Haber Detayı
Şubat, Sahne ve Zihnin Aynası
Bazı aylar takvim yaprağı değildir; bir zihinsel iklimdir.
Şubat geldiğinde İstanbul’un soğuğu biraz keskinleşir, ama şehir aynı hızla sahne ışıklarını yakar.
Kışın ağır gölgesinde, kültür ve sanat etkinlikleri birer aydınlık mekân gibi sanatseverleri çağırır.
Bu ayın programına baktığınızda, özellikle AKM’nin sahnelediği oyunlar ve performanslar, hayatın ritmini bir kez daha sahneye taşır — hem yerli hem evrensel anlatılarıyla.
Sahnede Oyunlar: Tarih, Kahkaha ve Masal Şubat ayı AKM’nin tiyatro salonunda klasikle moderni yan yana koyduğu bir programla açılıyor. “Don Quixote (Don Kişot)” — Don Quichotte’un rüzgâr değirmenlerine karşı verdiği naif ve tutkulu mücadele, bu kez sahnede hayat buluyor.
Cervantes’in ironik kahramanı, İstanbul sahnesinde düş ve hakikat arasındaki ince çizgiyi sorgulatırken bize “deli olmanın erdemi nedir?” diye soruyor.
Her şeyin hızla tükendiği bir çağda, bu oyunun insan ve idealler arasındaki mesafeyi yeniden düşlememize araç olması, tiyatronun asli hâline çok yakışıyor.
Opera ve Bale: Müziksel Mitler Bu ay AKM’nin opera salonu da sezona güçlü eserlerle devam ediyor: • “Don Giovanni” – Mozart’ın bu başyapıtı, tutku ve hesaplaşma arasındaki uçurumu dramaturjik şiirle sunuyor.
Eserin karanlık mizahı ve ahlaki sorgulamaları, timpani sesleri kadar derin yankı buluyor kulaklarımızda. • “Fındıkkıran” – Klasik bale repertuarının kış simgesi, zarif adımlarla sahnede yeniden canlanıyor.
Çocuklar kadar yetişkinler için de bir ritimsel masal bu performans.
Bu iki eser, Batı müziğinin yüzyıllar boyu süre gelen temalarını İstanbul’un sahnesine nakşederken, “sanat nerede başlar, nerede biter?” sorusunu yeniden soruyor.
Şehirde Sergiler: Görsel Zihnin İzleri Şubat, sahnelerin yanı sıra görsel sanatlarda da zengin bir portre sunuyor: İstanbul’un önde gelen müzelerinde ve galerilerinde devam eden seçkiler arasında: • “Tüm Renklerin Aryası” – Semiha Berksoy’un çok yönlü üretimi, opera ve resim disiplinlerini bir araya getiriyor; sahnenin yalnızca müzik ve metin olmadığını, aynı zamanda renk ve bedenle de konuştuğunu hatırlatıyor. • “Aklın Manzaraları” – Ali Kazma’nın yeni sergisi, imgeler üzerinden dünyaya bakışı sorgularken, izleyiciyi kendi düşünsel yolculuğuna davet ediyor.
Bu sergiler, insanın iç dünyasını dışa çeviren metaforların farklı yüzlerini gösteriyor — bizim dışımızdaki dünyaya bakarken kendi içerimize de bir pencere açıyor.
Bir Kentin Ritmi: Sahne ve Seyir Arasında Şubat, İstanbul’un kültür ajandasında sadece bir ay değil, düşüncenin yükseldiği bir ritim.
Tiyatro, opera, bale ve sergiler birer durak gibi sırayla kentin sokaklarına yayılıyor; sanat, camdan yansıyan soğuk ışığı yumuşatıyor.
Bu ay, sahnelerin perdeleri açılırken biz de her oyunun, her serginin arkasında yatan soruları sormalıyız: “Bu hikâye benimle nerede buluşuyor?” “Sanat, bu şehirde nasıl yankı buluyor?” Ve belki de, Şubat akşamlarını yalnızca bir takvim yaprağı değil, kültürün nabzı olarak yeniden hissetmeliyiz.