Haber Detayı
Efes’i nefessiz bırakmayın
Ülkelerin zenginliğini sadece topraktan çıkan değerli madenleri satması ya da yüksek teknoloji ürünleri üretmesi belirlemez.
Ülkelerin zenginliğini sadece topraktan çıkan değerli madenleri satması ya da yüksek teknoloji ürünleri üretmesi belirlemez.
Türkiye’yi büyük bir ülke yapan şeylerden biri de üzerinde bulunduğu bin bir medeniyetin yaşadığı topraklarda biriktirdiği kültürdür.
Bakın para burada bulundu, modern Hıristiyanlık çağı burada başladı; Hititler, Hurriler, Karyalılar, Frigyalılar, Urartular, Likyalılar, en önemlisi de İyonyalılar burada yaşadı.
Daha Bizans’a, Selçuklulara Osmanlılara gelemiyoruz bile.
Say say bitmiyor.
Önümdeki haberi yazarken tam da bu düşüncelere dalmıştım.
Efes’ten bahsetmek istiyorum.
Evet, o büyüleyici 9 bin yıllık kesintisiz yaşamın döndüğü antik kentten...
Efes, antik dünyanın en önemli ve güçlü kutsal alanlarından biri haline gelen, aslen Anadolulu bir ana tanrıça olan Efes Artemis’inin kutsal alanı etrafında gelişti.
O dönemin siyasi atmosferi gereği bu kentleri tek başına bir devlet olarak düşünmek gerekiyor.
İyonya kentleri çoğu kez Perslere karşı savaşa girmek zorunda kaldı.
Anadolu’nun batısı MÖ 133’te Roma İmparatorluğu’na katıldığında, Efes bölgenin başkenti ilan edilmiş ve kültürel ve ekonomik bir merkez olarak rolünü pekiştirmişti.
Kentteki, Celsus Kütüphanesi’ni, Hadrian Tapınağı, Serapeion ve duvar resimlerini, mozaikler ve mermer kaplamalarını anlatmaya başlasam sayfalar yetmez.
Hele toplumun üst kesimlerinin o dönemdeki lüks yaşam tarzını sergileyen iyi derecede korunmuş teras evleri gidip görmelisiniz.
Fakat Efes antik kentine (ana arkeolojik alana) girerken ödediğiniz standart bilet teras evlerini kapsamaz.
Teras evleri ziyaret etmek için antik kentin içinde ayrı bir giriş ücreti ödemeniz gerekiyor.
Zaten amacım tam da son dönemde Efes’te yaşanan gariplikleri anlatmak.
Çünkü okuduğumda inanamadığım bir durum var.
Ege Telgraf gazetesinden İlayda Şahin ’in haberine göre Efes antik kentinin karşılama merkezi yerine 180 otobüslük bir otopark ve 61 dükkanlık bir AVM yapıldığı iddia edildi.
Efes aynı zamanda 1. derece arkeolojik sit alanıdır.
Aslında dokunulamaz bir bölgedir.
Evet, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereği, birinci derece arkeolojik sit alanlarında kazı, betonlaşma ve inşaat faaliyetleri mümkün değildir.
Yani yapılaşma kesin olarak yasaktır.
Sadece bilimsel kazı, koruma ve çok sınırlı düzenlemelere izin verilir.
Ticari, endüstriyel veya yoğun kullanım amaçlı projeler hukuken mümkün değildir.
Merak ettim bakanlığa burada yapılacak olan projenin detaylarını sordum.
Bakanlığın kendince haklı sebepleri var.
Önce onları sıralayayım sonra eleştirilerimi...
Jeoradar çalışmalar kapsamında bugünkü karşılama merkezi ve bitişiğindeki geniş otopark alanının altında Bizans sarayı bulunmuş.
Mevcut ziyaretçi karşılama birimleri ile otoparkın antik kentin sur duvarlarının içine değil dışına, yaklaşık 850 metre antik kentin dışına taşınması planlanmış.
Ticari alanlar da kapasite olarak yetersiz bulunduğu için “AVM yapmayacağız” deniliyor ancak “ticari ünite” yapılacağından bahsediliyor.
Bireysel araçlar için otopark ile tur otobüslerinin park alanlarının artırılması planlanmış.
Ticari alanlar ise tek tip hale getirilerek daha estetik bir görünüme kavuşturulması düşünülüyor.
Ayrıca ek bir bilgi daha, yeni ziyaretçi rotasıyla tiyatro gymnasiumu ve stadyum gibi henüz kazılmamış alanlar da gezi deneyimine dahil edilmek üzere kazılmaya başlanmış.
Şimdi burada “Antik kente değil, yakınına yapıyoruz” diye işin içerisinden çıkamayız.
Öyle ki Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel ’in de bu konuya itirazı var.
Sengel projenin, hem antik kentin dokusuna hem de hukuka aykırı olduğunu söylüyor.
Dahası Başkan Sengel bakanlık ile görüşme taleplerine rağmen tüm bu taleplerinin reddedildiğini de açıkladı. “Diyalog yolları kapatıldı” diyen Selçuk belediye başkanı, “Belediyemiz tarafından inşaat ruhsatı verilmemiştir.
Buna rağmen ruhsat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği il müdürlüğü tarafından resen verilmiş ve yerel yönetim tamamen devre dışı bırakılmıştır” dedi.
Çünkü böylesine tarihi bir yerde; trafik yükü, altyapı baskısı, siluet bozulması ve ticari yoğunluk; sit alanını fiilen zedeleyen unsurlar sayılır.
Mesele sadece “Efes’in içine beton dökmek” değildir.
Bir kentin kalbi bazen gürültüyle değil, sessizlikle atar.
Efes antik kenti işte bu sessiz kalplerden biridir.
Mermer taşların arasından yükselen yankılar, iki bin yıl öncenin düşüncesini, ticaretini, sanatını fısıldar.
Celsus Kütüphanesi’nin gölgesinde bilgi, Büyük Tiyatro’nun basamaklarında kamusal akıl dolaşır.
Efes, yalnızca bir arkeolojik alan değil, insanlığın ortak hafızasıdır.
Efes’in değeri, alışverişle ölçülemez.
Sözde “ticari ünite” diyerek açık hava AVM’sinin getireceği geçici hareketlilik, Efes’in sunduğu kalıcı anlamın yanında sönük kalır.
Kültürel miras, korunarak çoğalır; etrafı otoparklarla ticari ünitelerle çevrilerek değil.
Turizm dediğimiz şey de vitrinlerden ibaret değildir.
Nitelikli ziyaretçi, hikâye arar; özgünlük arar; yerinde ve yerel olanı arar.
Antik kenti rant alanı olarak görmeyi bırakın artık.
Her şey para kazanmak değildir.
Yaşamanın anlamı bu değildir.
Efes antik kenti tarihiyle, kütüphanesiyle, sanatıyla tam olarak bunu anlatıyor zaten.
Önce antik tiyatrosunu organizasyon şirketlerine kiralamaya başladınız.
Bir organizasyon olduğunda dev tarihi tiyatronun yakınına bile giremiyorsunuz.
Kentin etrafındaki tarlaları çevirip otopark ve dükkanlara boğdunuz.
Antik kentin ana giriş kapısında turistlere pahalı eşya satan onlarca dükkan açıldı.
Şimdi de yetmiyor diyorsunuz.
Yamaç evleri çevirip zaten içeri girmek için para ödemiş insanlara fahiş fiyata tekrar satıyorsunuz.
Yakında Celsus Kütüphanesi’ni de çevirip ayrıca para alacaksınız!
Altı üstü iki tuvalet bir de su alacak büfe yapılamaz mıydı?
Efes’te dükkanlara çok mu gerek var?
Hediyelik eşya satacak dükkan Selçuk’ta da satar.
Antik kentin etrafını ağaçlarla yeşillik alanlarla çevirmek varken ticari ünite doğru mu?
Bir kraliçe gibi süsleyip püsleyip Efes’i yükseltmeliyiz.
Efes’in karşı kıyıdaki komşusunu düşünün.
Akropolis’in çevre arazisi bugün Atina’nın ortasında olmasına rağmen bomboş duruyor.
Neden?
Çünkü kutsal olan, özel olan, tarihi olan, biricik halde tek başına şehre kendisini göstersin diye.
Gelen insanlar Monastiraki’den ona baktığında yüceliğini görsün diye.
Efes’i korumak, onu fanusa almak değil; nefes aldırmaktır.
Efes’i nefessiz bırakıyorsunuz.