Haber Detayı
Hırsızlık yapmak orucu bozar mı? Diyanet'e göre oruçluyken hırsızlık yapmak orucu bozar mı?
Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar belirli fiillerden bilinçli biçimde uzak durmayı gerektirir. Yeme ve içme orucu bozan temel davranışların başında gelir. Ağız yoluyla alınan her türlü gıda ve içecek bu kapsamdadır. Bilerek sigara içmek de orucun geçerliliğini ortadan kaldırır. Burun yoluyla mideye ulaşan maddeler de aynı değerlendirmeye girer. Besleyici nitelik taşıyan serum ve benzeri uygulamalar oruçla bağdaşmaz. Oruçta esas ölçü bilerek yapılan fiillerdir. Unutma hali bu kapsamda değerlendirilmez. Dini açıklamalarda bu sınırlar açık şekilde belirtilir.
HIRSIZLIK YAPMAK ORUCU BOZAR MI?
Diyanet’e göre hırsızlık yapmak orucu bozmaz.
Oruç; sahur vaktinden iftar vaktine kadar yeme içme ve cinsel yakınlıkla ilgili fiillerden uzak durmayı kapsar.
Hırsızlık bu kapsamda yer almadığından orucun geçerliliği sona ermez.
Buna rağmen hırsızlık dinen ağır bir günahtır ve kul hakkı ihlali anlamı taşır.
Oruç ibadeti açlıkla sınırlı görülmez; dilin, elin ve davranışların da korunması beklenir.
Ramazan ayında tutulan oruç, kişiyi yanlış fiillerden alıkoymayı hedefler.
Bu çerçevede hırsızlık gibi bir davranış, orucun manevi değerine zarar verir ve ibadetin ruhuyla bağdaşmaz.
Kişi orucunu sürdürse bile işlenen günah sorumluluk doğurur.
Bu durum tövbe edilmesi gereken bir hal sayılır ve hak sahibine karşı yükümlülüğü ortadan kaldırmaz.
Dini açıklamalarda, ibadetlerin ahlaki tutumla birlikte anlam kazandığı vurgulanır.
Bu nedenle oruçlu bir kimsenin hırsızlıktan uzak durması gerekir.
Hz.
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” (Buhâri, Savm, 8).
ORUCU BOZAN MANEVİ ŞEYLER Oruç yalnız bedeni aç bırakma amacı taşımaz.
İbadetin değeri davranışlarla birlikte şekillenir.
Manevi yönden orucu zedeleyen tutumlar bulunur.
Yalan söylemek bu kapsamda yer alır.
Gıybet etmek ibadetin ruhunu zayıflatır.
Hakaret etmek dil yoluyla işlenen bir kusur sayılır.
Kötü niyetle bakmak kalbi olumsuz etkiler.
Kibirli tavır sergilemek orucun ahlaki yönüyle çelişir.
Kul hakkına giren fiiller ibadetin manasını eksiltir.
Haksız kazanç elde etmek bu çerçevede değerlendirilir.
Oruçlu kimsenin öfkesini denetlemesi beklenir.
Bilinçli şekilde kırıcı davranmak manevi sorumluluk doğurur.
İbadet sürecinde sabır temel ölçü kabul edilir.
Nefsi arzularla hareket etmek orucun eğitim yönünü zedeler.
Kalpte kötü düşünceleri beslemek ibadetin iç temizliğine aykırı görülür.
Din alimleri orucun insanı ahlaki olgunluğa yöneltmesini esas alır.
ORUÇ TUTARKEN KÖTÜ DAVRANIŞLARDAN NASIL UZAK DURULUR?
Oruç tutarken kötü davranışlardan uzak durmak bilinçli bir iç disiplinle mümkündür.
İbadetin amacı aç kalmakla sınırlı görülmez; kişinin tutumlarını denetlemesi beklenir.
Günün başında niyet edilirken davranışlara da yön verilmesi gerekir.
Dilin kontrolü bu süreçte temel adımdır.
Konuşmadan önce düşünmek kırıcı sözlerin önüne geçer. Öfke anlarında susmayı seçmek kişiyi hatalı tepkilerden korur.
Günlük işlerde sabırlı hareket etmek gerginliği azaltır.
Gözün ve zihnin korunması da önem taşır; olumsuz düşünceleri besleyen ortamlardan uzak durmak iç huzuru destekler.
Kişi kendini zorlayan durumlarla karşılaştığında ibadetin anlamını hatırlamalıdır.
Ramazan ayı irade eğitimi sunar.
Bu dönemde yapılan bilinçli tercihler ahlaki dengeyi güçlendirir.
Kötü davranışlardan kaçınmak süreklilik kazandığında oruç manevi derinlik kazanır.
Dini değerlendirmelerde bu yaklaşımın ibadetin özünü yansıttığı ifade edilir.
KLEPTOMANİ OLMAK ORUCU ETKİLER Mİ?
Kleptomani, kişinin maddi ihtiyacı bulunmadığı halde başkasına ait eşyaları alma dürtüsünü engelleyemediği bir ruhsal bozukluktur.
Bu durum planlı kazanç amacı taşımaz ve çoğu zaman alınan nesnelerin gerçek bir kullanım değeri bulunmaz.
Kişi davranış öncesinde yoğun bir iç gerilim yaşar, eylem sonrasında kısa süreli bir rahatlama hisseder.
Ardından pişmanlık ve suçluluk duygusu ortaya çıkar.
Davranış tekrar eden bir nitelik taşır ve irade gücüyle kolayca durdurulamaz.
Kleptomani ahlaki zayıflık ya da kötü niyetle karıştırılmamalıdır; temelinde dürtü kontrolünde yaşanan bir sorun yer alır.
Kleptomani tanısı bulunan bir kişinin orucu, bu rahatsızlık sebebiyle kendiliğinden geçersiz sayılmaz.
Oruç; yeme, içme ve cinsel fiillerle ilgili sınırlara dayanır.
Psikolojik kökenli bir dürtü bozukluğu bu çerçevede orucun sıhhatini doğrudan etkilemez.
Kleptomani irade kontrolünü zorlaştıran bir durumdur ve kişinin istem dışı davranışlar sergilemesine yol açabilir.
Bu halde gerçekleşen fiiller ahlaki ve hukuki açıdan ayrı bir değerlendirme alanına girer.
Dini açıdan sorumluluk, akıl ve irade gücüyle ilişkilendirilir.
Kişinin iradesinin ciddi biçimde zayıfladığı durumlarda günah yükümlülüğü farklı şekilde ele alınır.
Oruç ibadeti geçerliliğini korur fakat işlenen fiil kul hakkı boyutu taşıyorsa bu hak ortadan kalkmaz.
Tedavi süreci devam eden kimselerin ibadetlerini yerine getirirken uzman görüşü alması tavsiye edilir.
Dini açıklamalarda bu tür rahatsızlıkların bireysel şartlar dikkate alınarak ele alınması gerektiği ifade edilir.
BAŞKASININ MALINI ALARAK KUL HAKKINA GİRMEK ORUCU BOZAR MI?
Başkasının malını izinsiz alarak kul hakkına girmek orucu bozmaz.
Oruç, imsak ile iftar vakti arasında yeme, içme ve cinsel fiillerden bilinçli şekilde uzak durmayı esas alır.
Kul hakkı ihlali bu sınırlar içinde yer almadığından orucun geçerliliği sona ermez.
Buna karşın yapılan fiil dinen ağır bir sorumluluk doğurur.
Oruç ibadeti kişinin davranışlarını denetlemesini hedefler.
Başkasının hakkını gözetmeyen bir tutum ibadetin ahlaki yönüyle örtüşmez.
Kişi oruçlu olduğu halde böyle bir fiil işlerse ibadet teknik açıdan devam eder fakat manevi boyut zedelenir.
Kul hakkı yalnız tövbe ile kapanmaz; hak sahibine iade yükümlülüğü bulunur.
Dini değerlendirmelerde ibadetlerin insanı dürüstlük ve sorumluluk bilincine yöneltmesi gerektiği vurgulanır.
Bu nedenle oruçlu kimsenin hem fiillerine hem niyetine özen göstermesi gerekir.