Haber Detayı

Bir Avrupa Birliği uzmanına sordum... Gümrük Birliği bir siyasi heves miydi
Yazarlar hurriyet.com.tr
03/02/2026 06:13 (4 saat önce)

Bir Avrupa Birliği uzmanına sordum... Gümrük Birliği bir siyasi heves miydi

EKONOMİ ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) İstanbul merkezli bağımsız bir düşünce kuruluşu...

Sinan Ülgen eski diplomat, EDAM’ın rahmetli Kemal Derviş ile beraber kurucularından ve halihazırda yönetim kurulu direktörü.

Ülgen aynı zamanda ve Brüksel’deki Carnegie Europe’ta misafir araştırmacılarından...Ülgen; 1992’de Brüksel’de Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’ne atanmış ve Türkiye-AB gümrük birliği anlaşması müzakerelerini yürüten ekibin içinde olmuştu.Ayrıca NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in oluşturduğu bir uluslararası politika uzmanları oluşumunun da parçasıydı.Sinan Ülgen özellikle Avrupa Birliği, Gümrük Birliği, dış politikadaki gelişmelerle ilgili danıştığım isimlerin başında gelir.Ülgen ile 1995 yılında niye Gümrük Birliği’ni tamamladığımızı, her şeye rağmen hâlâ neden bu yapının içinde olduğumuzu, alternatifinin olup olmadığını ve bundan sonra ne olacağını konuştum.SİYASİ HEVES DEĞİL YÜKÜMLÜLÜKTÜ“Önce şu yanlış algıyı düzeltelim” diye başladı Ülgen.“Gümrük Birliği bir siyasi heves değildi, hukuki bir yükümlülüktü.”Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’ün altını çiziyor.“AB tarifelerini 1973’te indirdi.

Türkiye’ye 22 yıl süre verildi.

Biz bu süreyi siyasi ve ekonomik nedenlerle kullanamadık ama yükümlülük ortadan kalkmadı.”1990’ların başına gelindiğinde tablo netleşmişti.“Ya bu süreci tamamlayacaktık ya da AB’nin Türkiye ihracatına karşı tedbir alma riskiyle karşılaşacaktık.

Buna izin vermek istemedik.”Ama Ülgen’e göre asıl mesele bu da değil.“Biz Gümrük Birliği’ni, Ankara Anlaşması’yla elde ettiğimiz hukuki ve siyasi kazanımı korumak için yaptık.”SERBEST TİCARET ANLAŞMASIBu noktada mesajı biraz daha netleşiyor.“Bugün ‘Gümrük Birliği yerine serbest ticaret anlaşması yapsaydık’ demek kolay.

Ama o gün bu, Ankara Anlaşması’nı yeniden müzakere etmek demekti.”Ve ekliyor.“1995’in siyasi ortamında bu, tam üyelik perspektifini fiilen kaybetmek anlamına gelirdi.

O riski almak istemedik.”Ülgen’e göre bu argüman bugün de geçerli.“Tam üyelik olur mu olmaz mı ayrı konu.

Ama kendi elimizle bu hukuki zeminden vazgeçmenin hiçbir anlamı yok.”Burada önemli bir uyarı yapıyor.“Gümrük Birliği’ni ticaret açığıyla ölçemezsiniz.

Bu çok yüzeysel bir bakış.”Asıl bakılması gereken başlıklar var.Verimlilik artışı, kurumsal kapasite, şeffaflık ve öngörülebilirlik...“Dinamik etkiler” diyor buna.“Dünya Bankası raporları da, akademik çalışmalar da şunu söylüyor.

Gümrük Birliği, Türk ekonomisinin yapısal dönüşümüne ciddi katkı sağladı.”TIKANIKLIKLAR AŞILIR GÜNCELLEME OLURPeki neden güncellenemiyor?Ülgen burada realist...“Gümrük Birliği 30 yıllık bir metin.

Güncellenmesi şart.

Ama siyasi engeller var.”Önemli bir parantez açıyor.“Bunlar AB’nin bakış açısı.

Haklı olup olmamaları ayrı mesele.

Ben neden tıkandığını anlatıyorum.”Çıkış yolu ne?Ülgen iyimser.“Bu tıkanıklık aşılır.

Gümrük Birliği güncellenecek.”Ve çok kritik bir cümle kuruyor.“Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, Türkiye için aslında bir yapısal reform yol haritası demek.”Ve ekliyor.“Gümrük Birliği’nden çıkıp Serbest Ticaret Anlaşması’na geçmek, hem siyasi hem hukuki hem de ekonomik olarak daha pahalı maliyetli.”Nedenini de kısa özetliyor.“Gümrük Birliği, tedarik zincirleri ve yabancı yatırım açısından STA’lardan çok daha güçlü bir rejim.”Sohbetin sonunda Ülgen’in şu cümlesi kaldı aklımda.“Türkiye’nin meselesi AB’yle ilişki değil.

Türkiye’nin meselesi, kendi geleceğini hangi zeminde kurmak istediği.”Aslında bütün tartışmanın özeti de bu.

BİR DÜŞÜNCE KURULUŞU NEDEN ÖNEMLİDİRBAZEN bir ülkenin kaderini belirleyen şey büyük nutuklar değil, küçük ama tutarlı akıllardır.

Yüksek sesle konuşmazlar.

Manşet peşinde koşmazlar.

Ama karar vericilerin masasına sessizce not bırakırlar.İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) tam olarak böyle bir yer.

Dış politika, güvenlik, Türkiye-AB ilişkileri, enerji, iklim, küresel ekonomi, silahların yayılması, siber alan...Yani sadece bugünün değil, yarının da kriz başlıklarını konuşuyorlar.

EDAM’ı asıl değerli kılan şey başlıklar değil, yöntem.

Akademiyle konuşuyor, iş dünyasını dinliyor, diplomasiyi anlıyor, medyayı dışlamıyor.Uluslararası sıralamalarda üstlerde yer alması tesadüf değil.

Türkiye’den çıkan nadir “küresel ölçekte ciddiye alınan” düşünce kuruluşlarından biri olmasının nedeni de bu.Başında Tacan İldem gibi bir diplomasi aklı, direktör koltuğunda Sinan Ülgen gibi hem Brüksel’i hem Ankara’yı bilen bir isim olunca, ortaya slogan değil analiz çıkıyor.EDAM raporlarını okurken şunu hissediyorsunuz.

Bu ülkenin tartışmaya değil, derin düşünmeye ihtiyacı var.Kısacası EDAM, Türkiye’de dış politika tartışmalarının mutfağında çalışan, sessiz ama etkili bir akıl merkezi.‘EVDE TEK BAŞINA’ ASLINDA DAHA ÇOK ANNELİK FİLMİYDİBAZI filmleri kaç defa seyrettiğimi inanın bilmiyorum. “Hababam Sınıfı” mesela...Dedemle izledik, babamla izledik, şimdi oğlum Atlas’la izliyoruz.

Zaman geçiyor ama bazı hikâyeler yaşlanmıyor.“Evde Tek Başına” da onlardan biri.Şimdi bu filmi yeniden düşünürken içimde tuhaf bir sızı var.Çünkü o filmde panikle havaalanında koşan, oğluna ulaşmaya çalışan anne Catherine O’Hara’nın artık hayatta olmadığı açıklandı.“Evde Tek Başına”yı bir çocuk filmi diye izledik yıllarca.Bence daha çok bir annelik filmiydi.Kevin’in evde kurduğu tuzaklar aklımızda kaldı.Hırsızlara attığı çığlıklar, yüzündeki krem sahnesi...Ama filmi ayakta tutan şey aslında başka bir yerdeydi.Paris’ten Chicago’ya dönmeye çalışan bir anne vardı.Uçak yoktu, tren yoktu.Ama annelik vardı.Bir annenin, “Benim bir çocuğum eksik” dediği an...Dünyadaki bütün planlar çöker.Bugün Atlas’la o filmi izlerken fark ediyorum.Ben artık Kevin kadar anneye daha çok bakıyorum.Çünkü büyüyünce filmler değişiyor.Aynı sahneler ama kalbin takıldığı yer başka oluyor.Catherine O’Hara’nın canlandırdığı o anne karakteri aslında milyonlarca annenin sessiz tercümesiydi.Çocuğu evdeyken bile aklı onda olan, bir adım ötede olsa bile içi rahat etmeyen annelerin...Şimdi o anne yok.Ama bıraktığı duygu hâlâ bizimle.

İlgili Sitenin Haberleri