Haber Detayı

Vatandaşın artık sabrı kalmadı
Ekonomi nefes.com.tr
01/02/2026 03:00 (4 saat önce)

Vatandaşın artık sabrı kalmadı

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, çok geniş kitlelerin gelirin sadece hayatta kalmaya yettiği, bir başka zorunlu harcamayı kaldırma şansının kalmadığı noktada olduğunu söyledi.

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFESİstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof.

Dr.

Binhan Elif Yılmaz, sadece asgari ücret ya da diğer ücretlerin beklenen enflasyona göre ayarlanmasının, enflasyonla mücadelede toplumsal rıza eşiğinin aşılmasına neden olduğunu anlatarak, “Ekonomi politikalarının uygulanabilirliği için gereken halk desteğinin ve sabrının kalmadığını görebiliriz” dedi.

Prof.

Dr.

Binhan Elif Yılmaz ile ekonomideki son gelişmeleri konuştuk.SOSYAL MALİYETİ ÇOK YÜKSEK OLDU* ‘Faiz ve enflasyon arasında "araf"ta kaldığımız yıl olan 2025, hane halkı ve reel sektör açısından oldukça sancılı bir geçiş yılı olarak ekonomi tarihimize geçti’ yorumunuz var. 2025’in bu anlamda bir muhasebesini yaparsak nasıl bir yıldı, 2025’in en büyük sancısını kimler çekti?2025 yılının çok önemli bir kısmında enflasyonla mücadele amacıyla yüksek faiz politikası uygulandı.

Ancak hane halkları ve işletmeler için borçlanma maliyeleri arttı.

PMI’daki gerileme ve konkordato başvurularındaki büyük artışa bakıldığında reel sektörün 2025’in sıkılaşan koşullarından olumsuz etkilendiği ortada.Gelir dağılımının bozukluğu da denkleme eklendiğinde en büyük sancıyı çekenler dar ve sabit gelirliler oldu.

Sonuçta ne dezenflasyonda ne de büyümede beklenen düzeyde başarı sağlanmadı.Çünkü enflasyonla mücadele iç talebin baskılanması üzerinden devam etti.

Ücretli ve emeklinin hem enflasyon hem de enflasyonla mücadele sonucunda reel geliri ve yaşam standardı en alt seviyeye indi.Şöyle ki düşük gelirlilerin marjinal tüketim yüksektir.

Yani gelirinin neredeyse tamamını tüketime harcar.

Oysa yüksek gelirlilerin geliri azaldığında en fazla lüks tüketiminden kısar.

O nedenle ücretli ve emeklinin reel geliri azaldığında gıda, barınma gibi temel ihtiyaçlarına geliri yetmez.Sonuçta talebi baskılayan politikaların her ne kadar tüketimi aşağı çekerek piyasadaki toplam harcama hacmini daraltma hedefi olsa da sosyal maliyeti çok yüksek oldu.Diğer yandan faiz ve enflasyon arasında arafta kalınan 2025 boyunca büyüme dinamikleri de farklılaştı. 2025’in ekonomik büyüme performansı ilk üç çeyrek itibariyle yüzde 3.7 oldu ve bu oran aslında OVP tahmininin üzerinde.Ancak bir yandan sektörler arasında dengesiz büyüme, diğer yandan emeğin refah payının olmaması, büyümenin kalitesini düşürdü.

Sanayi, ihracat daralırken tarım sektörü sert düştü.

Büyümeyi sırtlayan en önemli sektör, yine inşaat oldu.

Emeğin büyümeden aldığı pay ise yüzde 35’e kadar geriledi.KÜRESEL RİSKLER DE MASADA* 2025’ten alınan mirasla 2026’ya girdik.

Bu yıl nasıl bir yıl olacak, vatandaşı işletmeleri nasıl bir sene bekliyor, çekilecek acı artacak mı?2026’ya TCMB’nin yukarı doğru revize ettiği için “tutturulmuş görünen” enflasyon tahmini (yüzde 30.9) ve uluslararası kuruluşların olumlu güncellediği büyüme verileriyle (yüzde 4 civarı) girdik.

Ancak gerek içeride gerekse küreselde yılın ilk gelişmelerine bakınca bu iyimser senaryo değişecek.Beklenti üstü büyüme aslında dezenflasyon süreciyle çelişiyor.

Talebin hala canlı olduğu ve fiyat baskısının sürebileceği anlamına geliyor.Uygulamadaki ekonomi programı, asgari geçim sınırındaki geniş kitlelerin refahını daraltırken finansmana erişim krizini derinleştirerek önemli bir meşruiyet sınavı verecek.2025’te enerji ve petrol maliyeti düşüktü ve döviz kuru (özellikle dolar) kontrollü bir dalgalanma içindeydi.

Bunlar enflasyonla mücadeleye olumlu katkı sağlamıştı.

Ancak 2026 başında küresel riskler de masada.Bölgesel çatışmaların enerji fiyatları üzerindeki baskısı TCMB’nin faiz indiriminde yavaş kalmasına neden olabilir.

Diğer yandan iç talebin baskılanması, özellikle borçlu ve nakit akışı zayıf şirketler için vade sonu riskini artırıp, tahvil getirilerinin ve kredi faizlerinin yüksek seyretmesini, reel sektörün bu yüzde 4'lük büyümeden pay almasını zorlaştırır.

Ayrıca ABD, AB gibi büyük ekonomilerdeki faiz patikasının belirsizliği, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akışını sekteye uğratabilir.HALK DESTEĞİ KALMADI* Yaklaşık 3.5 yıldır devam eden sıkı para politikası var.

Ancak gelinen noktada enflasyonu indirme konusunda başarı sağlayamadı.

Sizce programa rağmen neden gerçek başarı sağlanamıyor?Ekonomik aktörlerin TCMB’nin enflasyon hedefine ulaşabileceğine inanmamaları, fiyatlama davranışlarını bozar.

Geleceğe yönelik olumsuz bekleyişlere sahip ve fiyat belirleyici olan reel sektör TCMB’nin hedefine göre değil, kendi bekleyişlerine göre etiket belirler.Sonuçta bu durum, politika faizinin etkisini zayıflatır.

Politika faizi %30 bile olsa, ekonomik aktörler yüzde 40-50 enflasyon varmış gibi fiyat artırmaya devam eder.Enflasyon hedefine güven oluşmazsa, ya da gerçekçi ve şeffaf hedefler olmazsa herkes kendi enflasyonuna göre bir koruma kalkanı oluşturmaya çalışıyor.Maliye politikası, sıkı para politikasına eşlik etmeyerek kamu harcamalarında canlılık devam ettiği, piyasaya likidite enjekte etmeye devam ettiği süreç, enflasyonla mücadeleyi baltalar ki hane halkları enflasyon için her türlü fedakarlığa katlanırken kamunun harcamaya devam etmesi çok sorunlu.

Ayrıca dolaylı vergilerdeki artışlar ve yönetilen/yönlendirilen fiyatlara (enerji, ulaşım vb.) yapılan zamlar, maliyet yönlü enflasyonu doğrudan besliyor.Fiyatlama davranışlarındaki özelliklerden biri, kira sözleşmeleri, okul ücretleri gibi hizmet sektöründe gördüğümüz büyük oranda geçmiş enflasyona endekslemedir.

Bu durum, enflasyon katılığına neden oluyor.Sadece asgari ücret ya da diğer ücretlerin gerçekleşen değil beklenen enflasyona göre ayarlanması enflasyondaki katılığı önlemez, tam tersine enflasyonla mücadelede toplumsal rıza eşiğinin aşılmasına neden olur.

Ekonomi politikalarının uygulanabilirliği için gereken halk desteğinin ve sabrının kalmadığını görebiliriz.Para politikası daha çok talep enflasyonunu kontrol edebilir.

Ancak enflasyonun kaynağı küresel enerji ve emtia fiyatları, tarımsal sorunlar, hukuki ve kurumsal güvenin sağlanmaması, döviz kurlarında yükseliş ise sadece faizi artırmak bu yapısal sorunları çözmüyor.GÜVEN EKSİKLİĞİ VAR* Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı üç sorunu nedir?Geçim marjının sıfırlanması sorunu: Çok geniş kitleler gelirin sadece hayatta kalmaya yettiği, tasarruf veya ek bir mali yükü, bir başka zorunlu harcamayı kaldırma şansının kalmadığı noktadalar.Ekonomideki beklenti yönetimi sorunu: Geçmiş enflasyona göre fiyatlama, daha çok geleceği öngörememe sorunuyla büyüyor.

Bu durumda TCMB’nin 2026 yıl sonu enflasyon tahmini olan yüzde 13-19 aralığının nasıl gerçekleşeceğine dair belirsizlikler ve güven eksikliği söz konusu.

Fiyatlamalar, kredi faizleri ve tahvil getirileri çeşitli vadelerde politika faizinin üstünde seyrediyor.

Tahvil getirilerinin yüksekliği de yatırımcının belirsizlik primi talep ettiğini kanıtlıyor.Geciken reformlar sorunu: Reformların gecikmesinin maliyeti, toplumun geniş kesimlerine yayılır.

Reformsuz geçen her gün, gelecekte daha büyük bir bedel ödetecek.Sonuçta sadece rakamlar değil, yapı değişmeli.

Ekonomide reform dendiğinde genellikle sadece TCMB’nin faiz kararları anlaşılmamalı.

Vergi hasılatı içinde dolaylı vergilerin ağırlığının azaltılıp, gelire ve servete dayalı dolaysız vergilerin artırılması, gelir adaletsizliğini önlemek için kritik öneme sahip.Teknik becerilerle eğitim sisteminin senkronize edilmesiyle genç işsizliği ile mücadele edilebilir.

Öngörülebilir bir yargı süreci ve mülkiyet haklarının mutlak korunmasıyla yerli/yabancı yatırımcı önünü görebilir.Katma değerli üretim reformuyla düşük büyüme-yüksek maliyet sarmalından çıkılması mümkün.

Bugünün/geleceğin yeşil ve temiz inşası için ihracatçının 2026 sonrası "karbon vergisi" ile karşılaşacağı gerçeğine hazırlanmak da gerekli.İŞSİZ SAYISI 3 MİLYON DEĞİL 10 MİLYON* Ciddi bir gelir erimesi söz konusu.

Emekli maaşı 20 bin, asgari ücret 28 bin lira oldu.

Yoksulluk artıyor, yoksullaşma artacak mı?Türkiye’de ücretli çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücretli.

Kalan yarısının da önemli bir kısmı asgari ücrete yakınsayan ücret alıyor.

Bu yılki asgari ücret artışı da geçen yılki gibi gerçekleşen enflasyona değil beklenen enflasyon baz alınarak ayarlandı.

Yeni asgari ücret açıklandığında dahi açlık sınırının altındaydı.Ücret/maaş artışının belirlenmesinde TÜİK enflasyon verisi baz alınıyor.

Oysa hane halkı bütçesinden en büyük pay temel harcamalara ayrılıyor.

TÜİK Hanehalkı Bütçe Araştırması'nın son sonuçlarına göre hane halklarının harcamaları içinde en yüksek payı yüzde 26 ile konut ve kira harcamaları alırken, ikinci sırayı yüzde 21.6 ile ulaştırma harcamaları, üçüncü sırayı ise yüzde 18.1 ile gıda ve alkolsüz içecekler harcamaları aldı.

Temel harcama kalemlerinin enflasyonunun TÜİK’in açıkladığı manşet enflasyonun üstünde olması, enflasyonun dar gelirliler üzerinde çok büyük yıpratıcı etkileri olduğunu gösteriyor.TÜİK’e göre işsiz sayısı sadece 3 milyon civarında ama atıl işgücü oranı 2025’te yüzde 30’lara dayandı.

O nedenle atıl işgücü oranına bakarsak 2025 yılında gerçek işsiz sayısı 3 milyon değil, 10 milyona yakın.İstihdam oranı ise yüzde 49’larda.

Bu oran, çalışabilir yaştaki nüfusun ancak yarısına yakınının istihdam edilebildiğini gösteriyor.

Temel neden, kadınların istihdam oranının erkek istihdam oranının neredeyse yarısı kadar olması ve genç işsizliğinin ulaştığı dramatik boyut.Gelir dağılımı istatistiklerinde son yıllarda bozulma ön planda.

Gini katsayısı 2014 yılında 0.39 iken 2024’te 0.41 oldu. 2024’te nüfusun en zengin kesiminin milli gelirden aldığı pay artarken en düşük gelirliler giderek daha az pay alıyor.

Nüfusun en yüksek gelirli yüzde 20’lik kesimin milli gelirden aldığı pay yüzde 48 iken en düşük gelirli yüzde 20’lik kesiminin payı sadece yüzde 6.4 olarak gerçekleşti.ENFLASYON YÜZDE 23-25 GELİR* Yılın ikinci yarısında seçim ekonomisine geçileceğine dair beklentiler de var.

Seçim ekonomisi enflasyonla mücadeleyi nasıl etkiler, yıl sonu enflasyon tahmininiz nedir?Seçimler, kamu harcamalarını dönemsel olarak arttıran nedenlerden biridir.

Seçim dönemlerinde hem siyasi partilere bütçeden yapılan transferler hem de yeniden seçilmek isteyen siyasi iktidarca "popülist politikalar" ile kamu harcaması düzeyi artar.

Bütçeyi uygulama yetkisi siyasi iktidarda olduğu için de seçime oy kaygısı ile giderken bütçe bir "araç" haline gelir.

Tüm bunlar enflasyonla mücadelenin bir kenara bırakılmasına ve enflasyonun yeniden yükseliş trendine yol açan faktörlerdir.2026, bir sonraki seçim tarihinin yavaş yavaş netleşeceği yıl.

Ancak seçim ekonomisinin kendini göstereceği yıl bence 2026 değil, 2027 yılı.

Bu durumda yıl sonu enflasyon tahminim yüzde 23-25 aralığında.

İlgili Sitenin Haberleri