Haber Detayı
Aceleci olmak hata olur: 16 yaş altına sosyal medya yasağı yeniden tartışılıyor
Birçok ülke, Avustralya’nın attığı adımı izleyerek 16 yaş altına sosyal medya yasağını tartışıyor. Ancak bilimsel veriler henüz netleşmemişken alınacak erken kararlar, ileride daha büyük sorunlara yol açabilir.
Bilim insanları musluktan akan su gibi olmalı, koltuğa oturmamalı.
Çoğu zaman Winston Churchill’e atfedilen bu veciz ifade, demokrasilerde bilimin karar vericilere yol göstermesi gerektiğini, ancak kararların bizzat bilim tarafından dikte edilmemesi gerektiğini anlatır.Bu yaklaşımın ne kadar yerinde olduğu, covid-19 salgınının en yoğun günlerinde açıkça görüldü.
Siyasetçiler sık sık “bilimi takip ediyoruz” dese de, insanlara evde izolasyon için ödeme yapılması ya da okulların kapatılması gibi birçok karar yalnızca bilimsel tavsiyelere dayanılarak alınamazdı.
Üstelik bazı soruların o an için bilim insanları tarafından yanıtlanması da mümkün değildi.
Karar alıcılar belirsizlik içinde yol almak zorunda kaldı.Bilimin devre dışı bırakıldığı örnekler de varBugün ise bunun tam tersi bir tablo ABD’de yaşanıyor.
Donald Trump yönetimi, “Amerika’yı Yeniden Sağlıklı Yap” hareketi kapsamında aşılar ve cep telefonu radyasyonu gibi konularda uzun süredir geçerli olan sağlık rehberlerini tersine çevirirken, bilimsel kurumların etkisini giderek azaltıyor.
Adeta bilim musluğu kapatılıyor.Peki küresel bir kriz yokken ve bilimsel veriler hâlâ şekillenirken ne yapılmalı?
Asıl soru şu: Karar vericiler, bilimsel sonuçların netleşmesi için ne kadar beklemeli?Sosyal medya yasağı tartışması neden şimdi kızıştı?Şu anda pek çok ülkede hararetle tartışılan başlıklardan biri, Avustralya’nın geçtiğimiz yılın sonunda attığı adımı izleyerek 16 yaş altındaki gençlere sosyal medya yasağı getirilip getirilmemesi.
Bu tür yasak önerileri toplumda oldukça popüler.
Ancak mevcut en güçlü bilimsel bulgular, sosyal medyanın ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisinin, toplum genelinde bakıldığında, sanıldığı kadar büyük olmadığını gösteriyor.Bu noktada zor bir ikilem ortaya çıkıyor: Siyasetçiler, bilimsel verileri görmezden gelip çoğunluğun talebine mi kulak vermeli?Bu yaklaşım, Churchill’e atfedilen sözle uyumlu görünebilir.
Ancak önümüzde önemli bir zaman çizelgesi var. 2027’nin ortalarına gelindiğinde, Birleşik Krallık’ta yürütülen rastgele kontrollü bir çalışma ve Avustralya’daki yasağın yarattığı doğal deney sayesinde sosyal medyanın olası zararları hakkında çok daha güçlü verilere sahip olunması bekleniyor.Bu nedenle en mantıklı yol, politikaları aceleyle hayata geçirmek yerine, bilim insanlarının somut sonuçlar ortaya koymasını beklemek.
Yeni bir deyimle ifade etmek gerekirse, bilim musluktan akmalı ama karar koltuğuna oturmamalı.
Bunun için de zamana ihtiyaç var.