Haber Detayı
‘Geceleri sokağa çıkıp avazım çıktığı kadar bağırdım, ağladım, dövündüm’
Onun filmleri aratmayacak bir hayat hikâyesi var. Küçük yaşta yaptığı evlilik, tiyatrodan Yeşilçam’a geçişi ve eşini kaybetmesi... Ama pes etmedi, hep çalıştı. Ekranın da en sevilen isimlerinden biri oldu. Perihan Savaş’la buluşuyor, yeni projelerini konuşuyor, dünden bugüne hayat muhasebesi yapıyoruz: “Her yaşanmışlıktan sonra aklıma Şebnem Ferah’tan ‘Sil Baştan’ geliyor. Geçmişle yaşamaya kalkarsam yaşayamam.”
Hep çok kibar ve nahif.
Yeni nesli ve işleri sıkı takip ediyor.
Ve hep değişmeden çok güzel kalmayı da başarıyor. “Geceleri buzdolabında yatıyorum” diye espri yapıyor ve ekliyor: “Makyajla asla yatmıyorum.
Besleyici bir nemlendirici kullanıyorum.” Perihan Savaş’la başlıyoruz muhabbete...◊ Film gibi bir hayatınız var...
O yüzden mümkün olduğunca her şeyi konuşalım istiyorum.
Sizce hayat hikâyeniz sinemaya aktarılsa türü ne olurdu?
Filmler başlamadan önce uyarılar çıkıyor ya; şiddet, korku, komedi, dram...
Benim hayatımda hepsi olurdu, içinde her şeyi barındırırdı.◊ Fon müziği ne olurdu?
Her yaşanmışlıktan sonra hep aklıma Şebnem Ferah’tan ‘Sil Baştan’ geliyor.◊ Her defasında temiz sayfa açabilmenin sırrı ne?
Geçmişle yaşamaya kalkarsam yaşayamam.
Bunu da kendimi telkin ede ede, yardım ala ala becerdim.◊ İlk kez 5 yaşında Şehir Tiyatroları’nda bir çocuk oyununda sahneye çıkmışsınız.
Genelde röportajlarınızda sert bir anneniz olduğunu söylemişsiniz.
Nasıl izin verdiler?
Annemin arkadaşı Suna (Pekuysal) Abla’ydı.
Bir gün “Bu çocuğun gözünde bir ışık var, tiyatro yapması lazım, onu tiyatroya götüreceğim” diyerek beni götürmüş.
Annem tutucuydu ama babam öyle değildi, diş hekimiydi.
Daha sıcak bakıyordu.
Zaten bir dönem oyunculuk yapmak istemiş.
Ama kapıda heyecandan bayılmış.
Beni çok destekledi.
Annem de sonrasında beni hiç yalnız bırakmadı. ◊ Sert bir anneyle büyümek size nasıl yansıdı?
Annemle çok tartışırdık, ondan korkardım da.
İlk flörtümü falan babama söylemişimdir.◊ 13 yaşında bir evlilik yaşamışsınız.
Evlendiğiniz kişi 21 yaşındaymış.
Sizi aileniz mi zorladı?
Yoksa baskıdan kaçmak için mi?
Baskıdan kaçmak için...
Babamla her şeyi paylaşıyorduk ama sonuçta annemin dediği oluyordu.
O yüzden beni istemeye geldiklerinde kafamda bir şimşek çaktı, ‘İnce çorap giyeceğim, makyaj yapabileceğim, sokağa çıkacağım.
Annem bana karışamayacak’ diye düşünüp “Tamam” dedim.
Zaten evliliğimiz çok formalite icabı oldu.
Evlendiğim kişi askeri tıpta okuyor, askeri okuldan çıkmak istiyordu.
Çıkabilmesi için evlenmesi gerekiyordu; okuldan atıyorlardı.
O yüzden “Evliliği erkene alalım ama herkes kendi evinde yaşasın” dediler.
Hatta “Okulları bitince Almanya’ya giderler, Perihan’da orada oyuncu olur” deniyordu.◊ Ama nikâh kıyılmış ve işler değişmiş sanırım...
Evet, o kendi evinde, ben kendi evimde kalmama rağmen bir gün bana “Tiyatroda oynamanı istemiyorum” dedi.
Kıyamet koptu.
Babama “Bitti.
Ben istemiyorum” dedim.
Mahkemeye başvurduk, hâkim hemen boşadı.◊ Babanız nasıl izin verdi böyle bir evliliğe?
Ben istiyorum diye verdi adamcağız.
Kaç kere sordu.
Ama o kendi evinde, ben kendi evimdeydim.◊ Bu olayın size çok kötü bir dönüşü daha olmuş.
Bekâret kontrolüne maruz kalmışsınız...
Evet.
Zaten 13 yaşındaki bir çocuğa evlilik izni vermiyorlardı.
Hâkim de bana sormuştu “Sen ne istiyorsun kızım, seni zorla mı veriyorlar” diye, ben de “Yok, ben istiyorum” demiştim.
O an hayal ettiğim, ileride yurtdışında tiyatro okumak falandı.
Olmayınca çok büyük bir tesadüftür ki aynı hâkim boşanma hâkimimiz olarak denk geldi.
Anne ve babama “Ben size demedim mi” dedi.
Sonra babam “İleride evlenecek ama başından bir nikâh geçti, bekâret raporu istiyorum” dedi.◊ Hayatınızı nasıl etkiledi bu?
Çok kötü, çok korktum.
Oraya giremeyeceğim diye çok ağlamıştım.
Doktor benimle konuştu, ikna etti, raporu verdiler.
Çıktık ama tabii ki benim için bir travmaydı.◊ Sonra işler nasıl oyunculuğa geldi?
Hayatıma devam ettim.
Okul, tiyatro, radyoda dublaj...
O dönem dublajdan beni tanıyan rahmetli Muharrem Gürses bir masal filmi çekiyordu: ‘Şehzade Sinbad Kaf Dağında’. “Oynar mısın” dedi.
Babam “Tiyatro tamam ama sinema olmaz” dedi.
Yalvardım, masal filmi diye kabul etti.
Hep birlikte galaya gittik, muhteşem sanatçılar vardı, rahmetli Fikret Hakan, Eva Bender, Erol Taş.
Babam onları görünce sinemaya da bir şey demedi.‘Genç yaşta yüzlerine çok şeyler yaptırıyorlar’◊ Bunca deneyim sonrası günümüz projelerini nasıl buluyorsunuz?
Çok özel projeler çıkıyor arada ama çok birbirine benzer şeyler yapılmaya başlanıyor.
Mesela, bir aşiret dizisi tuttuysa arkasından 4-5 tane daha yapılıyor.
Bu kadar uzun dizi süreleri de sanırım dünyanın hiçbir yerinde yok.
Ama keyif alarak çalışıyor, insanlara güzel bir şey verelim diye uğraşıyoruz.◊ Genç oyuncuların estetik operasyonlarını eleştirmişsiniz...Genç yaşta yüzlerine çok şeyler yaptırıyorlar.
Hiç gerek yok, Yeşilçam döneminde en fazla burun ameliyatı olunurdu.
Aslında yeni nesil o kadar pırıl pırıl, o kadar güzel ki, niye hepsi birbirine benziyor diye bakıyorum.◊ Yeni projeleriniz neler? ‘Sahtekârlar’a devam ediyorum.
Herkesin dizide bir oyunu çıkıyor.
Canlandırdığım Hüma karakteri masum görünüyor ama bence onun altından da başka şeyler yavaş yavaş çıkacak.◊ Siz hiç sahtekâr oldunuz mu?
Olmadım, ben yapamam.
Mesela kimileri birisini sevmez, hemen belli eder, suratını asar falan.
Ben onu yapamam.‘Kendi paramı hep kendim kazandım’◊ Çocuklarınızın babaları İbrahim Tatlıses ve Yılmaz Zafer de hayatınızın önemli figürleri.
Geçen haftalarda kızınız Melek Zübeyde ve Tatlıses’le bir fotoğraf paylaşmışsınız.
Çok yorum ve eleştiri almışsınız...Eline fırsat geçen bir şeyler yazıyor. “Niye gittin” diyenler oldu. 40 sene önce bir olay yaşanmış.
Adliyeye sevk edilmiş, cezası neyse verilmiş.
Yaşanmış, bitmiş.
Bir kızımız var.
Üzerine ben başka biriyle evlenmişim.
Bir çocuğum daha olmuş.
Ne yapmam gerekiyor?
Benim de onu tokatlamam mı bekleniyor?
Torunlarım var, böyle bir travma yaşamalarını ister miyim?
Ayrıca çocuğumuz ne kadar büyük de olsa bazen bizi bir arada görmek istiyor.
O da yapmış olduğu bazı şeylerin çok ağır bir biçimde bedelini ödüyor.
Ben de önüme bakıyorum.
Kimisi “para için” yazmış.
İbrahim Tatlıses bana bir gün bakmadı, ben kendi paramı hep kendim kazandım.
Bu nasıl bir abukluk! ◊ Peki, Yılmaz Bey’e gelelim...
Adını duyunca aklınıza ilk ne geliyor?O kadar çok şey geliyor ki, insan gibi insan derler ya; sevgi, saygı, sahiplenmek...
En güzel dönemim, hayatımın anlamı.◊ Sekiz sene evli kaldınız.
Aslında sizin hikâyeniz lise yıllarına dayanıyormuş...
Aynı okulda okurken onun bana ilgisi varmış ama ben hiç fark etmedim.
O da cesaret edememiş herhalde.
Yıllar sonra bir gün oyununu izlemeye gittim.
Sonra hep beraber bir yerde otururken Yılmaz geldi. “Biz aynı okuldaydık, bütünleme imtihanına kalmıştık.
Üstümde kırmızı kazak vardı, ‘Kırmızılı çocuk, kâğıdını göstersene’ demiştin” dedi.
Arkadaşlarım “Sana yazıyor” dediler.◊ Sonra nasıl birbirinize açıldınız?Bir-iki sene sonra Yılmaz’la beraber bir film teklifi geldi.
O sete çiçeklerle geliyordu.
Herkes farkındaydı.
Bir gün minibüsü kaçırmış, arabama bindi.
Ortaköy’den aşağıya iniyoruz, yemek yiyeceğiz, birden “Benimle evlenir misin” dedi.◊ Aniden, daha aşk falan yokken...
Küçük küçük flörtler, bakışmalar vardı.
Heyecandan tak diye kaldırıma çıktım. “Düşünmem lazım” dedim.
Eve gelip arkadaşlarımı aradım.
Oya Başar yakın arkadaşımdı, “Kız deli misin, hemen kabul et” dedi.‘Beni çocuklarım ve çalışmak iyileştirdi’◊ Yılmaz Zafer’le hikâyeniz çok güzel ama işin acıklı bir yanı da var.
Eşiniz rahmetli oldu.
O dönem neler yaşandı?Kalp krizi geçiriyor.
Hastaneye taksiyle giderken ambulansta olmadığı ve destek almadığı için arabanın içinde ölüyor.
Hastanede tekrar kalbini çalıştırıyorlar.
Dört dakika beyne oksijen gitmediği için 1,5 ay sonra kendine geldi.
Spastik çocuk gibiydi.
Hiçbir şeyi hatırlamıyor, boş boş bakıyor, konuşamıyor ya da ne dediği anlaşılamıyordu.◊ Dört dakika oksijensiz kalmak her şeyi değiştirmiş.
Size öğretisi ne oldu?Çok isyan ettim.
Psikiyatrım “Üç ay ne yapıyorsa yapsın.
Sonrasında ben devreye gireceğim” demişti.
Her gün sabahtan mezarına gidiyor, hava kararana kadar oturuyordum.
Onunla konuşuyor, kavga bile ediyordum.
Tabii çok isyanlarım oldu.
Çok geceler sokağa çıkıp deniz kenarlarında veya boş yerlerde avazım çıktığı kadar bağırdım, ağladım, dövündüm.
Ama Yılmaz hastalandığında oğlum 2 aylıktı, öldüğünde de 1,5 yaşındaydı.
Kızım 10 yaşındaydı.
Bana ihtiyaçları vardı.
Çalışmaya döndüm, çocuklarım ve çalışmak beni iyileştirdi.◊ Yılmaz Bey’in hayatını film yapmak istiyormuşsunuz.
Kim oynasın?
Aklıma hep Engin Akyürek geliyor.
Boylu boslu, benzetiyorum.◊ Çocuklarınız Melek ve Savaş’a nasıl bir annesiniz?
Çok iyiyiz.
Kendi annemden ağzım yandığı için onlara hep arkadaş gibi oldum.
Bir de artık gelinim var.
Her şey çok keyifli.
Oğlum Savaş şef.
Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu’den mezun oldu.
Birlikte yemek programı yapma hayalimiz var.
Dijitalde bir sürprizimiz olabilir.