Haber Detayı
Her 10 işçiden 6’sı 20 bin liralık ek masrafı karşılayamıyor
Türkiye ekonomisinde üretimin temelinde bulunan mavi yakalı çalışanların, tüketim alışkanlıkları da teknoloji ve marka stratejilerinin merkezinde yer alıyor. Ekonomide yaşanan değişimlerle koşulları ve dijitalleşme de beklentileri yeniden şekilleniyor.
Pandemi ve enflasyonist dönemlerle birlikte dünyada da özellikle iş hayatındaki değişimler öne çıktı.
Davos’ta tartışılmaya başlanan kapitalizmle birlikte son yıllarda hem gelir düzeyinde hem de çalışma koşullarıyla sınıflar da yeniden tanımlanıyor.
Yeni nesil beyaz yakanın değişimiyle birlikte küresel koşullar ve gelir düzeyinde mavi yaka da öne çıkıyor.
Marketing Türkiye dergisi için Research İstanbul’un gerçekleştirdiği “Mavi Yaka Türkiye” araştırması, tüm değişimleri ve sınıf farklılıklarını ortaya koydu.
Araştırma, 8-11 Kasım 2025 tarihleri arasında CATI (Bilgisayar destekli telefon anketi) yöntemiyle 12 bölgeyi temsilen 12 ilde yaşayan 600 mavi yakalı çalışanla görüşülerek hazırlandı.
Veriler, ekonomik zorlukları ve farklıkların yanında dünyanın her yerinde büyüyen gelir eşitsizliği ve güvencesizlik dalgasını da gösteriyor.
Mavi yaka dönüşüyor OECD verileri, 1990’lardan bu yana gelişmiş ülkelerde reel ücret artışının üretkenlik artışının gerisinde kaldığını ortaya koyarken, Dünya Bankası, küresel gelir eşitsizliğinin 1980’lere göre yeniden yükselişe geçtiğini ve pandemiyle birlikte düşük gelirli çalışanların enflasyondan daha çok etkilendiğini belirtiyor.
Fransa’da 2018 yılında görülen “sarı yelekliler” hareketinden, Amerika’daki sendika direnişlerine kadar birçok ülkede işçi sınıfı kamusal alana karşı duruyor.
Türkiye’deyse veriler, mavi yakanın tüketim tercihlerinden, gelecek algısına ve markalara duyulan güvenine kadar değişiyor. 10 kişiden 3’ü prim alıyor Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’deki mavi yakalıların yüzde 64’ü sabit saatlerde, yüzde 25’i vardiyalı, yüzde 12’si proje bazlı veya dönemsel çalışıyor.
Katılımcıların üçte biri son bir yılda iş değiştirmeyi düşündüğünü, beşte biri ise aktif olarak iş aradığını söylüyor.
Katılımcıların yaklaşık yarısı servis, yemek kartı veya fazla mesai ücreti gibi temel yan haklara sahip olduğunu söylerken, özel sağlık sigortası oranı yüzde 36’da kalıyor, prim veya bonus alanlar yüzde 28, yıl sonu ikramiyesi alanlar ise yalnızca yüzde 19 seviyesinde bulunuyor. 20 bin TL bütçeyi sarsıyor Verilerin içinde çarpıcı geçim dertleri de bulunuyor.
Her 10 kişiden 6’sı, 20 bin TL’lik beklenmedik bir harcamayı borçlanmadan karşılayamıyor.
Katılımcıların yüzde 29’u ek gelir için farklı işlerde çalıştığını belirtiyor.
Bu durum sadece Türkiye’de görülmüyor.
ABD’de Pew Research verilerine göre, düşük gelir grubundaki çalışanların yüzde 28’i ikinci bir işte ya da “gig ekonomi” denilen kısa süreli, serbest çalışma saatleri olan işlerde aktif oluyor.
Uber şoförlüğü, kuryelik gibi işler artık küreselde ek iş oluyor.
Hiç sendika üyesi olmayanlar yüzde 86 Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 86’sı hiç sendika üyesi olmamış görünüyor.
Bu oran, Türkiye’de örgütlü yapının zayıflığını gösterirken, diğer yandan da “dijital toplulukları” büyüyor.
Facebook grupları, Telegram kanalları, forumlar gibi alanlarda aktif oluyorlar.
ABD’deki Amazon ve Starbucks direnişlerinde sosyal medyanın, TikTok ve Discord üzerinden örgütlenmenin rolü belirleyici olmuştu.
Katılımcıların yüzde 28’i işini kaybetme endişesi taşıyor.
Bu oran, küresel endekslerdeki oranlarla benzer seviyede olurken, tüketim davranışlarında da etkili oluyor.
Sosyal medya kullanımı yaygın “Deneyim ekonomisi” yerini “temel ihtiyaç ekonomisi”ne bırakırken, lüks yerine dayanıklılık öne çıkıyor ve markalarla duygusal bağ yerini “güvenilir pratiklik” arayışına bırakıyor.
Boş zamanını nasıl geçirdiği sorulan mavi yakalıların yüzde 46’sı “ev ve aile sorumluluklarıyla” olduğunu söylerken, yüzde 18’i “hobiler”, yüzde 16’sı “arkadaşlarıyla dışarıda” olduğunu belirtiyor.
Sosyal medyada Instagram kullanımı yüzde 69, YouTube kullanımı yüzde 61 olarak öne çıkıyor.
Çocuklarının kendi işlerini yapmasını istemiyorlar Online alışverişte de yüzde 40 hiç yapmazken, yüzde 27’si nadiren, yüzde 21 ara sıra, yüzde 13’ü sık sık cevaplarını veriyor.
Alışveriş için yüzde 78’i Trendyol’u tercih ediyor.
Mavi yakalı tüketicinin markalarla kurduğu iletişimde kalite, fiyat ve güven öne çıkıyor.
Bunları “yerlilik” izliyor.
Katılımcıların yüzde 71’i çocuklarının kendi işlerini yapmasını istemiyor. “Alın terinden gelen veri, küresel dersler içeriyor” Research İstanbul Yönetici Ortağı Can Selçuki, araştırma sonuçlarına yönelik şunları söylüyor: “Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı, aynı üç baskı arasında sıkışıyor: 1.
Gelirlerin maliyet artışına yetişememesi 2.
Dijitalleşmenin getirdiği mesleki tehditler 3.
Temsilsizlik hissi: “Kimse bizi duymuyor” Türkiye’nin farkı, bu üçlü baskının enflasyon, yüksek borçluluk ve düşük sendikalaşmayla birleşmesi.
Sonuç; sessiz, yorulmuş ama dirençli bir toplum tabakası.
Alın terinden gelen veri, küresel dersler içeriyor.
Gerçekleştirdiğimiz araştırma sadece Türkiye’nin sosyoekonomik anatomisini değil, dünyanın yönünü de anlatıyor.
Çünkü mavi yaka Türkiye’nin yaşadığı şey, Londra’daki teslimat kuryesinin, Milano’daki lojistik çalışanının, Bangkok’taki fabrika işçisinin hikayesinden farklı değil.
Küresel ekonominin yeni karakteri “güvencesizlik.” Ve markalar, politikacılar, medya, herkes bu yeni sınıf gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda.
Artık mesele sadece “tüketici segmentasyonu” değil, “sınıfsal yeniden tanımlama.” Mavi Yaka Türkiye bize şunu hatırlatıyor: Ekonomik büyüme rakamlarla ölçülür ama refahın adaleti yüzlerde okunur.
O yüzler bugün yorgun, ama hâlâ umutlu.
Çünkü alın teri hâlâ, her yerde, dünyanın en evrensel dili.”