Haber Detayı
Cemevleri ibadethaneler tartışmasında nasıl ele alınmalı?
Cemevleri ibadethaneler tartışmasında nasıl ele alınmalı?
Türkiye’de cemevleri meselesi yıllardır tartışılıyor.
Ancak bu tartışmanın çoğu zaman yanlış bir kavramsal zeminde yürütülüyor.
Soru genellikle “Cemevi ibadethane midir?” şeklinde soruluyor.
Oysa asıl mesele bu değil.
Asıl mesele, cemevlerinin ibadet mekânları konuşulurken hangi bağlamda ele alınacağıdır.
Cami, kilise ve havra ile aynı düzlemde mi değerlendirilecektir; yoksa İslam’ın kendi içindeki ibadet çeşitliliğinin bir ifadesi olarak mı görülecektir?
Bu ayrımı yapmadan yürütülen her tartışma, sorunu çözmek yerine derinleştiriyor.
CAMİ VE CEMEVİ: AYNI KÖKTEN KONUŞAN İKİ KAVRAM Tartışmanın en fazla ihmal edilen boyutu dilsel ve kavramsal olandır.
Oysa “cami” ve “cemevi” kelimeleri etimolojik olarak aynı anlam dünyasından beslenir.
Arapça cmˁ kökünden gelen cmˁ (جمع) sözcüğü; toplama, toplanma ve topluluk anlamlarını taşır.
Bu sözcük, Arapça camaˁa (جَمَعَ) — “topladı, bir araya getirdi” — fiilinin faˁl vezninde masdarıdır.
Bu açıdan bakıldığında cami de cemevi de Müslümanların bir araya gelerek ibadet etmelerini ifade eder.
Fark, inancın özünde değil; ibadetin biçiminde ve ritüel geleneğindedir.
Cem, İslam’ın dışında bir uygulama değildir.
Alevi-Bektaşi geleneğinde cem, İslam içi bir ibadet pratiğidir.
Cemevini kilise ya da havrayla aynı sıraya yerleştirmek, tartışmayı kavramsal olarak hatalı bir zemine oturtmak anlamına gelir.
DİNLER ARASI DEĞİL DİN İÇİ BİR ÇEŞİTLİLİK Cami-kilise-havra sıralaması, farklı dinlerin eşdeğer ibadethanelerini ifade eder.
Cemevi ise bu dizilimin parçası değildir.
Çünkü cemevi başka bir dine değil, İslam’ın içindeki bir yoruma aittir.
Buradaki fark dinler arası değil, din içidir.
Bu ayrımı yok saymak, Aleviliği İslam’dan koparan bir dil üretir ki bu hem tarihsel gerçekliğe hem de toplumsal barışa zarar verir.
Bu noktada Hristiyanlık içindeki yapı öğretici bir karşılaştırma sunar.
Hristiyanlıkta kilise ana ibadet mekânıdır.
Bunun yanında şapeller ve manastırlar vardır.
Şapel ya da manastır, kilisenin alternatifi değildir; kilisenin içinde farklı ibadet yoğunluklarını ve geleneklerini temsil eder.
Her Hristiyan şapele gitmez.
Manastır ibadetine katılmayan milyonlarca Hristiyan vardır ve bu durum kimsenin inancını tartışmalı hâle getirmez.
Aynı durum İslam için de geçerlidir.
Her Müslüman cemevine gitmek zorunda değildir.
Cami merkezli ibadet hayatını sürdürenler olduğu gibi, cem merkezli ibadet pratiğini benimseyenler de vardır.
Bu durum bölünme değil, tarihsel ve kültürel çoğulluğun doğal sonucudur.
LAİKLİK, DEVLET VE İNANÇ ALANI Bu tartışmanın düğüm noktası laikliktir.
Laik bir devlette devletin görevi, dinin içeriğini tanımlamak değildir.
Devlet; hangi ibadetin “makbul”, hangisinin “asli” olduğuna karar veremez.
İnanç alanı, devletin değil toplumun ve inananların tasarrufundadır.
Devlet ancak bu alanı güvence altına almakla yükümlüdür.
Cemevleri meselesi tam da bu noktada bir turnusol kâğıdıdır.
Devlet, cemevlerini yok saydığında ya da başka bir kategoriye itmeye çalıştığında, fiilen bir inanç yorumunu diğerine üstün kılmış olur.
Bu ise laikliğin özüyle bağdaşmaz.
İSLAM İÇİNDE BİRLİKTE YAŞAMAK Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, inançlar üzerinden yeni fay hatları üretmek değil; ortak bir yurttaşlık zemini kurmaktır.
Aleviliği İslam dışına iten her söylem, toplumsal bütünlüğü zedeler.
Cemevlerini İslam’ın içindeki meşru bir ibadet mekânı olarak görmek ise ayrıştırmaz; aksine birleştirir.
Aşk ile...