Haber Detayı
Kadim metinlerde deprem: İslam alimleri asırlardır ne söylüyordu?
Deprem, Kur'an ve hadislerde yalnızca bir yer hareketi olarak ele alınmaz. İslam kaynaklarında bu tür sarsıntılar, insanı düşünmeye sevk eden bir uyarı ve sorumluluk hatırlatması olarak yorumlanır. İslam alimleri, depremleri kimi zaman bir imtihan, kimi zaman ilahi kudretin yeryüzündeki bir tecellisi olarak değerlendirmiştir.
Deprem, Kur'an ve hadislerde yalnızca bir yer hareketi olarak ele alınmaz.
İslam kaynaklarında bu tür sarsıntılar, insanı düşünmeye sevk eden bir uyarı ve sorumluluk hatırlatması olarak yorumlanır.
İslam alimleri, depremleri kimi zaman bir imtihan, kimi zaman ilahi kudretin yeryüzündeki bir tecellisi olarak değerlendirmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de deprem ve sarsıntı kavramları farklı bağlamlarda yer alır.
Bazı ayetlerde bu durum, geçmiş kavimlerin yaşadığı helak kıssalarıyla anlatılırken, bazı bölümlerde kıyamet sahnesinin bir parçası olarak tasvir edilir.
Hadislerde ise hem yaşanmış olaylara hem de ahir zamana dair uyarılara yer verilir.
KUR'AN'DA ZELZELE İlahiyat Fakültesi Doç.
Dr.
Mehmet Kaya'nın 'Kur'an Açısından Deprem Olgusu' adlı çalışmasına göre, Kur'an'da deprem temasının en belirgin şekilde yer aldığı bölüm ez-Zelzele (Zilzâl) Suresi'dir.
Bu surede, kıyamet günü yaşanacak büyük sarsıntı ve insanın bu manzara karşısındaki şaşkınlığı dikkat çekici bir dille anlatılır. 'Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında; Ve yer ağırlıklarını dışarı attığında; Ve insan, 'Ne oluyor buna!' dediğinde; O gün yer, bütün haberlerini rabbinin ona vahyettiği şekilde anlatır.' (Zilzâl Suresi 1-5.
Ayet: Diyanet) Diyanet tefsirinde bu ayetlerin, kıyamet sahnesini tasvir ederken insanı da dünyadaki sorumluluklarıyla yüzleştirdiği ifade edilir.
Bu bağlamda deprem, sadece fiziki bir olay değil, hesap bilincini diri tutan bir hatırlatma olarak ele alınır.
HADİSLERDE DEPREM: YAŞANMIŞ OLAYLAR VE KIYAMET VURGUSU Hadis kaynaklarında, Hz.
Peygamber döneminde yaşanan bazı sarsıntılara dair rivayetler yer alır.
Bunlardan birinde, Hz.
Peygamber'in sahabeyle birlikte bulunduğu sırada Nur Dağı'nın sallandığı, bunun üzerine dağa hitaben 'Ey Uhud, sakin ol!
Senin üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehit var' buyurduğu aktarılır. (Buhârî, 'Aṣḥâbü'n-nebî', 5; Tirmizî, 'Menâḳıb', 18; Müsned, III, 112).
Bu rivayet, depremlerin Allah'ın kudretiyle ilişkilendirildiğini gösteren örnekler arasında yer alır.
Hadislerde dikkat çeken bir diğer husus ise depremlerin kıyamet alametleri arasında sayılmasıdır.
Bazı sahih rivayetlerde, zaman ilerledikçe sarsıntıların artacağına işaret edilir.
Ebû Hüreyre'nin aktardığı bir hadiste, ilmin azalması, zamanın bereketinin kalkması ve depremlerin çoğalması kıyamete yakın gelişmeler arasında zikredilir.
Bu yaklaşım, depremlerin İslam düşüncesinde yalnızca doğal bir afet olarak görülmediğini ortaya koyar.
Alimler, bu tür olayların insanı acziyetini fark etmeye, Allah'a yönelmeye ve dua etmeye sevk ettiğini vurgular.
Hadislerde sarsıntılar karşısında dua ve istiğfar tavsiyelerinin yer alması da bu anlayışın bir parçası olarak değerlendirilir.
SARSILMAK BAZEN MECAZDIR Kur'an'da geçen 'sarsılma' ifadeleri her zaman yer kabuğundaki hareketi anlatmaz.
Bazı ayetlerde bu kelime, insanın ruhsal ve toplumsal olarak yaşadığı ağır imtihanları betimlemek için kullanılır.
Bakara Suresi'nin 214. ayetinde geçen 'öyle sarsıldılar ki…' ifadesi, müminlerin maruz kaldığı zorlukları ve sabır sınavını anlatan güçlü bir mecaz olarak yorumlanır. 'Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız?
Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, 'Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?' demeye başladılar.
Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.' (Bakara Suresi 214.
Ayet: Diyanet) İSLAM ALİMLERİ DEPREMİ NASIL YORUMLADI?
Tarihsel kaynaklara bakıldığında, büyük depremlerin İslam alimleri tarafından çoğu zaman ibret ve uyarı çerçevesinde ele alındığı görülür.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde yer alan bilgilere göre, 1256 yılında Medine'de meydana gelen şiddetli deprem ve volkanik hareketler, bazı alimler tarafından hadislerde geçen 'Hicaz'da çıkacak ateş' rivayetleriyle ilişkilendirilmiştir. (İbn Kesîr, XIII, 188) Benzer şekilde, 1509'da İstanbul'da yaşanan ve büyük yıkıma yol açan deprem, dönemin kaynaklarında 'küçük kıyamet' olarak anılmıştır.
Bu ifade, yaşanan felaketin toplum üzerindeki derin etkisini yansıtan bir tanımlama olarak kullanılmıştır.