Haber Detayı

Acının üçüncü yıl dönümü: ‘Çarpıcı bulgular elde ettik’ | 240 yıldır kırılmadı, sismik aktivite dikkat çekici
Gündem hurriyet.com.tr
06/02/2026 07:13 (2 saat önce)

Acının üçüncü yıl dönümü: ‘Çarpıcı bulgular elde ettik’ | 240 yıldır kırılmadı, sismik aktivite dikkat çekici

Üç yıl önce bugün, ülkemiz derin bir acıyla sarsıldı. Sadece dokuz saat arayla, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen iki büyük deprem, geniş bir coğrafyada yıkım yarattı. Depremlerin yaşandığı bölge ve çevresindeki faylardaki aktif çalışmalarda yer alan Dr. Kenan Akbayram, Hürriyet.com.tr’ye elde ettikleri çarpıcı bulguları ve sismik hareketliliğe dair dikkat çeken gözlemlerini paylaştı. Veriler, sadece geçmişi anlamamıza değil, gelecekte yaşanabilecek riskleri önceden görmemize ışık tutuyor.

6 Şubat 2023 sabahı saat 04.17’de, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7,7 büyüklüğündeki deprem, ülkemizi derinden sarsan büyük bir felaketi başlattı.Bu yıkıcı sarsıntının etkisi henüz tam anlaşılmadan, dokuz saat sonra Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde 7,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem meydana geldi.

Bu iki güçlü sarsıntı, Kahramanmaraş ve Hatay başta olmak üzere Adıyaman, Gaziantep, Malatya, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Şanlıurfa ve Elazığ gibi pek çok şehrimizi etkisi altına aldı.Depremin hemen ardından, etkilenen bölgelerde üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edildi ve kayıplarımız için yedi günlük ulusal yas uygulandı.

Dünyanın dört bir yanından gelen yardım ekipleri, arama ve kurtarma çalışmalarında seferber oldu.

Resmî kayıtlara göre, bu depremler sonucunda en az 50 bin 783 vatandaşımız hayatını kaybetti, 122 binden fazla kişi yaralandı.35 binden fazla bina tamamen yıkıldı, yaklaşık 300 bin bina ise ağır hasar aldı.

Ayrıca tarihî eserlerimiz ve kültürel miraslarımız da zarar gördü.Bugün, bu acı olayın üçüncü yıldönümünde, kaybettiklerimizi saygı ve rahmetle anıyor, bu felaketin yarattığı derin izleri yüreklerimizde hissediyoruz.Depremin üzerinden üç yıl geçmesinin ardından,sarsıntıların yaşandığı bölge ve çevresindeki faylarda kapsamlı çalışmalara katılan Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre ve Doğal Afet Araştırmaları Merkezi Müdürü Dr.

Kenan Akbayram, Hürriyet.com.tr’ye çok özel açıklamalarda bulundu.

Fotoğraflar: Anadolu Ajansı‘ÇARPICI BULGULAR ELDE ETTİK’“Üç yıl önce yaşadığımız Kahramanmaraş merkezli depremler, sadece fiziksel değil, toplumsal olarak da çok büyük yaralar açtı.

Depremler sonrası birçok kurum, üniversite ve araştırmacı gibi ben de bu sürece bilimsel katkı sunmaya çalıştım” diyen Dr.

Kenan Akbayram, “Bu kapsamda odaklandığımız konuların başında fay mekanizmalarının analizi, yüzey kırıklarının haritalanması, zemin-yapı etkileşimi, jeolojik tehlike değerlendirmesi ve mikro-bölgeleme çalışmaları geldi” dedi.

Gözden Kaçmasın Üç yıl sonra aynı yerde Haberi görüntüle Amaçlarının sadece depremin nasıl gerçekleştiğini anlamak değil, aynı zamanda yeniden benzer acıların yaşanmaması için bilimsel veriye dayalı bir yol haritası ortaya koymak olduğunun altını çizen Dr.

Akbayram, şöyle devam etti:“Çok çarpıcı bulgular elde ettik.

En çarpıcı olan ise çok sayıda aktif fay segmentinin eş zamanlı olarak kırılmış olmasıydı.

Bu durum, yıkımın neden bu kadar büyük bir coğrafyaya yayıldığını açıklıyor.

Ayrıca, bazı bölgelerde zeminin yapılar üzerindeki etkisinin, beklenenden çok daha büyük olduğunu gördük.

Yani sadece fayın geçtiği yerler değil, zemin özelliklerinin zayıf olduğu alanlar da ciddi zarar gördü.” ‘YILDA ORTALAMA YAKLAŞIK 15 BİN 74 DEPREM OLURKEN, 2023 ŞUBAT’TAN BU YANA BU SAYI YAKLAŞIK 43 BİN SEVİYELERİNDE’Bir diğer önemli tespitin ise Kahramanmaraş depremleri sonrası uzak bölgelerde dahi stres transferinin gerçekleşmiş olması olduğunu söyleyen Dr.

Kenan Akbayram, “Bu durum, sadece bölgesel değil, ulusal ölçekte de sismik aktivitenin etkilendiğini gösteriyor.

Nitekim 2013-2023 Şubat arasında Türkiye’de yılda ortalama yaklaşık 15 bin 74 deprem (bütün büyüklüklerde) meydana gelirken, 2023 Şubat’tan bu yana bu sayı yıllık ortalama yaklaşık 43 bin seviyelerine çıktı.

Bu da depremlerin tetikleyici etkisinin ne denli geniş ve uzun süreli olabileceğini açıkça ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.Uzman isim tüm bu sonuçlara bakarak şu değerlendirmede bulundu:“Bilimsel veriler elimizde oldukça güçlü.

Fakat bu verilerin uygulamaya geçirilmesi, planlama süreçlerine entegre edilmesi ve sürekli güncellenmesi gerekiyor.

Depremi önleyemeyiz ama etkilerini en aza indirecek bilgiyi artık daha fazla görmezden gelemeyiz.

Dayanıklı kentler inşa etmek için yer bilimlerini merkeze alan bir planlama anlayışını benimsemek zorundayız.”HÂLÂ 4 BÜYÜKLÜĞÜNE KADAR DEPREMLER OLUYOR, BUNLAR ARTÇI SARSINTILAR MI?Kahramanmaraş ve çevresinde hâlâ 4 büyüklüğüne varan depremler hissediliyor.

Bu sarsıntılar 6 Şubat’taki iki büyük depremin artçıları mı, yoksa artık bağımsız depremler mi?

Örneğin artçı depremlerin bir-iki yıl sürebileceği söyleniyor; bu süre bilimsel olarak normal mi, yoksa artçılar daha uzun yıllara yayılabilir mi?Dr.

Kenan Akbayram, bu tür depremlerin tamamını tek bir kategoriye sokmanın kolay olmadığını çünkü bu sarsıntıların hem 6 Şubat’taki büyük depremlerin artçıları, hem de bazı bölgelerde stres transferiyle tetiklenmiş bağımsız depremler olabileceğini söyledi. “Depremlerin oluş yerlerine ve mekanizmalarına baktığımızda, özellikle kırılan fay segmentlerinin uç noktalarında yeni stres alanlarının oluştuğunu ve bu alanlarda bağımsız sayılabilecek depremlerin gerçekleştiğini görüyoruz” diyen Dr.

Akbayram, “Yani bazıları gerçekten artçı, bazıları ise artık bağımsız sismik olaylar olarak değerlendirilebilir” dedi. ‘25 YIL SÜREN ARTÇILAR VAR’Uzman isim “Şunu da unutmamak gerekir” diyerek önemli bilgiler paylaştı:-- Artçı sarsıntılar hâlâ devam ediyor.

Bu normal bir durum çünkü bu büyüklükteki depremlerin artçıları kısa sürede bitmez.

Literatüre baktığımızda, örneğin Alaska 1964 depremi sonrası artçıların 25 yıl boyunca sürdüğü, Japonya ve Güney Amerika’daki büyük depremlerden sonra da 20-30 yıl süren artçı dizilerinin gözlendiği raporlanmış durumda.-- Bugün hâlâ hissedilen 4 büyüklüğü civarındaki depremlerin çoğu, bu uzun süren artçı dizisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Elbette artçıların sayısı ve büyüklüğü zamanla azalıyor, nitekim AFAD ve Kandilli’nin yayınladığı grafiklerde de bu düşüş net şekilde görülüyor.

İlk haftalarda 5,5-6 büyüklüğüne ulaşan artçılar varken, zamanla bu büyüklükteki depremler seyrekleşti.

Ama tamamen sona ermiş değil.

Bugün yaşanan sarsıntıların çoğu hâlâ bu sürecin bir parçası ama yeni fay parçalarının devreye girdiği durumlarda bağımsız depremlerle de karşılaşmamız mümkün.

Gözden Kaçmasın Enkazdan tıp fakültesine...

Kardeşlerinin acısını çalışarak hafifletti Haberi görüntüle ‘İNSANLARDA HÂLÂ BELİRGİN BİR TEDİRGİNLİK VAR’Depremlerin yaşandığı bölge ve çevresine sık sık ziyaretlerinin olduğunu söyleyen Dr.

Kenan Akbayram, saha gözlemlerine de paylaştı: -- Bu ziyaretlerde hem bilimsel gözlem yapıyoruz hem de halkla temas kurarak yerel algıyı anlamaya çalışıyoruz.

Şunu açıkça söyleyebilirim ki, insanlarda hâlâ belirgin bir tedirginlik var.

Bu sadece depremin fiziksel etkilerinden değil, aynı zamanda bilgi eksikliği ve belirsizlikten de kaynaklanıyor.-- Bazı insanlar yeni binalara taşınmış olsa bile, eskisi kadar güven hissi oluşmamış durumda.

Özellikle artçı depremler hissedildikçe, birçok kişi kısa süreli panik yaşıyor.

Evlerinde hasar olmasa da çevresinde çöken yapıları görmüş olanlar için psikolojik etkiler hâlâ çok taze.

Özellikle geceleri oluşan küçük sarsıntılar bile insanların uyku düzenini etkileyebiliyor. ‘YENİDEN İNŞA EDİLEN ALANLARDA VE KALICI KONUTLARA GEÇEN İNSANLARDA BİR TOPARLANMA VAR’Öte yandan, bazı bölgelerde normalleşme eğiliminin de gözlemlendiğini sözlerine ekleyen Dr.

Kenan Akbayram, “Özellikle yeniden inşa edilen alanlarda ve kalıcı konutlara geçen insanlarda bir toparlanma var.

Ancak kırsal bölgelerde veya geçici barınma alanlarında kalanlarda bu tedirginlik çok daha güçlü” dedi.“Deprem bölgesinde sahaya çıktığınızda şunu hissediyorsunuz: İnsanlar sadece faydan değil, bilgiden de uzak kalmış olmanın endişesini taşıyor” diyen uzman isim, “Bu yüzden hem yer bilimcilerin hem de kamu kurumlarının sahada daha sık, daha açık ve şeffaf iletişim kurması hayati önem taşıyor.

Ancak bu yapılırken travma konusunda uzman psikologlardan destek alınmalı.

Çünkü yapılacak bilgilendirmelerin travma tetiklememesi gerekli” şeklinde konuştu.‘İSKENDERUN’A DOĞRU YÖNELEN SİSMİK AKTİVİTE DİKKAT ÇEKİCİ’6 Şubat depremlerinde en ağır hasarı alan şehirlerimizden biri Hatay oldu ve yaralar hâlâ sarılmaya çalışılıyor.

Peki, bölgede halen risk taşıyan ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir fay hattı var mı?İskenderun’un özel bir önemi olduğunu vurgulayan Dr.

Kenan Akbayram, “Çünkü bölge hem jeolojik konumu hem de stratejik altyapısı (liman, endüstri, nüfus yoğunluğu) nedeniyle kritik bir noktada yer alıyor.

İskenderun’u benim için önemli kılan nedenlerden biri, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bu bölgeye yönelen sismik aktivitenin dikkat çekici olması” dedi.

Dr.

Akbayram, şöyle devam etti:-- Özellikle İskenderun Körfezi’nin güneyinde, Akdeniz içerisinde uzanan faylarda belirli bir depremsellik zaten vardı.

Ancak 6 Şubat 2023’teki 7,7 büyüklüğündeki deprem sonrası, burada stres transferi nedeniyle sismik hareketlilikte artış yaşandığı yönünde bilimsel veriler ortaya konmaya başladı.

Örneğin, AFAD ve Kandilli verilerine göre, İskenderun Körfezi ve güneyinde 2023 Şubat depremlerinden sonra, önceki yıllara göre daha fazla sayıda küçük (M 2,5-3,9) ve orta büyüklükte (M 4-4,9) deprem kaydedildi. -- Bu, bölgenin dikkatle izlenmesi gerektiğini gösteriyor.

Henüz bu depremler büyük ölçekte olmasa da bölgedeki enerji birikimi ve geçmişte göz ardı edilen bazı fay parçalarının da devreye girme olasılığı, jeolojik ve sismolojik açıdan değerlendirme gerektiriyor.

Buna ek olarak, Ölü Deniz Fayı’nın kuzey uzantısının Türkiye sınırlarına çok yakın olması, bu hattın da dikkatli şekilde izlenmesini zorunlu kılıyor.

Stres dağılımının bölgesel etkisi bazen yüzlerce kilometrelik alanlarda zaman içinde sonuç verebiliyor.

Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre ve Doğal Afet Araştırmaları Merkezi Müdürü Dr.

Kenan Akbayram‘BURASI BİZİM İÇİN BİLİMSEL TAKİP VE DAYANIKLILIK ALANI’Bu gözlemlerin kesinlikle bir korku üretme amacı taşımadığının da altını çizen Dr.

Kenan Akbayram,“Aksine, bilimsel bilgiye dayalı olarak riskleri daha iyi anlayıp, dayanıklılığı artırmak için yapılan çalışmalar bunlar.

Bilgiyle yönetilen risk, asla panik oluşturmaz; tam tersine daha sağlıklı kararlar alınmasını sağlar” dedi ve ekledi:“İskenderun gibi yerler, sadece yaşadığı yıkımla değil, gelecekteki riskleri öngörerek güçlendirilmesi gereken alanlar olarak karşımıza çıkıyor.

Bu yüzden biz yer bilimciler için burası bir risk noktası değil, bir bilimsel takip ve dayanıklılık alanı.” ‘ÇELİKHAN’DAN KARLIOVA’YA KADAR OLAN HAT BOYUNCA ÇOK SAYIDA AKTİF FAY SEGMENTİ VAR’Hatay’ın kuzeyinin de sismik açıdan aktif olduğunu artık biliyoruz.

Çelikhan’dan Karlıova’ya uzanan ve henüz kırılmamış segmentler olduğu söyleniyor; ayrıca Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun kesiştiği Karlıova’dan Erzincan’a uzanan Yedisu Fayı da oldukça diri bir yapı olarak değerlendiriliyor.

Peki, Yedisu Fayı ile ilgili yürütülen çalışmalar neler ve bu faydan beklenen depremlerle ilgili öngörüleriniz nelerdir?Bu değerlendirmelere bir ölçüde katıldığını ifade eden Dr.

Kenan Akbayram, “Özellikle Doğu Anadolu Fay Zonu boyunca, kırılmamış segmentlerin varlığı uzun zamandır yer bilimcilerin dikkatini çeken konular arasında.

Literatürde zaman zaman, bir ana şokun komşu segmentlerdeki sismik boşlukları da tetikleyerek daha geniş alanları kırabileceğine dair örnekler mevcut” dedi.

Gözden Kaçmasın Depremin yaraları bilimle sarıldı Haberi görüntüle Örnek olarak, 1992 Landers (Kaliforniya) ve 2001 Kunlun (Çin) depremlerini gösteren Dr.

Kenan Akbayram, önemli bilgiler paylaştı:-- Bu depremler farklı fay segmentlerinin ardışık veya eş zamanlı kırılmasıyla meydana gelmişti.

Bu tür örnekler, bir depremin sadece tek bir segmentle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.

Özellikle Çelikhan’dan Karlıova’ya kadar olan hat boyunca çok sayıda aktif fay segmenti var.

Ancak bu fayların stres birikimi, yamulma davranışları ve kırılma dinamikleri henüz tam olarak anlaşılmış değil.

Jeolojik ve paleosismolojik çalışmalar yürütülse de tüm segmentler için elimizde yeterli veri olduğunu söylemek güç.-- Biz kendi çalışmalarımızda, özellikle Hazar Gölü’nden Bingöl’ün Ilıcalar Mahallesi’ne kadar uzanan kesimde, halen kırılmamış bir fay zonu bulunduğunu ve bu bölgeyi ‘Bingöl Sismik Boşluğu’ olarak tanımladığımızı ifade ettik.

Ancak bu segmentin potansiyel bir deprem üretmesi durumunda hangi büyüklükte bir kırılmaya neden olabileceği konusunda henüz net bir büyüklük aralığı vermek mümkün değil.

Zira bu, sadece fay uzunluğuna değil, fayın biriken stres miktarına, segment yapısına ve çevresel fay etkileşimlerine de bağlı. 240 YILDIR KIRILMAMIŞ BİR SEGMENT: YEDİSU FAYIYedisu Fayı’nın ise Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun doğu ucunda yer alan ve yaklaşık 240 yıldır kırılmamış bir segment olduğunu hatırlatan Dr.

Kenan Akbayram, “Yedisu, 1784 yılında en son büyük depremini üretmiş ve o tarihten bu yana sessizliğini koruyor.

Bu da fayın üzerinde ciddi bir sismik boşluk oluşmasına neden olmuş durumda.

Elimizdeki tarihsel deprem katalogları ve paleosismoloji verileri, bu fayın potansiyel olarak 7’nin üzerinde bir deprem üretme kapasitesine sahip olabileceğini gösteriyor” dedi.Ancak burada çok önemli bir noktanın olduğunu söyleyen Dr.

Akbayram, “Biz bu tür analizleri kamuoyunu korkutmak için değil, risk azaltma politikalarına veri sunmak amacıyla yapıyoruz.

Yedisu Fayı üzerinde halen jeodezik (GPS, InSAR) ve paleosismolojik çalışmalar yürütülüyor.

Fayın yüzey izleri detaylı şekilde haritalandı, ancak derin yapı ve kırılma senaryolarına ilişkin modellemelerin daha da geliştirilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.DEPREM RİSKİ YÜKSEK BİNGÖL’DE, 2023 DEPREMLERİNDEN BU YANA HAZIRLIKLAR NE AŞAMADA?“Bingöl’de deprem riskini bütüncül bir yaklaşımla ele almak amacıyla çok disiplinli bir akademisyen grubuyla şehirdeki kamu kurumları ve STK’larında fikirlerini alarak, Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre ve Doğal Afet Araştırmaları Merkezi olarak, Deprem Master Planı hazırladık” diyen Dr.

Kenan Akbayram, sürece dair şu bilgilerin altını çizdi:“Projeyi Bingöl Belediyesine teslim ettik.

Kısa bir süre sonra bu Master Plan kamuya açılacak.

Bu plan, kentteki aktif fay hatlarını, yapı stokunun dayanıklılığını, zemin özelliklerini ve afet sonrası müdahale kapasitesini kapsamlı şekilde değerlendiriyor.

Hazırlanan plan hem risk azaltma stratejilerini hem de afet öncesi-sırası-sonrasına dair koordinasyon adımlarını içeriyor.

Kentin mikro-bölgeleme çalışmaları, tahliye senaryoları, kamu yapılarının durumu ve eğitim altyapısı da analiz edilerek, uzun vadeli bir afet yönetimi yol haritası oluşturuldu.” ‘JAPONYA VE MEKSİKA’DA UZUN SÜREDİR BAŞARIYLA UYGULANAN SİSTEMİ DEVREYE ALACAĞIZ’Ayrıca, Bingöl’de olası depremlerde can kaybını azaltmak ve kritik altyapıyı korumak amacıyla deprem erken uyarı sistemi kurulması için önemli bir adım attıklarını da söyleyen Dr.

Kenan Akbayram, “Japonya ve Meksika’da uzun süredir başarıyla uygulanan bu sistem, deprem anında oluşan ilk zayıf sarsıntıları algılayarak halkı birkaç saniye ila bir dakika öncesinden uyarıyor; böylece çök-kapan-tutun refleksi, güvenli tahliye, doğalgaz-elektrik kesintisi ve tren/asansörlerin durdurulması gibi hayati müdahalelere zaman kazandırıyor” dedi.‘CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ’A YAPILAN SUNUMDA GELİNEN AŞAMA AKTARILDI’Meksika’daki SASMEX sistemi (Sistema de Alerta Sismica Mexicano) örnek alınarak geliştirilen bu altyapı için 31 Ağustos-23 Eylül 2025 tarihlerinde Meksikalı uzmanların Bingöl’e davet edildiğini ve yerli bilim insanlarıyla birlikte sistemin bölgesel uyarlanabilirliği değerlendirdiklerini söyleyen Dr.

Akbayram, “Bingöl Valiliği, Belediyesi, Üniversitesi ve Fırat Kalkınma Ajansı’nın iş birliğiyle yürütülen bu süreçte, 15 Ekim’de halka açık bilgilendirme toplantısı da yapıldı” dedi.Avrupa Birliği destekli proje başvurusunun da tamamlandığını dile getiren  Dr.

Akbayram, “Dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a yapılan sunumda gelinen aşama aktarıldı.

Projenin hızla hayata geçirilmesi ve kapsamının genişletilmesi yönünde yeni adımlar atıldı.

Amaç, Bingöl’ü depreme karşı daha güvenli ve hazırlıklı bir şehir haline getirmek” ifadelerini kullandı.

İlgili Sitenin Haberleri