Haber Detayı

CARLOS ALCARAZ’IN TARİHİ GRAND SLAM ZAFERİ
Seren yilmaz tv100.com
02/02/2026 13:32 (1 saat önce)

CARLOS ALCARAZ’IN TARİHİ GRAND SLAM ZAFERİ

Dört Büyük Turnuva, Dört Farklı Kort, Tek İsim: Carlos Alcaraz Carlos Alcaraz,  Avustralya Açık finalinde Novak Djokovic'i yenerek 4 Grand Slam turnuvasının (Avustralya Açık, Fransa Açık, Wimbledon ve ABD Açık) tamamında şampiyonluk yaşayan yani Career Grand Slam’ini tamamlayan en genç erkek tenisçi oldu.Djokovic maç sonrası konuşmasında Alcaraz'a gülümseyerek, "Tarihi ve efsanevi bir başarı elde ettin.

Hala gençsin, bu yüzden eminim ki yıllar içinde daha birçok kez karşılaşacağız" dedi.

Sanırım hepimiz Djokovic gibi Alcaraz’ı kortlarda daha çok kupa kaldırırken göreceğimizden eminiz.

Tenisin Geleceği Değil Tanığıyız Carlos Alcaraz’ı izlerken ilk fark edilen şey kupaları ya da yaşı değil.

İstatistikler zaten bir noktadan sonra arka planda kalıyor.

Asıl mesele kortta bir şeyler oluyor ve biz bunun tanığı oluyoruz.

Roger Federer profesyonel tenis sahnesine 1998’de çıktı.

Rafael Nadal 2001’de, Novak Djokovic ise 2003’te ATP (Assosication of Tennis Proffessionals) turuna adım attı.

Bugün “efsane” dediğimiz bu isimlerin kariyer başlangıçları, çoğumuz için ya çok silik hatıralar ya da tamamen kaçırılmış bir dönem.

Onları zirvede tanıdık; kupalarla, rekorlarla, yıllara yayılan bir üstünlükle izledik.

Başlangıçlarına belki yetişemedik.

Carlos Alcaraz içinse durum tam da bu açıdan farklı.

Onun hikayesi daha başındayken gözümüzün önünde yazılıyor.

US Open’ı (ABD Açık) kazandığında, dünya 1 numarası olduğunda ya da Wimbledon’da kupayı kaldırdığında konuşulan şey hep aynıydı “Alcaraz çok genç”.

Oysa bence Alcaraz’ın asıl meselesi gençliği değil, rahatlığı.

Büyük anlarda yüzündeki ifade, kritik puanlarda aldığı riskler, kaybettiği bir ralliden sonra hiç dağıtmadan sakince oyuna devam edebilmesi onun olayı.

Bunlar yaşla açıklanacak şeyler değil.

Aksine normal şartlarda belki de yaşla kazanılacak şeyler.

Australian Open’da izlediğimiz Alcaraz da tam olarak buydu.

Oyunu aceleye getirmeyen, gerektiğinde yavaşlayan, gerektiğinde rakibini koşturan bir Alcaraz vardı.

Kazanırken de kaybederken de panik yapmayan bir oyuncu.

Onu izlerken dikkatimizi çeken drop shot’lar, ani hızlanmalar, beklenmedik çıkışlar.

Alcaraz yalnızca kazanmakla ilgilenmiyor; oyunu kurcalıyor, zorluyor, değiştiriyor.

Seyirciyi de bu yüzden oyunun içine çekiyor.

Çünkü ne yapacağını kestiremiyorsunuz.

Avustralya Açık başarısı, Alcaraz için bir ilk değil belki ama bir eşik.

Artık farklı zeminlerde, farklı şartlarda, sezonun her anında adını tarihe yazdırdı.

Ama bugün şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; bu kez başlangıcı kaçırmıyoruz.

Ve bu hikaye daha başındayken izlemeye değer.

Tenisin Carlos Alcaraz Dönemi Carlos Alcaraz’ın hikayesi yalnızca erken gelen kupalardan ibaret değil. 2022’de 19 yaşındayken kazandığı  US Open, onu yalnızca Grand Slam şampiyonu yapmadı; aynı zamanda dünya 1 numarasına taşıdı.

Erkekler tenisinde bunu bu yaşta başaran kimse olmamıştı.

Ardından 2023’te çim kortta gelen Wimbledon zaferi ise “sert kort oyuncusu” etiketini daha baştan geçersiz kıldı. 2025 Roland Garros (Fransa Açık) şampiyonu olarak toprak korta da adını altın harflerle kazıdı.

Ve şimdi Australian Open şampiyonluğu.

Dolayısıyla Alcaraz; sert kortta (Australian Open, US Open), çimde (Wimbledon) ve toprakta (Roland Garros) kazanarak Grand Slam’in tüm kort türlerinde şampiyonluğa sahip.

Yani Alcaraz, kort türüne göre oynayan değil, oyunu her zemine taşıyabilen bir oyuncu olduğunu gösterdi.

Bu noktada ister istemez efsanelerle karşılaştırmalar başlıyor.

Nadal’la kıyaslanıyor çünkü aynı ülkeden geliyor, aynı yaşlarda benzer bir fiziksel yoğunlukla oynuyor ve hiçbir topu kayıp saymıyor.

Federer’le benzetiliyor çünkü raketiyle kurduğu ilişki daha yaratıcı, daha sezgisel, drop shot’larıyla oyunu yavaşlatıp yeniden kurabiliyor.

Ama Alcaraz’ı gerçekten ayıran şey, bu iki mirası taklit etmemesi.

Onlardan parçalar taşıyor ama kendi tarzını yaratıyor.

Federer kariyerinin ilk yıllarında estetikle, Nadal dayanıklılıkla, Djokovic ise savunmayla tanımlandı.

Alcaraz ise daha başlangıçta “tek bir kimliğe” sıkışmıyor.

Bir maç içinde güç tenisinden akla, hızdan sabra geçebiliyor.

Bu yüzden onu izlerken bir oyuncudan çok, oyunun kendisini izliyorsunuz.

Australian Open’la birlikte Alcaraz, “çok kazanan genç yıldız” kategorisinden çıkıp, tenisin merkezine yerleşti.

Kazandığı turnuvalar, geçtiği rakipler ve oyunun kritik anlarındaki soğukkanlılığı, onu bugünün tenisinde merkez oyunculardan biri haline getirdi.

Artık mesele onun kazanıp kazanmayacağı değil; tenisi nasıl şekillendireceği.

Çünkü Carlos Alcaraz, tenisin geleceğini temsil etmiyor.

O gelecek çoktan geldi.

Nadal ve Federer bir dönemi tanımladıysa, Alcaraz o tanımın sonrasını yazmaya aday.

İlgili Sitenin Haberleri