Haber Detayı
Ekrem İmamoğlu'ndan iktidara süreç eleştirisi
CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, iktidarı süreç üzerinden eleştirdi. İmamoğlu, "Tarihsel önem taşıyan bir süreçte bile toplumu birleştiremediler. Çünkü onların hesabı çözüm değil, yine koltuktu. Yine susmayı, oyalamayı, zamana oynamayı seçtiler" dedi.
Artı Gerçek- CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri'deki hücresinden Sözcü için bir yazı kaleme aldı.
İmamoğlu, ekonomi, çözüm süreci,15 Temmuz darbe girişimi ve Gezi direnişi üstünden eleştirdi.
İmamoğlu'nun yazısı şöyle: 'BU PROJENİN ADI KORKU DÜZENİ, ONLARIN DERDİ KOLTUKLARI' "Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana çok kriz yaşadı, darbeler gördü, zafiyetlere tanıklık etti, bedeller ödedi.
Ama her defasında milletin feraseti üstün geldi, iradesine sahip çıktı ve bedel ödeme pahasına krizlere el koydu, toplum yeniden kendine geldi.
Şimdi ise başka bir eşikteyiz.
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablo, sıradan bir yönetim zafiyeti değildir.
Bu bir tesadüf de değildir.
Bu, bilinçli bir tercihtir: Devleti, milleti ve demokrasiyi zayıflatarak iktidarı kalıcı hâle getirme projesidir.
Bu projenin adı; korku düzenidir.
Devreye konulmak istenen bir hukuksuzluk rejimidir, uygulama Saray vesayetidir. 13 yıldır kaçırılan fırsatlar değil, bilerek yaratılan felaketler var karşımızda.Dünya değişti.
Düzen yeniden kuruluyor.
Teknolojik gelişim dengeleri altüst ediyor.
Türkiye bu dönemde tarihinin en büyük fırsat kavşaklarından birinin eşiğindeydi.
Ama iktidar, milletin önüne bir gelecek koymak yerine, Türkiye’yi bir çıkmaza sürükledi.
Çünkü onların derdi Türkiye değildi.
Onların derdi koltuktu ve hep öyle oldu. 'GEZİ PARKI'NDA MİLLETİN SESİNİ DUYMADILAR' "Son 13 yılın özeti milletle girişilen o koltuk kavgasının fotoğrafını çekmek için yeter de artar bile. 2013’te Gezi Parkı’nda milletin sesini duymadılar.
Gençleri anlamadılar.
Demokratik itirazdan korktular.
Milletin 'beni gör' diyen çağrısını baskıyla susturmaya çalıştılar. 2015’te sandıktan çıkan mesajı yok saydılar. 'Yönetim halkla paylaşılmalı' olgunluğunu gösteremediler.
Türkiye’yi korku iklimine mahkûm ederek, terörün ve çatışmanın gölgesinde seçim kazanmayı tercih ettiler. '15 TEMMUZ GİBİ BİR UTANCI MİLLETE YAŞATTILAR' 2016’ya kadar sırf işlerine yarıyor diye, 'Ne istediler de vermedik' zihniyetiyle hareket ettiler, yıllarca cemaat zihniyetine alan açtılar.
Kurumları çürüttüler.
Yargıyı zayıflattılar.
Sonra da 15 Temmuz gibi bir utancı bu millete yaşattılar.
O rezaletin bedelini ise yine millet ödedi. 2017’de Türkiye’yi ucube bir sisteme soktular.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi diye dayattıkları şey; denge ve denetimi yok eden, kararları tek elde toplayan, hatayı büyüten ve hesap sorulamaz bir düzen kuran rejim değişikliğidir.
Bugün yaşanan çoklu krizler dönemi işte o referandumun sonucudur. 2018’de başlayan ucube sistemle bir kara düzenin temelleri atıldı.
Tek kişilik otoriter yapıda dış politikayı da devlet geleneğinden kopardılar.
İtibarı bitirdiler.
Türkiye’yi kurumlarla değil kişilerle yönetilen bir ülkeye çevirdiler.
Zikzaklı ilişkiler, diplomatik yalnızlıklar, güvenlik zafiyetleri, durdurulamayan ekonomik kriz, yoksulluk, açlık, işsizlik, umutsuzluk... 'KÜRT MESELESİNDE YİNE SUSMAYI, OYALAMAYI, ZAMANA YAYMAYA SEÇTİLER' 2019’da ise İstanbul’da kaybettikleri seçimle birlikte, demokrasilerde kaybetmenin aslında bir olgunluk sınavı olduğunu unuttular.
Seçimi iptal ederek, milletin iradesini yok saydılar.
Ve 2024’te başlayan 'terörsüz ve demokratik Türkiye' gibi tarihsel önem taşıyan bir süreçte bile; toplumu birleştiremediler.
Çünkü onların hesabı çözüm değil, yine koltuktu.
Kürt meselesinde demokratik bir akıl geliştirmek yerine, yine susmayı, yine oyalamayı, yine zamana oynamayı seçtiler. '19 MART'TA YAPILAN SİYASİ DARBEDİR' 2025’e geldiğimizde artık maskeler düştü.
İktidarın kaybetmeyi hazmedemediğini biliyorduk.
Rakibini sandıkta yenemeyince, yargıyı kullanacağını da biliyorduk.
Ama 19 Mart’ta işi ülkenin demokrasisinin üzerine çimento dökmeye kadar getirdiler. 19 Mart’ta yapılan şey; siyasi rakibi saf dışı bırakma operasyonudur.
Buna soruşturma denilemez, hukuk denilemez, Türkiye’ye yaşatılanlar bağımsız yargı ile hiç açıklanamaz.
Bu, düpedüz siyasi bir darbedir.
Türkiye’nin geleceğine darbedir.
Adalete güveni yüzde 10’lara düşüren bir iktidar, bu ülkenin temelini dinamitlemiştir.
Çünkü adalet çökerse, her şey çöker.
Ekonomi de çöker, toplumsal huzur da çöker, devletin itibarı da çöker, güvenlik de çöker. 'DEVLET BİNA DEĞİL, ADALETTİR, LİYAKATTİR, AHLAKTIR, AKILDIR' Bugün karşımızda üretmeyen geleceği planlayamayan bir iktidar var.
Bir beton düzeni kurdular ve sadece şehirleri betonlaştırmadılar.
Zihinleri de betonlaştırdılar.
Bu ülkeyi 'büyük binalarla' yönetebileceklerini sandılar.
Oysa devlet; bina değildir.
Devlet; adalettir, liyakattir, ahlaktır, akıldır.
Şunu herkes bilsin: Bizim mücadelemiz bir koltuk mücadelesi değildir.
Bizim mücadelemiz; milletin hakkını geri alma mücadelesidir.
Bizim mücadelemiz; çocukların geleceğini kurtarma mücadelesidir, gençlerin umudunu bu ülkede tutma mücadelesidir, emeklinin sofrasını büyütme mücadelesidir, işçinin emeğinin karşılığını alma mücadelesidir, kadınların güvende yaşama mücadelesidir, çiftçinin toprağa yeniden inanma mücadelesidir, esnafın yeniden nefes alma mücadelesidir.
Ve bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız.
Demokrasiyi yeniden kuracağız.
Hukuku ayağa kaldıracağız. 'BENİ ZİNDANA ATMIŞ OLABİLİRLER AMA ASIL MESELE TÜRKİYE'NİN NEREYE SÜRÜKLENDİĞİDİR' Devleti ciddiyetine kavuşturacağız.
Türkiye’yi dünyada yeniden itibarlı bir ülke yapacağız.Bu satırları Silivri’den yazıyorum ama bu ülkenin yarını özgürlüklerdedir.
Beni zindana atmış olabilirler ama asıl mesele; Türkiye’nin nereye sürüklendiğidir.
Eğer bir ülkede iktidar, rakibini cezaeviyle susturacağını düşünüyorsa; o ülkede artık hukuk konuşulmaz, demokrasi konuşulmaz.
Orada sadece 'korku' konuşulur.
Ama ben korkmuyorum.
Çünkü bu ülke, korkuyla yönetilecek bir ülke değildir.
Rakibinden korkanların yönetebileceği bir ülke hiç değildir. 'BU ÜLKE VAZGEÇENLERİN DEĞİL, DİRENENLERİN OMUZLARINDA YÜKSELDİ' Ben vazgeçmiyorum.
Çünkü bu ülke, vazgeçenlerin değil; direnenlerin omzunda yükseldi.Ben geri adım atmıyorum.
Çünkü bu ülke, tek bir kişinin çıkarına teslim edilemez.
Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak buradan açıkça söylüyorum: Bu düzeni değiştireceğiz.
Sandıkla değiştireceğiz.
Ve Türkiye’yi, yeniden Cumhuriyet’in onuruna yakışır bir ülke haline getireceğiz.
Vakit yakındır, karar milletindir.
Millet büyüktür."