Haber Detayı
Abdullah Öcalan neden hedefte?
Son günlerde Kürtçü çevrelerde Abdullah Öcalan'a yönelik saldırılarda artış gözleniyor. PKK’ler (PKK ve tüm yan kolları) dışındaki bölücülerin, eski PKK’lilerin ve bazı solumsu oluşumların Öcalan'a yönelik kullandıkları sözler eleştiri sınırlarını aşıyor.
Son günlerde Kürtçü çevrelerde Abdullah Öcalan'a yönelik saldırılarda artış gözleniyor.
PKK’ler (PKK ve tüm yan kolları) dışındaki bölücülerin, eski PKK’lilerin ve bazı solumsu oluşumların Öcalan'a yönelik kullandıkları sözler eleştiri sınırlarını aşıyor.
Ayrıca DEM’in izlediği siyasetler ile medyasında ki yayınlarda Apo karşıtlığına malzeme sağlıyor.
Barzanistan’ı yöneten Barzanilerde Apo karşıtı sürecin önemli enstrümanları olarak karşımıza çıkıyor.
Süreçte ön alma ve Abdullah Öcalan’ın etkisini en aza indirme yöntemi kullanılarak örgütteki çatlaklıkları derinleştirme taktiği uyguluyor.
PKK ile PYD arasında var olan sorunların derinleşmesine yönelik hamleleri yoğunlaşıyor.
Mesut Barzani ile Mazlum Abdi arasındaki sıkı ilişkilerin nereye varacağını şimdiden kestirmek zor gibi gözüküyor!
Ancak bu ilişkiden PKK önderliğinin memnun kalması mümkün değildir.
Önümüzdeki günlerde durumu daha net görebileceğiz.
Ülkemizdeki Barzaniciler PKK’den boşalabilecek alanı doldurmaya hevesliler!
PKK’ler arasındaki çelişmelerin derinleştirilmesine yönelik bir çizgi izlediklerini Xelat TV, Utopia TV, Xani TV, Hozer TV ve sosyal medyadaki yazılanlardan anlaşılıyor.
Aslında PKK Rojava’da Barzanilerin güçlenmesini istemediği gibi ona karşı ufakta olsa hamlelere başladı bile.
Örneğin, Mustafa Karasu’nin yönettiği Basın Yayın komitesinde gazetecilik eğitimi almış ve PKK basınında görevlendirilmiş biri olan Demhat Tolhildan örgütün dağ kadrosu içinde de kalmış biri.
Tolhildan şöyle söylüyor: “Bazıları Rojava’yı Barzaniler kurtarmış gibi gösteriyor bu asla doğru değil.
Hatta ben buradan söyleyeyim Barzaniler Rojava'ya yapılan yardımları engelledi”.
Benzeri açıklamalara son günlerde dolaylı ya da dolaysız olarak sıkça rastlıyoruz.
Apo’nun SDG’ye gönderdiği mektupları Mazlum Abdi’nin benimsemediği ve karşı çıktığını servis edenlerin ekseriyetini eski PKK’liler oluşturuyor.
Yine PAKURD kurucusu İbrahim Halil Baran kaynak göstermeksizin, “Mazlum Abdi’nin Apo’ya rest çektiğini” söyledi.
Utopia TV’de eski PKK’li Dursun Ali Küçük, “Rojava’da yenilginin en önemli sebebi Öcalan’dır” dedi.
Yine eski PKK’lilerden Darka Mazi site yazarı Süleyman Akkoyun, “Rojava'da, Öcalan'ın (siz TC anlayın) istediği oldu; Bijicilerin gözü aydın(!)” diyerek korodaki yerini aldı.
Tarihe karışmış Ala Rızgari kurucusu İbrahim Güçlü: “Bahçeli’nin Açıklaması, Öcalan'ın devletin adamı olduğunu tartışmasız tescil ediyor” dedi.
Xani TV’nin başı kıdemli Apo düşmanı Selim Çürükkaya’da Öcalan’ı Rojava yenilgisinden sorumlu tuttu.
Benzeri açıklamaları sayısız çoğaltabiliriz.
Özellikle de PKK/SDG’nin Halep yenilgisinin ardından Apo karşıtlığında dozajın artması ilgimizi çekti!
Görüldüğü gibi Öcalan karşıtlığı bilinçli ve planlı bir şekilde pompalanıyor.
Aslında Öcalan üzerinden sürecin zarar görmesi amaçlanıyor.
Türkiye Kürdünün kendi kaderini Türkle birleştirme tayin hakkını hazmedemiyorlar ve bunun için bozgunculuğa soyunuyorlar.
Bunu yapanlar Türk/Kürt birlikteliğine düşmanlıkta birleşiyor.
Sosyolog M.
Müfit katıldığı programlarda açıktan açığa Türk/Türkiye düşmanlığını yayıyor.
Şu sözler ona ait: “Kürtlerin Türklerden radikal bir şekilde bağını koparması lazım” derken yalnız değildir.
PKK MEDYASI Örgütün tüm basın yayın organları 27 Şubat tarihinde Abdullah Öcalan'ın, “"Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını" ve Sexwebun’un Mayıs 2025 son sayısında yayınlanan 21 sayfalık “Perspektif” yazısını unutmuş gibiler!
Yeni Yaşam Gazetesi 24 Ocak ve 1 Şubat 2026 tarihlerinde Abdullah Öcalan ile ABD’li gazetecinin 1990'lı yıllarda yaptığı röportajı yayınlanması anlamlıdır.
O günlerle bu günler arasında dağlar kadar fark olmasına rağmen yazının güncelleştirilmesi hayra alamet değildir!
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla tezat oluşturan görüş ve tutumlarıyla örtüşmeyen röportaj deyim yerindeyse provokasyondur.
PKK medyasının önder Apo söyleminin ardından “ama” diyerek sıraladıkları cümleler birbirine zıt olduğu gibi çarpıtmalarla dolu.
Örgütün TV kanallarına çıkanlar sürecin olumlu yönde ilerlemesi yerine, geçmiş dönemde yaşananları abartarak kin duygularının depreşmesine yarayan konuşmalar yapıyorlar.
PKK/KCK, Kongra-Gel, KNK (Kürdistan Ulusal Kongresi) yöneticileri birlik ve bütünlüğü savunmak yerine ayrışmayı esas alıyorlar.
DEM Parti ise yaptığı açıklamalarla Kandil’i aratmıyor!
Kandil derken PKK’nin yönetim merkezinden öte sembol hale getirilmesinden dolayı kullanıyoruz.
Yoksa Kandil’de PKK’nin belirleyici kadrolarından bir tanesi bile uzun süredir orada değil.
Büyük çoğunluğu Süleymaniye kenti ve civarında sürekli yer değiştirerek yaşıyor.
Evet, Dem Parti yurt içi ve yurt dışında Rojava vesilesiyle Kandil’in emirlerini yerine getiriyor.
Abdullah Öcalan’ın Suriye’de geçiş dönemine uygun önerilerinin üzerinden atlayarak tam tersi girişimlerde bulunması pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.
İmralı ile görüşmelerde yer almalarına rağmen ters çıkışlarla Kürdümüzü sokağa dökme girişimleri son derece tehlikelidir.
Kamuoyuna da yansıyan ve bilinçli olarak piyasaya sürülen “Öcalan örgüte hâkim değil” cümlesini haklı çıkaracak açıklamalarıyla DEM Partisi yanlışın batağında çırpınıyor.
ERTELENEN ÇELİŞMELER PKK’de uzun zamandır iç çekişmeler eleştirilerin birikmesine sebep olmuştur. 27 Şubat Çağrısı’nın ardından örgüt içi eleştiriler rafa kaldırılarak 12 Kongre gerçekleştirildi.
Ancak bu örgütün içindeki farklılıkları geçici olarak frenlemiştir.
Suların durulması halinde PKK’lerdeki sorunlar bir biçimde patlayacaktır.
Örgütün önderliği içindeki rekabet ve karşıtlıklar ile dört ülkedeki PKK kolları arasındaki çözülmesi zor meseleler gün yüzüne çıkacaktır.
Örgüt bu riski atlatabilir mi?
İmkânsız gibi görünüyor.
Bu bağlamda Abdullah Öcalan’ın çıkmaza çıkış yolu olarak örgüte önerdikleri dışında bir çözüm şimdilik gözükmüyor.
PKK/KCK Abdullah Öcalan’ın çözümlerine ne kadar uyacak onu da yaşayıp göreceğiz!
SONUÇ YERİNE Amacımız Abdullah Öcalan'ı savunmak değildir!
Ağır aksak işleyen sürecin hem örgüt içinden ve hem de örgüt dışından nasıl zehirlenmek istendiğini belirlemektir.
Ortada Apo’nun çağrısı ile Çağrı karşısında net tavır alamayan PKK/DEM Parti var.
Gelinen aşamada PKK’ler ve DEM Parti tarihi sorumlulukla karşı karşıya.
Ya doğru çizgiyi benimseyerek Türk/Kürt birliğine hizmet edecekler ya da ABD/İsrail'in planları dairesinde kalarak bu birliğe zarar verecekler.
Başka bir yollarının olmadığı artık gün gibi açıktır.