Haber Detayı

Türkiye'de ilk Epstein denemesi... CIA bağlantılı Tumpane'i bilir misiniz: Çocuk dansöz skandalı... 'Şu orospuyu buradan çıkar'... Baba Bush işin neresinde
özel odatv.com
04/02/2026 11:42 (3 saat önce)

Türkiye'de ilk Epstein denemesi... CIA bağlantılı Tumpane'i bilir misiniz: Çocuk dansöz skandalı... 'Şu orospuyu buradan çıkar'... Baba Bush işin neresinde

Ahmet Köprülü yazdı...

Demokrat Parti döneminde ikili anlaşmalara dayalı olarak Türkiye’de açılan ABD üslerinin lojistik ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan Tumpane Şirketi’nin yöneticisi John David Tumpane’in, Türkiye’de 1958-1968 arasında yaşadıklarını yazdığı Scotch and Holy Water - Tales from Turkey (Viski ve Kutsal Su-Türkiye’den Masallar) adlı kitapta Diyarbakır’da yaşanan bir pedofili skandalı da gün yüzüne çıktı.

Dünya “Amerikan Rüyası”na nokta koyan Epstein skandalının şokunu yaşarken Türkiye’deki ABD üslerinde de benzer olayların yaşandığı ortaya çıktı. “1950’lerin Epstein’i” John David Tumpane’in yazdığı kitapta, Diyarbakır’daki ABD Hava Kuvvetleri personelinin yanı sıra Türk askeri yetkililer ve kentin ileri gelenlerinin de davetli olduğu Subay Kulübü’nde 1958 yılında gerçekleştirilen bir partide çocuk yaştaki oryantalin dansı ballandıra ballandıra anlatılıyor.Kitapta anlatılanlara göre ABD Hava Kuvvetleri’nin lojistik hizmetlerini yapan Tumpane Şirketi’nin sahibi ve yöneticisi Tumpane, otelde üniformalı bir Türk polisi ile aynı odada gördüğünü iddia ettiği çocuk dansözü, perişan halde apar topar Subay Kulübü’ndeki partiye götürmüş ve dansa çıkartmış.Tumpane’in kitabında yer alan Türkiye haritasında Diyarbakır dansözle resmedilmiş…Tumpane’in kitabında yer alan Türkiye haritasında Diyarbakır dansözle resmedilmiş…“Soğuk Savaş” yıllarında ABD’nin Türkiye’deki “anti-komünizm” faaliyetlerinin merkezinde yer alan isimlerden biri olan John David Tumpane 1922’de Massachusetts’in Worcester şehrinde doğdu.

Tumpane 1943’te Yale’den mezun oldu ve üç yıl boyunca Pasifik’te Topçu Birliği’nde Teğmen olarak görev yaptı daha sonra ABD Hava Kuvvetleri’nde pilot oldu.

Yale Üniversitesi’nden okul arkadaşı sonradan ABD Başkanı olacak olan George Herbert Walker Bush (Baba Bush) ile yakın dostluğunu ise hiç kaybetmedi.1949’da Yale Drama Okulu’ndan MFA (Güzel Sanatlar Yüksek Lisansı) aldıktan sonra iki yıl Loras College (Dubuque, Iowa) ve beş yıl Notre Dame Üniversitesi’nde Konuşma ve Drama dersleri veren John David Tumpane yaz aylarında ise Portland, Vancouver, Hollywood ve Corning’deki topluluk tiyatrolarında oyun ve müzikaller yönetiyordu.

Tumpane daha sonra 20 yıl boyunca yurt dışında yaşadı; Fransa, Yunanistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’da ABD Hava Kuvvetleri üslerine lojistik destek sağlayan Tumpane Şirketi’nde yönetici olarak görev yaptı.

John David Tumpane…John David Tumpane’in Diyarbakır, İzmir ve Ankara’da geçirdiği yılları anlattığı Scotch and Holy Water – Tales from Turkey (Viski ve Kutsal Su-Türkiye’den masallar) başlıklı kitabına konu olan Türkiye macerası ise Ankara’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait TUSLOG-DET 30 üssünde başladı.

Türkiye’nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile soğuk savaş yaşadığı ve “Küçük Amerika” yapılmaya çalışıldığı 1950’lerde, Ankara’da ilk olarak Sıhhıye’de kurulan daha sonra Balgat’a taşınan TUSLOG-DET 30, Türkiye’deki ABD üsleri arasında merkez misyonundaydı.

Tüm dünyadaki TUSLOG üslerinin lojistik faaliyetlerini yerine getiren CIA bağlantılı Tumpane Şirketi’nin genel müdürü de John David Tumpane’in ağabeyiydi ve Ankara’da görev yapıyordu. 1958’de Ankara’da TUSLOG-DET 30’da göreve başlayan Tumpane’in ailesine ait Tumpane Şirketi Amerikan Hava Kuvvetleri’nin Türkiye’deki dokuz üssünü de işletme işini almıştı.ABD üslerinin dünya genelinde lojistik ihtiyaçlarını karşılayan Tumpane Şirketi yönetimi toplu halde…Tumpane önce Ankara’da ağabeyinin yanında çalıştı, sonra tayinini Diyarbakır’a istedi.

Tumpane’in kitaptaki anlatımına göre Diyarbakır TUSLOG-DETACHMENT 8 Üssü’ne kimse gitmek istemiyordu ve üs çevresinde Diyarbakır, “ilkel, tehlikeli, ve eşkıya dolu” olarak nitelendiriliyordu.

Tumpane bir macera mı arıyordu yoksa CIA’in yarım kalan; Adana’dan sonra Diyarbakır’ı da zorla ABD üssü yapma hayali miydi bilinmez, bir yaz günü Ankara’dan Diyarbakır’a uçtu.Diyarbakır’daki TUSLOG-DET 8 ABD Hava Kuvvetleri’nin radar üssü…Tumpane Diyarbakır’a ilk geldiğinde Amerikan hava üssünde, ücretsiz kalabileceği güvenli bir odada kalmak yerine Diyarbakır’ın surlarının hemen dışında yer alan Turistik Palas Otel’e yerleşti.

Diyarbakır’daki ilk gününde otel odasında bir fare ile karşılaşan ve korkudan karyolasından inmeyerek otel görevlisinden yardım isteyen Tumpane, kısa süre içinde Urfa Kapısı’nın hemen dışında yer alan Diyarbakır’ın en lüks konutu Sarrafian Apartmanı’nın 3. katını kiraladı.

Diyarbakır’ı tanımaya çalışan ancak Türklerle ilgili korkularını yenemeyen Tumpane, Başbakan Adnan Menderes’in de bizzat ziyaret ettiği söylenen Gerdji Bacı’ya (Tumpane’in kitaptaki ifadesi) gitti ve fal baktırdı.

Tumpane’in kitaptaki anılarına göre Gerdji Bacı, Türkiye’nin dört bir yanında ün salmış görme engelli bir falcıydı.

Tumpane’e refakat eden Türk Doktor Kemal Tosun’un verdiği bilgiye göre futbol takımlarının antrenörleri bile maçlardan önce gelip şanslarını bu ünlü falcı kadına soruyorlardı.

Tumpane ise Diyarbakır gerginliğini üzerinden atmak istiyordu ve falcı kadına ilk sorusu da “Türkiye’deyken hapse girecek miyim?” olmuştu.

Falcı kadın ise bu soruya “Tutuklanacak ama serbest bırakılacaksın” diye yanıt verdi.

Tumpane endişelenmekte haklı çıkmıştı.

Diyarbakır Emniyeti kentteki diğer yabancılar gibi kendisini de yakın takibe almıştı.

Tumpane, Van, Ağrı başta olmak üzere tarihi kentlere geziler yapıyor, bu gezilerinde halkla doğrudan temas halinde oluyor ve polaroid fotoğraf makinası ile kiliselerin, ören yerlerinin ve en tuhafı da yolda çevirdiği, tanımadığı ancak kitabında “çok yakışıklı” olarak nitelendirdiği erkeklerin fotoğraflarını çekiyordu.

Tumpane’in halkla ilişkilerdeki profesyonelliği ve dikkat çekici faaliyetleri her gittiği yerde başta otellerde üzerinde casus kuşkusu oluşmasına neden oluyordu.

John David Tumpane üsteki görevlerini bırakarak sık sık antik ören yerlerini ve Van Gölü, Nemrut Dağı ve Ağrı Dağı gibi tarihi ve turistik yerleri geziyordu…İlk olarak Van’da Akdamar başta olmak üzere tarihi yerlere olaylı bir gezi yapan Tumpane, Diyarbakır Havaalanı’nda bir hafta sonra yeni bir üs çalışanını karşılamak için beklerken yanına gizli polis olduğunu ifade ettiği Mahmut geldi.

Tumpane kitabında Mahmut’u şöyle anlatıyordu:“Doğal olarak asla gizli polis olduğunu kabul etmezdi ama benim için çok açıktı.

Uçak her indiğinde veya kalktığında oradaydı.

Sıklıkla otelde misafir defterini karıştırırken görürdüm.

Her akşam barları dolaşır, müşterilere bakar, sonra çıkıp giderdi.

Hiç içki içmezdi.

Havaalanında karşılaştığımızda hiç konuşmazdık, sadece başımızla selamlaşırdık.

Onun kimliğini açığa çıkarmak aklıma bile gelmezdi; zaten Diyarbakır’da herkes biliyordu.

Bir sfenks gibiydi—ve aynı derecede kel.”Sivil Polis Mahmut Tumpane’e, Van Emniyeti’nden bir telgraf aldıklarını ve oradaki müzeden bir taş çalmakla suçlandığını açıkladı ve taşı Emniyet Müdürlüğü’ne getirmesini istedi.

Tumpane ise müzeye gitmediğini sadece oymalı bir taş bulduğunu söyledi ama Emniyet’e davet edilmişti bir kere.

Tumpane ertesi gün elinde antik dönemlerden kalma oymalı taşla Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün odasındaydı.

Dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü “Hitler bıyıklı” (Tumpane’in ifadesi) Hikmet Kababüyükoğlu’nun huzurunda oymalı taş Milli Eğitim Müdürü Abdullah beyin yazdığı tutanakla Tumpane’den geri alındı.

Tumpane ile Hikmet bey daha önce bir partide tanışmıştı ama Hikmet bey Tumpane’e başından beri soğuktu.

Öyle ki Kababüyükoğlu, Tumpane odadan ayrılırken resmen kapıyı göstermişti.

Bu ziyarette büyük şok yaşayan Tumpane 30 Eylül 1958 tarihli tutanağı ömrünün sonuna kadar Bank of America’daki kasa hesabında sakladı.

Tumpane’in tarihi eser kaçakçılığı ile suçlanması Ankara’da Genel Müdür olan ağabeyine kadar ulaşmıştı.

Falcı kadının kehaneti tutmuştu, Tumpane tarihi eser kaçakçılığından suçlandığı Diyarbakır’da “zamanın ruhu” gereği serbest kalmıştı.DİYARBAKIR’DA HER GECE BARLARA AKAN AMERİKALILARTumpane iki yıl kaldığı Diyarbakır’da gece hayatına da çok hızlı dalmıştı.

Diyarbakır’daki üç bar; Londra Bar, Dicle Pavyon ve Nil Pavyon Tumpane’in her gece konuk olduğu mekanlardı ve buralarda müthiş paralar harcıyordu.

Amerikan üssünde çalışan Amerikalılar da Diyarbakır’daki gece kulüplerinin baş müdavimleri olmuşlardı.

ABD’li askerler ve sivil personel zaman zaman bu mekanlarda kavgalara karışıyorlar ve gece kulüplerinin kapanmasına da neden oluyorlardı.

Nitekim ABD Üs Komutanı bazı barları yasaklamak zorunda kalmıştı.Tumpane’e ise yasak yoktu.

Tumpane bir gece gittiği Londra Bar’da Selma adlı bir kadınla tanıştı ve kendi ifadesine göre ona çarpıldı.

Selma kendisini Londra Bar’ın müdürü olarak tanıtmıştı.EV PARTİLERİNE TÜRKLERDEN İLGİ OLMADITumpane bu arada Diyarbakır’da “parti yapma” telaşına düşmüştü. 21 Mart 1959’da üsse bir ilan astı ve üs çalışanlarını saat 10.00-16.00 arasında hafta sonunda yapacağı partiye davet etti.

Parti, Tumpane’in geniş dairesinde yapılacaktı.

Partiye Radar Üssü’nde çalışan 254 Türk ve yabancı personel hem de eşleriyle davetliydi.

Bu kadar kişinin Sarrafian Apartmanı’nın 3. katında nasıl ağırlanacağı ise merak konusu olmuştu.

Ancak Tumpane’in korktuğu başına gelmemiş ve nöbette olmayan az sayıda Türk eşlerini partiye getirmeden davete icabet etmişti.

Onlar da Tumpane’in tabiri ile “lacivert takım elbiseleri ile dizleri bitişik şekilde okul çocukları gibi” oturuyorlardı.

Amerikalılar, Almanlar ve Fransızlar ise partide çılgınca yiyip içip eğleniyorlardı.

Ancak yine de Tumpane’e göre parti fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

Tumpane çılgın partilerden vazgeçmiyordu ve nitekim havalimanı görevlisi ve “Çok yakışıklı” diye nitelendirdiği Atilla isimli bir gencin önerisi ile evinde bir parti daha verdi.

Istakozlar parti için özel olarak PX’ten (Amerikan üslerindeki market zinciri) Diyarbakır’a getirilmişti.

Partiye bu sefer Atilla’nın tanıdığı hostesler de gelmişti ve Tumpane’in ifadesi ile parti “harika” geçmişti.TUMPANE ABD ÜSSÜ’NDEKİ PARTİYE ÇOCUK ORYANTAL GETİRDİDiyarbakır üssündeki Subaylar Kulübü’nde ise partiler Tumpane ile bir gelenek halini almıştı.

Ancak bu partilere çalışanların aileleri fiziki eksiklikler nedeniyle davet edilemiyordu.

Üs’teki partiler Tumpane’in ifadesine göre gittikçe “zombileşen” askerler için hayat kaynağıydı.

ABD’li Üs Komutanı da partilere Diyarbakır’da tanınmış, ileri gelen Türkleri ve eşlerini de davet ediyordu.

Bu partilerden birine eğlence komitesi ilk kez bir dansöz getirmeye karar vermişti ve bu kararı da Üs Komutanı onaylamıştı.

Dansözün belirlenmesi görevine ise Diyarbakır gecelerinin gediklisi, “otorite” olarak kabul edilen Tumpane seçilmişti.

Ancak Tumpane yine de kendisini her gece gittiği pavyonlarda kadınları bildiği için iyi bir seçim yapamayacağını düşünüyordu ve hangi kadının seçileceğine yine kendi ifadesine göre “yakışıklı” bekar bir teğmenle karar verecekti.

Teğmen Bobrink ve Tumpane her gece barları dolaştılar ancak tercihte zorlandılar.

En sonunda Subaylar Kulübü’ndeki partide gösteri yapacak oryantal dansçı için Dicle Bar’ın Müdürü Selma’dan yardım istemeye karar verdiler.

Selma kitapta “Laleh” olarak adı yazılan (Lale olabilir) kızı önermişti. “Laleh” 16 yaşından (O tarihlere göre yetişkin yaşı) büyük değildi.

Selma, “Sadece dans için istiyorsunuz değil mi?” diye imalı sorular sordu.

Evet yanıtını alınca Tumpane 250 TL (25 dolar) karşılığında Laleh’in Subay Kulübü’nde oryantal dans yapması için Selma’yı ikna etti.

Tumpane hafta boyunca, üste bir göbek dansçısı olmasının yaratabileceği sonuçlar hakkında endişelenmeye başlamıştı.

Diyarbakır Emniyet Müdürü Hikmet Bey’i de partiye davet etmeye karar verdi.

Tumpane parti daveti için bir davetiye hazırlamıştı ve Hikmet Bey'e vermek üzere bizzat makamına çıktı.

Tumpane kitabında o anları şöyle anlattı:“Hikmet Bey’in odasına neredeyse hemen kabul edildim.

Van’daki olaydan sonra aramızda bir dargınlık kalmadığı için mutluydum.

Mektubu verdim ama çay içmeden açmadı.

Sonunda kâğıdı okudu.

Yüzünü dikkatle izledim, ama Sfenks gibi ifadesizdi.

Ayağa kalktı, elini uzattı.

Ben de fırlayıp ayağa kalktım ve elini sıktım. ‘Teşekkür ederiz’ dedi ve çıkışı işaret etti.”Ve beklenen gün gelmişti; ABD Üssü’ndeki çılgın parti başlamıştı.

Bütün subaylar, genç ve yaşlı, parti öncesinde bir karşılama hattı oluşturmuştu.

Türk Hava Kuvvetleri Generali, eşi ve kızları da partiye gelmişti.

Partidekiler viskilerin su gibi aktığı gecede kısa sürede coşmuştu ve herkes sürpriz oryantali bekliyordu.

Tumpane saat 8:30’da partiden ayrıldı, Plymouth’una atlayıp Diyarbakır’a gitti ve Selma ile “Laleh”i (Lale) almak için otele geldi.

Tumpane kitabında olayın devamını anlatırken Laleh’in oteldeki odasına geldiğinde üzerini giyinen üniformalı bir polisle karşılaştığını anlatıyor.

Dramatik bir olayın yaşanmış olabileceği bu bölümde bile Tumpane polisi “inanılmaz yakışıklı” buluyordu.

Tumpane iddia ettiği gibi perişan halde bulduğu Laleh’i bu haliyle bile partiye yetiştirme derdindeydi. (Bu acımasızlık hali bende, Tumpane’in takibi altında olduğu Diyarbakır Emniyet Müdürü Hikmet Bey’den intikam amacıyla anlatımlarını güçlendirmeye çalıştığı izlenimini bıraktı.

A.K.)ABD’Lİ ASKERLER ÇOCUK DANSÖZLE COŞTULARÜsse geldiklerinde ise “Her şey hazırdı”.

Saat tam On’du.

Tumpane anlatmaya devam ediyor:“Üs Komutanı, kolunu orkestra şefi Burhan’ın omzuna atmış halde yanıma geldi. ‘Her şey hazır mı John?’ dedi. ‘Tabii ki’ dedim, gözlerimin kaydığını fark etmez umuduyla.

Burhan, Selma’yla kısa bir şeyler konuştu ve orkestraya döndü.

Büyük bir davul geçişi başladı.

Spot ışıkları açıldı.

Konuklar dans pistini çevreleyen sandalyelere oturdu.

Bekâr teğmenler yere çömeldi.

Laleh çift kapıdan fırladı…” Çocuk dansözü ABD’liler çılgınlar gibi izlemişlerdi ve oryantal gösterisinden sonra da “Laleh”in etrafını sarmışlardı.ÜS KOMUTANI: “ŞU OR*SPUYU BURADAN ÇIKAR”Üs Komutanı bu sırada Selma ile oturan Tumpane’in yanına geldi ve “Şu or*spuyu buradan çıkar!

Tüm subaylar etrafında dolanıp duruyor!” dedi ve sonra hızla uzaklaştı.

O anları ise Tumpane şöyle anlattı:“Lanet olsun!

Onun peşinden gitmek istedim ama Selma koluma nazikçe dokundu.

Her şeyi anlamıştı. ‘Gidelim’ dedi yumuşak bir sesle.Laleh’i koklayan subayların arasından ustaca çekip aldı—hem onların hem de Laleh’in itirazlarına rağmen.

Papazın odasından boncuklarını ve tüllerini topladık, moralimiz bozuk bir şekilde üsten ayrıldık.”DİYARBAKIR EMNİYET MÜDÜRÜ HİKMET BEY ÜSSÜ BASIYORÜs’te verilecek partiye davetli olan ancak katılmayan Diyarbakır Emniyet Müdürü Hikmet Bey ise resmi aracıyla üssü basmaya gelmişti.

Tumpane ve kızlar ana kapıdan çıkarken, iki Türk polis arabası hızla üs’ten içeri dalmıştı.

Tumpane’in anlatımına göre Hikmet Bey arabadan sarkmış, nöbetçiyi kenara ittiriyordu.

Hiç durmadan içeri girmişlerdi.

Devam ediyor Tumpane:“Sonradan öğrendim ki, doğruca Subaylar Kulübü’ne gitmişler, içeri dalmışlar ama ortada baskın yapılacak hiçbir şey bulamamışlar.

Kapıdaki nöbetçi uyardığı için Komutan gayet misafirperver davranmış, Hikmet ve adamlarını kalmaya ikna etmeye çalışmış.

Ama Hikmet reddedip sessizce sıvışmış.”Ahmet KöprülüOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri