş olsun.

Erdoğan'a çağrımdır: Boş senetleri yırtıp atalım, depremzedeye senet imzalatmayalım.

Helali hoş olsun!

NİĞDE BUNDAN SONRA MİLLETİN KALESİDİR * Deprem bölgesinde ziyaretimizi bitirdik, Ankara’ya gitmeden koştuk Niğde’ye geldik. 'Yağmur var' dediler, 'Şubatın başı' dediler, 'Hava soğuk olur, kimse gelmez' dediler.

Dedik ki; bu havada, bu tarihte miting olmaz ama biz Niğde’ye mitinge değil; Niğde’yi duymaya, Niğde’yi dinlemeye, Niğde’ye seslenmeye, Niğde’de bütün adaletsizlikleri konuşmaya, Niğde’nin vicdanına sığınmaya, 87. kez adalet için eylem yapmaya geliyoruz! * Bu meydandan taşanlara, bariyerlerin dışında kalanlara, miting meydanının dışında kalıp içeriye giremeyenlere, bu meydanı tarihi bir kalabalıkla dolduranlara helal olsun, hepinize selam olsun! * Biz demokrasi fikrinin sahibi insanlarız, siyasetçileriz; demokrasi fikrine inanan bir siyasi partiyiz.

Niğde’de çok uzun yıllar, Niğde’de çok uzun yıllar siyasette istediğimiz noktaya gelemedik.

Yıllardır Niğde Belediyesini alamadık ama asla Niğde’nin tercihine saygısızlık yapmadık, onları hor görmedik. 'Bir bildikleri var' dedik, 'Doğrusunu millet bilir, millet yetkiyi verir' dedik; seçene ve seçilene saygı duyduk. * Buradan Niğde seçimlerini kazanan Adalet ve Kalkınma Partili Belediye Başkanı'nı da, belediye meclis üyelerini de tüm belediye meclisiyle birlikte kutluyoruz.

Niğde için çalışsınlar, elimizden gelen desteği biz de vereceğiz diyoruz. * Çünkü demokrasi, seçimi kazandığın gün ne yaptığınla ölçülmez.

Kazanınca davul zurna, kazanınca millete iltifat, kazanınca milli irade; kaybedince milletin seçtiğine itiraz, millete itiraz, darbe...

İşte bunlar olmaz!

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Niğde kimsenin kalesi değildir; Niğde bundan sonra milletin kalesidir, milletin kalesidir!

BU MİLLETİN KARŞISINA DEVLETİ DİKMEYECEKSİN * Niğde ne derse o olur, millet ne derse o olur.

Bu millet devletini sever.

Devlet çağırır, askere gider.

Eline kına yakar, evladını askere yollar.

Bu millet şehidi olur, 'vatan sağ olsun' der.

Bu millet vergi istersin verir, çağırırsın gelir.

Ama bu milletin karşısına devleti dikmeyeceksin.

Eğer milletle devlet yarışırsa, hiç emin ol ki şuna; sadece ve sadece millet kazanır, milletin dediği olur! * Valilerden il başkanı yapmaya çalışanlara, kaymakamı ilçe başkanı gibi görmek isteyenlere, devletin memurunu partiye memur kılmaya çalışanlara söylüyorum: Bu devletin ayarlarıyla oynuyorsunuz, bu milletin sinirleriyle oynuyorsunuz.

Bu millet yetkiyi verdiğinde kullanıyorsunuz, vermediğinde hazımsızlık ediyorsunuz.

Bu millet son sözü söyleyecek.

Bu millet yüz yıl önce ilk sözü de söyledi, son sözü de söyledi.

Niğde ne diyorsa onun dediği olacak!

ÖMER FETHİ GÜRER VE ERHAN ADEM'E TEŞEKKÜR * Ben bu anlamlı günde, bu anlamlı kucaklaşmaya katkı sağlayan tüm Cumhuriyet Halk Partisi örgütünü, ilçe başkanlarımızı, İl Başkanımız Bünyamin Başkan'ın şahsında emekleri için kutluyorum.

Niğde’nin seçilmiş milletvekili, sizin her daim, her daim sesinizi Meclis’te duyuran, Türk çiftçisinin sorunları için uğraşan Ömer Fethi Gürer’e verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum. * Ve yine, ve yine özel bir teşekkür. 14 Mayıs seçimleri, 28 Mayıs seçimleri boynumuzu bükmüştü.

Yolda yürürken yerdeki gazoz kapağını tekmeliyor, birbirimizin yüzüne bakmıyorduk.

Öğretmenevleri boşalmıştı, öğretmenlerin gidip de sohbet edecek keyfi kalmamıştı.

Gençler karanlık odada oturuyor, anne televizyon açmıyordu. * O günlerde Cumhuriyet Halk Partisi bu partiyi ayağa kaldırmanın, bu ülkeyi ayağa kaldırmanın bir yola çıkmanın ve Türkiye’nin kaderini değiştirmek için değişime başlamanın fitilini ateşlediğinde ve ondan dört ay sonra, kırk yedi yıl sonra parti birinci parti olacak noktaya geldiğinde buna Türkiye’nin dört bir yanında gencecik siyasetçiler emek verdi.

Yaş ortalaması kırk iki olan bir ekip partide, sonra da ülkede büyük bir zafer kazandı.

İşte kaybedeninin olmadığı, partiyi ayağa kaldıran, sonra da Türkiye’yi ayağa kaldıran o ekipte Genel Başkanınızın yanında Erhan Adem vardı.

Teşekkür ediyorum Erhan Adem’e! * Erhan Başkan, Ömer Fethi Gürer milletvekilimiz, örgütümüz; Niğde’nin ne sorunu varsa bunu tüm Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ve sokakta takip ediyorlar.

Bana da en çok hem çiftçilerin; patatesin, soğanın sorununu hem de Niğde’nin sorunlarını getiriyorlar. * Örneğin; Niğde Müzesi.

Yıllardır söylerler; Avrupa Yılın Müzesi adayı gösterilmiş, 20 bin tarihi eseri var. 6 Şubat’ta zarar görmüş, 'yıkıp yenisi yapılacak' denmiş; inşaatına bile başlanmamış.

Bu kente turist çekmek için; hem yerli hem dünyanın her yerinden turist çekmek için bu önemli işi mutlaka ve mutlaka yapmak gerekiyor.

SANDIK İSTİYORUZ, ERKEN SEÇİM İSTİYORUZ! * Bir yandan öyle şeyler duyuyorum ki; 1996’da Niğde Havaalanı’nın temelini atmışlar.

O havaalanına o gün bir bekçi alıp koymuşlar.

Sene olmuş 2026; havaalanı yok, bekçi de geçen sene EYT’den emekli olmuş.

Ya böyle kara mizah olur mu?

Bir bekçi, 30 yıl yapılmayan bir havaalanını bekleyip de emekli olur mu?

Bizimkiler, siz bir ara o havaalanında temsili bir karşılama yaptınız ama halen daha bunu görüp de Niğde’nin hak ettiği işi yapmadılar. * Bir diğer taraftan; Bor Fizik Tedavi Merkezi depremde hasar gördü, yıkıldı.

Seçim öncesi 'temel' diye yalandan bir çukur kazdılar.

Açılış Şubat 2025’ti; hala daha ortada yok.

Müteahhit kaçmış, hiçbir ilerleme yok. * Köylerde su sorunu var. 70’te yapılan Akkaya Barajı hala kapalı sisteme geçirilmedi.

Su israfı had safhada; bu yüzden bir an önce planlanması lazım.

Beş tekstil fabrikası kepenk kapatmış; emekçiler, kadın emekçiler işsiz kalmış.

Bu sorunların tamamıyla Niğde boğuşmak zorunda. * Bunun için şunu söylüyoruz: Biz artık bu meydanlarda –birazdan söyleyeceğim– emekli için, emekçi için ya da bu meydanda Niğde için bu iktidardan bir şey istemekten vazgeçtik.

Çünkü hiçbirini yapmıyorlar.

Emekliye 1000 lirayı reva görüyorlar, Niğde’yi 30 senedir bekletiyorlar ve hiçbir sorunu çözmüyorlar.

Onun için ne havaalanı, ne müze, ne başka bir şey, ne patatese fiyat, ne emekliye zam...

Bu iktidardan, Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz: Sandık istiyoruz, erken seçim istiyoruz!

ERDOĞAN’IN ENERJİSİ, İNANCI, MÜCADELESİ TÜKENMİŞTİR * Zira bu iktidarın sorun çözme kapasitesi kalmamıştır.

Erdoğan’ın enerjisi, inancı, mücadelesi tükenmiştir.

Bu ülkenin yeni bir enerjiye, yeni bir yola çıkışa; yüz yıl önce olduğu gibi milleti seven, kuşatan, halktan yana, haktan yana, eşitlikten yana, milletten yana, yoksuldan yana, emekliden ve emekçiden yana bir halkın iktidarına ihtiyacı var.

Çare iktidar değişimidir. * Niğde hiç şüphe yok çok önemli bir tarım şehri.

Zaten siyasetçilerinin de tarıma olan ilgisi, tarımın kalbinin Niğde’de atması, Niğde’nin siyasetinde çiftçinin sorunlarının çok büyük bir etkisi olmasından.

Bakın, rakamları canlı yayında söylüyorum; duysun Türkiye ki ne durumdayız ve nasıl çözeceğiz görsün. * Niğde’de tarlada patatesin kilosu 4,5 lira ama İstanbul’da 25 lira.

Siz ucuza satıyorsunuz, kazanamıyorsunuz ama millet de beş katına yiyor. 500 bin ton patates depoda bekliyor, bir ay içinde satılmazsa çürüyecek.

Soğanda durum daha da kötü; tarlada 2 lira, pazarda 15 lira ve sırf tarla temizlensin diye soğanı bedava vermeyi göze alan üreticiler var.

EĞER BU BORÇLAR ERTELENMEZSE... * Ve elma rekoltesi don felaketiyle %95 düştü.

Niğde pazarına İtalya’da, Polonya’da üretilen, Niğde’nin pazar hakimiyetine karşı İtalya’nın, Polonya’nın elmaları bu pazara girdi; Niğde’nin geleceğini de tehdit eder hale geldi.

Kiraz, Darboğaz kirazı...

Bakmayın adı Napolyon ama Darboğaz’ın kirazı.

Bununla, bu markayla dünya pazarındaydık.

Sürekli felaketler yaşandı, devlet sahip çıkmadı.

Bir sene dalda kaldı devlet sahip çıkmadı, öbür sene don vurdu yandı, dondan yandı yine gerekli destek verilmedi.

Borç tırmandı, katlandı.

Eğer bu borçlar ertelenmezse, bu borç sorununa bir çare olmazsa artık kiraz üreticileri ağaçlarını sökmeye başlayacaklarını söylüyorlar. * Türkiye’de ortalama çiftçi geliri 19 bin 700 liraya gerilemiş durumda.

Buradan ilan ediyoruz ki; bu sandık geldiğinde, bu iktidar değiştiğinde, Cumhuriyet Halk Partili bir Tarım Bakanı olduğunda, çiftçinin dostu bir iktidar kurulduğunda; öncelikle tarımdaki bütün borçların –ama Tarım Kredi Kooperatifi’ne, ama devlet bankasına, ama özel bankaya– çiftçilerin borçlarının tamamının faizini bir seferliğine sileceğiz.

Ana parayı beş yıla böleceğiz, beş yıla!

CHP İKTİDARINDA KDV YOK, ÖTV YOK, MAZOT 35 LİRA * Hepinizi çok seviyoruz Niğde, hepinizi çok seviyoruz!

Niğde’nin AK Partilisini de, MHP’lisini de, İYİ Partilisini de...

Öyle ya, Niğde’nin bütün demokratlarına sesleniyoruz.

Bakın bu ay yıldızlı al bayraklara bakın.

Bu bayraklardan alır rengini Türkiye İttifakı.

İçinde sosyal demokratlar da var, muhafazakar demokratlar da; içinde milliyetçi demokratlar da var, Kürt demokratlar da.

Yeter ki vatanı sevsin, bayrağıyla sorunu olmasın, ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olsun, Atatürk sevgisi olsun.

Tüm demokratlara canım feda olsun! * Ayrıca, ayrıca sadece faiz silmek değil; çiftçinin kullandığı mazot...

Bugün gemilerden adam armatör, 30 tane gemisi var; mazotu ÖTV’siz alıyor, KDV’siz alıyor.

Armatörün koca gemilerine bedava, burada benle yaşıt traktör var; traktöre koymaya gelince ÖTV öde, KDV öde, mazot 60 lira!

Buradan Niğde meydanından söz veriyorum: CHP iktidarında KDV yok, ÖTV yok, bundan sonra mazot 35 lira, 35 lira! * Çiftçiye mutlaka destekleme çok önemli.

Planlı üretim önemli, fiyat garantili, alım garantili üretim önemli.

Devletin kurumlarının planlama yapması, doğru ürüne yönlendirmesi, alım garantisi vermesi önemli.

Bunların tamamı sosyal demokrat anlayışla hayata geçirilecek ve sorunları kökünden çözecek uygulamalar.

Bunun için kaynak var mı?

Var. * Örneğin bütçede kanuna göre gayrisafi milli hasılanın %1’i bu işlere verilmesi lazım.

O para 772 milyar lira ama bu sene bütçeye 168 milyar koydular, yani binde iki!

Buradan söylüyorum; Niğdeli patatesçi, Niğdeli soğan üreticisi, Niğdeli çiftçi...

Oyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne, oyu Türkiye İttifakı’na vereceksin; beşin birini değil, hakkının tamamını alacaksın, tamamını!

LAHANANIN BENİM İÇİN BİR ANLAMI VAR * Eskiden ne vardı?

TEK.

Yani Türkiye Elektrik Kurumu.

TEK ne düşünüyordu?

Her şeyi düşünüyordu ama bir tek şeyi düşünmüyordu TEK: Tarlada domates var, sulanacak; sulamazsan yanacak, TEK gelip o gün elektriği kesmezdi.

Lahana suluyorsun; gelip elektriği kesmezdi.

Ne yapardı biliyor musun?

Ne yapardı?

Yazsa yazın sonundaki hasadı, kışsa günü gelip ürün satılınca paranın alınacağı zamanı bekler, yılda iki kere para alırdı ve Türkiye Elektrik Kurumu Türkiye’nin çiftçisini desteklerdi. * Şimdi her yerde başka bir adı var; DEDAŞ, GEDAŞ, EDAŞ, BEDAŞ...

Bunlar her ay para isterler.

Günlük faiz uygularlar, biraz geciktin mi elektriği keserler, ürünü yakarlar.

Bu meseleyi kökünden halledeceğiz; geldiğimizde tarımsal elektriğin ödemesi ürünün parası geldikten sonra olacak.

Söz veriyoruz! * Şimdi bu lahananın benim için bir anlamı var.

Benim dedem Abdullah Ağa 104 yaşında öldü. 99 yaşına kadar kendi ürettiği lahanasını, ıspanağını, pırasasını kışın gider Manisa’da pazarda satardı.

Bu lahanalar kışın olur, kocaman bir havuz olur, havuz buz tutar.

Dedem beni çıkartır, ben elimde bir taşla havuza önce atardım, buzu kırardım; üstüne bu lahanaları atardık.

Dedem bunları çıkarır çıkarır yıkar, arabaya dizerdi.

Sonra da onları satardık. * Dedemin parmakları; sonradan öğrendik, dedem 'mafsal romatizması' diyordu; eklem romatizması, romatoid artrit...

Parmaklar dönmüş, kıvranmış.

Dedemin beş tane bir halam, dört amcam var.

Dedeme diyordum ki –bir tek babam okumuş– 'Dede senin parmakların niye böyle yamulmuş?' Böyle gösteriyordu; 'Aha bu Telat’ı okuturken oldu' diyordu. 'Telat’ı okuturken oldu' diyordu.

Elleri nasırlı, dirsekleri çürümüş, gözlük camı büyümüş; çalışa çalışa parmakları terse dönmüş bütün emeklilerin, bütün büyüklerin ellerinden öpüyorum.

BEŞ EMEKLİ BİRLEŞSE YOKSULLUKTAN KURTULAMIYOR * Emekliye 20.000 lira verdiler.

Asgari ücretliye 28.000 lira verdiler.

Çiftçi ortalama 19.700 lira kazanıyor.

Oysa açlık sınırı 31.000 lira.

Yoksulluk sınırı 102.000 lira.

Beş emekli, beş emekli bir olsa, paraları bir yere koysa, birine verse, biri bile yoksulluktan kurtulamıyor.

Hiçbir zaman, hiçbir zaman asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altında değildi; bu sene öyle oldu.

Beş emekli birleşse yoksulluktan kurtulamıyor, bu hale getirdiler.

ÖZEL, ERDOĞAN'IN 2005 YILINDAKİ SÖZLERİNİ HATIRLATTI * Ve buradan size soruyorum; bunların sebebi kim?

Erdoğan.

Buradan, Niğde'den ilk kez Erdoğan'a hatırlatıyorum. 2005 yılı...

Gazetelerde manşet.

Demişsin ki: '3 yıl öncesine göre daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.' * Bakın bugün 2026; en düşük emekli maaşı 20.000 ve 1.300 ekmek alabiliyor.

Oysa üç yıl önce –diyor ya, 'üç yıl öncesine göre azalıyorsanız'– üç yıl önce en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı ve 1.500 ekmek alıyordu.

Üç yılda 200 ekmek kayıp.

Hele hele o sözü söylediği 2005 yılında en düşük emekli maaşı 640 lira; 2.100 ekmek alıyor. 2.100 ekmek alan maaştan 1.300 ekmeğe düşmüşüz. 'Üç yıl öncesine göre azsa beddua edin' diyor ya; 1.500'den 1.300'e, son üç yılda 200 ekmek kaybetmişiz. * Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: 'Daha az alırsam bana beddua edin' demişsin.

O kötü söz...

Beddua bize yakışmaz, beddua Niğde’ye yakışmaz, beddua emeklinin ağzına yakışmaz.

Ama dua ediyoruz, dua: 'Allah’ım sen bu emekliyi bu Erdoğan’ın yoksullaştırmasından, Erdoğan’ın iktidarından, AK Parti’nin kara düzeninden kurtar.

Allah’ım sen bu asgari ücretliyi açlık sınırına mahkum eden AK Parti’nin kara düzeninden kurtar'. 'Allah’ım bunların olması için bu ülkeyi sağ salim bir erken seçim sandığına kavuştur ya Rabbim!' * Vallahi, ben Niğde’de sizi gördükçe, bu Niğde’deki bu tarihi günü gördükçe, Niğde’de bu meydana giremeyen bu binleri, on binleri gördükçe...

Bu meydana sığmayan Niğde’nin umudunu görüyorum, sevgisini görüyorum.

EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 1,5 ASGARİ ÜCRET OLACAK * TÜİK'i biliyor musunuz, TÜİK'i?

Neyin kısaltması bu TÜİK? 'Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu'.

Emekliyi üzüyor.

Bu TÜİK ne yaptı biliyor musunuz?

Aralık ayında iki şey yaptılar.

Bunlar aralıkta zam yapabilecekleri birçok şeye zam yapmayıp ocağı beklediler.

TÜİK de fiyat alırken aralıktaki fiyatı görmeyip kasıma yakın bir fiyat söyledi, enflasyon bir anda %1’lere geriledi.

Ne oldu?

Ocak ayı enflasyonu TÜİK’e göre bile %4,8.

Gerçekte %6,5-7 çıktı.

Ne oldu?

Emeklinin cebinden, memurun cebinden %5’lik farkı çaldılar. * Şimdi bakın, aylık enflasyon %5’e yakın, %4,8.

Türkiye’nin bir aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla.

Aylık enflasyona numara çekerek emekliye ve memura %12 zam yaptılar; bu %12’nin yarısını ocak ayında geri aldılar. * Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında önce şunun sözünü veriyoruz, her yerde bilin; CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret olacak.

Bunda inanmayacak, şaşacak, şaşıracak, tartışacak bir şey yoktur.

Niye? * Çünkü o beğenmedikleri, dalga geçtikleri, 'Yaşlısın deyip görevi bırak, ölünce mi bırakacaksın?' dedikleri rahmetli Ecevit’in, Mesut Yılmaz ve Sayın Bahçeli ile kurduğu 1999-2002 arası iktidarda en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti.

Bunu hiç ellemeseler, bugün bu meydanda en düşük emekli maaşı alanlar 20.000 lira değil, 42.000 lira alıyor olacaklardı. * Hemen şurada kuyumcu var, hemen şurada.

Gidin o kuyumcuya sorun: Tayyip Bey geldiği gün çeyrek altın kaç para, sizin maaş kaç para?

En düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu; şimdi sizin 20.000 liranız 1,5 çeyrek altın alıyor.

Öyle böyle değil; emeklinin öfkesi boşuna değil. 8 çeyrek altından 1,5 çeyrek altına geriletmek öyle alım gücü kaybı falan değildir.

Türkiye’deki 16 milyon emeklinin geleceğini çalmaktır, huzurunu çalmaktır, ekmeğini, aşını çalmaktır!

ASGARİ ÜCRETİ TEMEL ÜCRET OLMAKTAN ÇIKARACAĞIZ * Asgari ücrette çeyrek altından iki çeyrek altına gerilediyse, bu Niğde'deki çalışan işçi kardeşime yapılmış büyük haksızlıktır.

Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak geldiğimizde, asgari ücreti temel ücret olmaktan çıkarıp, yeniden ilk işe girildiğinde alınan, bir yıllık kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücret haline getireceğiz. * Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında emeklinin de, emekçinin de, çiftçinin de, doğal olarak bu bütün esnafın da yüzü gülecek.

Niğde'nin yüzü gülecek.

Bir tek şeyi bileceğiz, bir tek şeyi: Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz.

Emekçi kurtulmadan çiftçi kurtulmaz.

Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

DEMOKRASİ; SEÇİMİ KAZANINCA DEĞİL, KAYBEDİNCE VERDİĞİN REFLEKSLE ÖLÇÜLÜR * Bu yaşadıklarımızın hiçbirini durduk yere yaşamıyoruz.

Örneğin; geçen sene enflasyon hedefi %14’tü, iki katı oldu %30 oldu.

Yani dana kıyma 600 liradan 800 liraya çıkacakken tuttu 1000 liraya doğru tırmandı.

Bunun sebebi 19 Mart tarihinde –demin dedim ya– 19 Mart tarihinde, 31 Mart 2023’te Niğde karar verdi; Niğde Belediyesi’ni AK Parti’ye verdi.

Baş göz üstüne!

Çalışacaklar, hizmet edecekler, beş yıl sonra karar vereceksiniz. * İstanbul’da da 25 yıl, 30 yıl İstanbullu Tayyip Bey’e, onun atadıklarına, onun önerdiklerine oy verdi.

Biz o süre boyunca İstanbul’a bir şey demedik, seçilmişe bir şey yapmaya kalkmadık.

Demokrasi; seçimi kazanınca değil, kaybedince verdiğin refleksle ölçülür.

TRT'YE SORDUK 'BU GÖRÜNTÜ NERDEN ÇIKTI?' DİYE; 'ORİJİNALİNİ BULAMADIK, STOKTAN KULLANDIK' DEDİLER * Tayyip Bey 19 Mart’ta öyle bir işe kalkıştı ki; dedi 'Bu Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıldır olamıyordu, birinci parti oldu.

Ben büyük bir laf etmiştim, doğru bir laf etmiştim' dedi Tayyip Bey. 'İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.

İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.' İşte bu düşünceyle İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanmaması için, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olmaması için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmemesi için, emeklinin yüzü gülmemesi için, asgari ücreti arttırmamak için, tarımda hak ettiğiniz desteklemenin beşte birini değil tamamını almayasınız diye; yani milletin efendisi dediğimiz çiftçiyi yeniden eski günlerine getirmeyelim diye bir darbeye kalkıştı. * Tayyip Bey AK Parti’nin kadın kollarına güvenmiyor artık.

Tayyip Bey AK Parti’nin gençlik kollarına güvenmiyor, ana kademesine güvenmiyor.

O yüzden kimsede olmayan yargı kollarını kurdu.

Başına bir Bakan Yardımcısı'nı yolladı.

Ya böyle şey olur mu?

Niğdeliler, Niğdeliler size soruyorum; örneğin Niğdespor bir maç yapıyor olsa, maçın hakemi sahaya Niğdespor formasıyla çıksa sizin içinize siner mi?

O kazandığınız maça galibiyet der misiniz?

Bir AK Partili Bakan Yardımcısı'nı İstanbul’a Başsavcı yapıp Ekrem Başkan’a saldırıya başladılar.

CANLI YAYIN TALEBİNİ YİNELEDİ * Ve aslında siyaseten tükendiklerini, tek ümitlerinin o Başsavcı'nın yapacağı operasyon olduğunu itiraf ettiler.

Bakın; 19 Mart’tan beri Niğde’nin güzel insanlarının vicdanına sığınırım.

Bakın; 560 milyar lira yolsuzluk dediler, 560 kuruşunu ispat edemediler. 1200 cep telefonu alındı dağıtıldı dediler, yalan olduğunu itiraf ettiler.

Parkelerin altında 2 milyon Euro para bulundu dediler, iddianameye koymadılar; 'Yanlış duymuşum' dediler.

Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları diye bir garaj gösterdiler, MHP’li milletvekilinin çıktı. 'Para dolu valizler' dediler, içlerinden çamur çıktı.

Gaziosmanpaşa Belediyesi’ni bastılar, kasadan dolar gösterdiler; baktık ki gerçek arama kaydında içerden bir tek resmi mühür çıktı.

TRT’ye sorduk 'Bu görüntü nerden çıktı?' diye; 'Orijinalini bulamadık, stoktan kullandık' dediler. * Tamamı yalan çıktı, tamamı yalan!

Bakın; iddianamede bahar geçti, koca yaz geçti, sonbahar geçti; üstünde tepindikleri ne varsa yalan çıktı, sahtekarlık çıktı.

Hiçbirisi iddianamede çıkmadı.

O günlerde 'Güçlü bir iddianame gelecek' diyorlardı; ben arkadaşlarıma güvendim, canlı yayın istedim.

Devlet Bahçeli de bana destek çıktı, 'Millet Hanya'yı da görür Konya'yı da' dedi.

Ama iddianame çıkınca canlı yayında Devlet Bahçeli’nin sözüne karşı Erdoğan 'Uygun olur' demişti; bu sözü de yalan çıktı.

Buradan Erdoğan’a soruyorum: Savcına güveniyorsan, deliline güveniyorsan canlı yayını getir, cevaplarını millet dinlesin.

Kimseyi kandırmaya hakkın yok senin!

FATİH KELEŞ'E İTİRAFÇILIK TEKLİFİ * Buradan bir kez daha hatırlatmak isterim ki siyaseten tükenmiş, bitmek üzere olan AK Parti'nin kara düzeni bugün son çareyi psikolojik savaşta bulmuştur ve büyük bir ayıbın içindedir. * Bakın, Fatih Keleş kardeşimizi her ay, iki ayda bir sürdükleri Kocaeli'den alıp getirip; 'Resmi bir görüşme değil, sohbet bu, çay içeceğiz' deyip ona 'Ekrem'e iftira et, dön evine' demektedirler.

Bunu reddettiği için 26 yaşında gencecik oğlu Mustafa'yla tehdit ettiler.

Mustafa'yı Silivri'de bir koğuşa koydular, her ay Fatih Keleş'e haber yolluyorlar; 'At imzayı kendini de kurtar, oğlanı da kurtar' diye. * Dünyada en iyi eğitimli Türk kadınlarından bir tanesi, bir bankanın başından İstanbul'da Medya A.Ş.'nin başına gelmişti. 'Bir Cumhuriyet kadını olarak ben de ülkeme hizmet edeceğim, Atatürk'ün partisinin iktidarında birlikte yürüyeceğiz' diye.

Onu aldılar; dediler ki 'Ekrem'e iftira et'.

Dedi ki 'Edemem'. 'Bu ihaleleri kime verdiğinizi o söyledi değil mi?' dediler.

Dedi ki 'Hayır, biz düzgünce ihale yaptık, şartname yazdık, yalan atamam'. 'Çoluk çocuk?' 'Evet var.' 'Nerede?' 'İki kızım evde.' 'Eşin?' 'Eşim yok.' 'Annen?' '80 yaşında.' 'Nasıl olacak şimdi?

Hadi at imzayı, kavuş çocuklarına'.

Dedi ki 'İftira atamam, iftira atamam'.

Öyle deyince savcı 'Hadi o zaman iyi yolculuklar' dedi.

Hanımefendi sandı ki adliyeden Silivri'ye dönüyor.

Silivri'ye bir gitti, sen Türkiye'nin öbür ucunda 50 kişilik bir kadın koğuşunda, 26 kişilik bir koğuşta 50. kişi olarak gideceksin, aylarca yerde yatacaksın, nöbetleşe uyuyacaksın, iftira atmazsan perişan olacaksın. * Hasta arkadaşlarımızı sağlıklarıyla tehdit ediyorlar.

Mehmet Murat Çalık'ın annesini hastane bahçelerinde perişan ediyorlar.

Antalya Büyükşehir bir avuç ilaç içiyor; ne olur ev hapsinde dursa, yargılamayı günü gelince yapsan?

Dinlemiyorlar. * Sonrasında Ekrem Başkan'ın önce Özel Kalem Müdürü'ne, Özel Kalem Müdürü kardeşimize...

Neymiş suçu?

Ekrem Başkan'ın toplantılarını organize ediyormuş.

Ne yapacak özel kalem?

Ne yapacak?

Özel kalem gidip menemen mi yapacak?

Elbette toplantı organize edecek.

Telefonlarını yönlendirmiş, hepimizde kayıtlı olan telefon için. * Sonra Koruma Müdürü'nü, şanlı şerefli Türk polisini aldılar, yayladaki evini bastılar; 'Kasasından Euro çıktı' dediler, 48 tek yasal mermi çıktı, yaylada ateş talimi yapmak için.

Yasal mermi, bir kuruş çıkmadı ama onu da koydular.

Ekrem Başkan'ın ne kadar akrabası varsa zulmettiler.

Dilek Hanım'ın önce bir kardeşini, geçen gün öbür kardeşini alıp hapse koydular.

Yılmadılar; bugün abi yok, küçük kardeş yok, eşi yok, kimse yok; bir kardeşimiz Trabzonlu bir evlada, aileye emanet edilmiş, Dilek Hanım emanet edilmiş; yanında duruyor bir yanlış yapan olmasın diye...

Tutup o kardeşimizi bile alıp gözaltına koydular; 'Senin Dilek Hanım'ın yanında ne işin var?' diye.

ZULMÜNÜZ ARTSIN Kİ ZEVALİNİZ ÇABUK OLSUN * İnanın bana, Ekrem İmamoğlu’nun ailesine, arkadaşlarına, çalışma arkadaşlarına, korumasına yapılan bu zulüm, Türkiye tarihinde görülmemiş bir zulümdür.

Bir belediye başkanının eşinin kardeşlerini hapse atmak, koruma müdürünün yayla evini basıp yasal mermilerine suç unsuru gibi el koymak, özel kalem müdürünün telefonlarını bahane edip baskı kurmak hangi vicdana sığar?

Bütün bunlar tek bir amaç için yapılıyor: Ekrem İmamoğlu’nu yıldırmak, onu yolundan döndürmek ve sizlerin iradesini kırmak. * Ama unuttukları bir şey var; biz bu yola çıkarken sadece kendimize değil, Niğde’nin vicdanına, İstanbul’un ferasetine ve bu aziz milletin adalet duygusuna güvendik.

Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi kumpası kurarlarsa kursunlar, biz adaletten ve milletimize hizmet etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. * Buradan Niğde’den bir kez daha haykırıyorum: Zulmünüz artsın ki zevaliniz çabuk olsun!

Biz korkmuyoruz, biz susmuyoruz, biz adalet yerini bulana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.

Her şey çok güzel olacak!

İlgili Sitenin Haberleri