Haber Detayı
6 Şubat Depremlerinin Üçüncü Yılı...Thd Genel Başkanı Ergün Kılıç: "İmar Afları Gündeme Getirilmemeli"
Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Ergün Kılıç, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı nedeniyle yaptığı açıklamada, "Afet risklerini artıran uygulamalardan kaçınılmalı; imar aflarının gündeme getirilmemesi, hukuki ve toplumsal bir zorunluluk olarak değerlendirilmelidir. Afet yönetimi süreçlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık esas alınmalıdır. İnsan onuruna yakışır bir yaşam; barınma, eğitim, sağlık, beslenme ve ürün güvenliği haklarının, risk altında ki gruplar gözetilerek birlikte korunmasıyla mümkündür" dedi.
(ANKARA) - Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Ergün Kılıç, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı nedeniyle yaptığı açıklamada, "Afet risklerini artıran uygulamalardan kaçınılmalı; imar aflarının gündeme getirilmemesi, hukuki ve toplumsal bir zorunluluk olarak değerlendirilmelidir.
Afet yönetimi süreçlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık esas alınmalıdır.
İnsan onuruna yakışır bir yaşam; barınma, eğitim, sağlık, beslenme ve ürün güvenliği haklarının, risk altında ki gruplar gözetilerek birlikte korunmasıyla mümkündür" dedi.THD Genel Başkanı Ergün Kılıç, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yılı nedeniyle yazılı açıklama yaptı.
Kılıç, şunları kaydetti: "Bu acının unutulmaması ve benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması, hepimizin ortak sorumluluğudur" "6 Şubat 2023'te meydana gelen depremler, Türkiye tarihinin en büyük yıkım ve can kayıplarından birine yol açmıştır.
Yaşamını yitiren on binlerce yurttaşımızın acısını hala yüreğimizde hissediyoruz.
Hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor; ailelerinin, yakınlarının ve tüm toplumun yaşadığı derin acıyı paylaşıyoruz.
Bu acının unutulmaması ve benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Resmi verilere göre yaşamını yitirenlerin sayısı 53 bin 537'ye, yaralı sayısı ise 107 bin 213'e ulaşmıştır.
Depremler sonucunda 38 bin 901 bina tamamen yıkılmış, yüz binlerce yurttaşımız konteyner ve geçici yaşam alanlarında yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır.
AFAD verileri, depremden etkilenen bölgede 717 bin 614 binanın bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Bu veriler, yaşanan felaketin toplumsal etkisinin büyüklüğünü açıkça göstermektedir." "Depremler, barınma sorununu gündeme getirmiştir" Yaşanan yıkımın, yalnızca doğal bir afetin sonucu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna yansıyan resmi raporlar ve devam eden yargı süreçleri; yapı güvenliği, yapı denetimi ve imar uygulamalarına ilişkin yapısal sorunların bulunduğuna işaret etmektedir.
Fay hatları, zemin yapısı ve riskli yapı stokuna ilişkin bilimsel verilerin uzun süredir bilinmesi, afet risklerinin önleyici politikalarla ele alınmasının hayati önemini ortaya koymaktadır.
Depremler, barınma sorununu aynı zamanda ürün ve hizmet güvenliği boyutuyla gündeme getirmiştir.
Konutlar, yapı malzemeleri ve yapı hizmetleri; tüketicilere sunulan ürün ve hizmetler kapsamında değerlendirilmelidir.
Güvenli, standartlara uygun ve denetimli yapı üretiminin sağlanması; kamu otoritelerinin gözetim ve denetim yükümlülüğü çerçevesinde ele alınmalıdır.
Bu alanda yaşanan aksaklıklar, ürün güvenliği politikalarının güçlendirilmesi gereğini açıkça ortaya koymuştur. "Yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılması büyük önem taşımaktadır" Deprem sonrası süreç, yalnızca barınma hakkını değil; eğitim, sağlık ve beslenme gibi temel tüketici haklarını da derinden etkilemiştir.
Çocuklar ve gençler eğitimde süreklilik kaybı yaşarken, kadınlar geçici yaşam alanlarında artan bakım yükü ve güvensizlik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
Yaşlılar ve engelli bireyler için erişilebilir barınma, düzenli sağlık hizmetleri ve destek mekanizmalarına erişimde ciddi güçlükler ortaya çıkmıştır.
Sağlık ve beslenme hizmetlerine erişimde yaşanan aksaklıklar, dezavantajlı gruplar açısından riskleri artırmıştır.
Toplumsal dayanışma kapsamında yürütülen yardım kampanyaları önemli bir duyarlılığın göstergesi olmuştur.
Ancak kalıcı barınma, temel hizmetlere erişim ve sosyal desteklerin sürekliliği konusunda yaşanan sorunlar; afet yönetiminin önleyici, planlı ve hak temelli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Yargı mercilerince yürütülen soruşturma ve davaların şeffaf, etkin ve adil biçimde sonuçlandırılması; yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılması ve toplumsal güvenin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır."Taleplerini sıralayan Kılıç, şöyle devam etti: "Afet yönetimi süreçlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık esas alınmalıdır" "Yaşamını yitiren yurttaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğilirken; dernek olarak afetin ilk günlerinden itibaren yürütülen yardım kampanyalarına destek sunduğumuzu, bu sürecin takipçisi olmayı ve hak arama mekanizmalarının işletilmesine katkı sağlamaya yönelik çalışmalarımızı kamuoyu bilgilendirmesi ve savunuculuk faaliyetleri çerçevesinde sürdürmeye devam edeceğiz.
Benzer acıların bir daha yaşanmaması için; Şehircilik ve yapı politikaları, bilimsel veriler, afet risk haritaları ve kamu yararı esas alınarak oluşturulmalıdır.
Yapı üretimi ve yapı malzemeleri dahil olmak üzere ürün ve hizmet güvenliği alanında bağımsız, etkin ve sürekli denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Barınma politikaları; çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar ve engelli bireylerin ihtiyaçları gözetilerek erişilebilir ve güvenli biçimde planlanmalıdır." "İmar afları gündeme getirilmemeli" Eğitim, sağlık ve beslenme hakları, afet sonrası geçici çözümlerle sınırlı kalmayacak şekilde kalıcı politikalarla güvence altına alınmalıdır.
Afet risklerini artıran uygulamalardan kaçınılmalı; imar aflarının gündeme getirilmemesi, hukuki ve toplumsal bir zorunluluk olarak değerlendirilmelidir.
Afet yönetimi süreçlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık esas alınmalıdır.
İnsan onuruna yakışır bir yaşam; barınma, eğitim, sağlık, beslenme ve ürün güvenliği haklarının, risk altında ki gruplar gözetilerek birlikte korunmasıyla mümkündür.
Bu doğrultuda atılacak her adım, gelecekte yaşanabilecek acıların önlenmesi açısından hayati önemdedir."