Haber Detayı

Sizce hak hangi taraf
İsmail çetin haber3.com
31/01/2026 17:59 (3 saat önce)

Sizce hak hangi taraf

İsmail Çetin yazdı: Sizce hak hangi taraf

İslâm tarihi yalnızca olayların kronolojisi değildir; aynı zamanda değerlerin, niyetlerin ve ahlâkın imtihanıdır.

Bu tarihsel yürüyüşte bazı ayrımlar vardır ki, sadece geçmişi değil bugünü ve yarını da belirler.

Hz.

Muhammed’in (s.a.v.) vefatından sonra ortaya çıkan kırılma da böyledir.

Bu kırılma; şahıslar arasında bir iktidar mücadelesinden öte, hak ile batıl, adalet ile güç, vahiy ile saltanat arasındaki derin bir ayrışmadır.Bir tarafta; Hz.

Muhammed Efendimiz, İmam Ali ve İmam Hüseyin çizgisi vardır.

Diğer tarafta ise; Ebû Süfyân, Muâviye ve Yezîd hattı.

Bu iki çizgi, İslâm’ın nasıl anlaşılması ve yaşanması gerektiğine dair iki zıt dünya görüşünü temsil eder.Hz.

Muhammed (s.a.v.), güce yaslanan bir düzen değil; ahlâka dayalı bir toplum inşa etti.

Kabileciliği reddetti, adaleti merkeze aldı, emaneti ehline vermeyi ilke edindi.

Ardında bıraktığı miras açıktı: Kur’ân ve Ehl-i Beyt.

Bu miras, yalnızca sevgi çağrısı değil; aynı zamanda bir istikamet tarifidir.İmam Ali, bu istikametin adaletle yürüyen yüzüydü.

Hilafeti döneminde akrabalığı değil liyakati, gücü değil hakkı esas aldı.

Beytülmâl’i eşit dağıttı, haksızlığa karşı taviz vermedi.

Onun mücadelesi iktidar için değil, ilke içindi.

Şah-ı Merdan oluşu, kılıcından önce adaletinden geliyordu.İmam Hüseyin ise bu yolun bedel ödemeyi göze alan vicdanıydı.

Kerbelâ’da verdiği mücadele, bir saltanat kavgası değil; zulme meşruiyet kazandırmayı reddeden bir duruştu.

O, “yaşamak için susmayı” değil, “ölmek pahasına hakkı söylemeyi” seçti.

Bu yüzden Kerbelâ, sadece bir tarih değil; bir ölçüdür.Karşı cephede ise farklı bir zihniyet yükseldi.

Ebû Süfyân, İslâm’a yıllarca düşmanlık etmiş; gücün el değiştirdiği anda teslim olmuştu.

Onun temsil ettiği anlayış, iman merkezli bir dönüşümden çok, siyasî bir uyumdu.

Bu zihniyet, Muâviye ile kurumsallaştı.

Din, istişare ve adalet ekseninden çıkarılıp siyasal araç hâline getirildi.

Kur’ân mızraklara takıldı; ruhu değil şekli konuştu.Yezîd’le birlikte bu hat en karanlık yüzünü gösterdi.

Hilafet saltanata dönüştü, zorbalık meşruiyet kazandı.

Kerbelâ’da Peygamber torununun katledilmesi, yalnızca bir cinayet değil; İslâm’ın vicdanına vurulmuş bir darbe oldu.

O gün öldürülen sadece Hüseyin değildi; adalet, merhamet ve ahlâk da hedef alındı.Peki, hak hangi taraftadır?Hak; gücün yanında değil, adaletin yanındadır.

Hak; kazananların değil, direnenlerin yoludur.

Hak; zulme rıza göstermeyen, ilkeyi menfaatin önüne koyan çizgidir.

Bu ölçüyle bakıldığında tarih nettir: Hak, Hz.

Muhammed–İmam Ali–İmam Hüseyin hattındadır.Bugün bu ayrımı konuşmak geçmişi kurcalamak değildir.

Bugün bu ayrımı anlamak, bugünün zulümlerine karşı nerede durduğumuzu sorgulamaktır.

Kerbelâ bitmedi; sadece şekil değiştirdi.

Hak ile batıl arasındaki mücadele hâlâ sürüyor.Diğer taraftan da Salavatı ele alacak olursak; Hak ile Batılı ayırt edemeyenlere net bir delil daha sunmuş oluruz.Salavat Bir Cümle Değil, Bir Duruştur“Allâhümme Salli Alâ Muhammedin ve Alâ Âli Muhammed” sadece dil alışkanlığıyla söylenen bir dua değildir.

Bu salavat, İslâm’ın yönünü, tarafını ve vicdanını açıkça ortaya koyan güçlü bir iman beyanıdır.

Çünkü bu ifade, Peygamber’den sonra hak yolun nereden yürüdüğünü de ilan eder.Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın ve meleklerin Peygamber’e salât ettiğini bildirir ve müminleri de buna çağırır.

Sahabeler bu ayetin ardından Resûlullah’a, “Sana nasıl salavat getirelim?” diye sorduklarında, Peygamber Efendimiz bu ifadeyi bizzat öğretmiştir.

Yani bu salavat, keyfî bir tercih değil; vahiy ve sünnetle sabit bir duruştur.Salavatta geçen “salât”, yalnızca dua anlamına gelmez.

İlâhî rahmet, yüceltme, destek ve onay manası taşır.

Peygamber’e salât getirmek, onun ahlâkını, adalet anlayışını ve merhametini merkeze almak demektir.

Ancak salavatın asıl derinliği, “Âl-i Muhammed” vurgusunda saklıdır.Âl-i Muhammed, Peygamber’in sadece soyunu değil; onun yolunu, ilmini ve hakikatini temsil eder.

Bu yolun Peygamber’den sonraki ilk ve tartışmasız temsilcisi ise İmam Ali’dir.

İlmiyle, adaletiyle ve duruşuyla İslâm’ın istikametini taşıyan İmam Ali, Ehl-i Beyt yolunun temel direğidir.

Hz.

Fâtıma, Hz.

Hasan ve Hz.

Hüseyin’le devam eden bu hat, İslâm’ın ahlâkî ve itikadî omurgasını oluşturur.Bu nedenle hak, Ehl-i Beyt’tedir.

Hak yol, Peygamber’in ardından İmam Ali ile yürüyen yoldur.

Ehl-i Beyt’i merkeze almayan bir anlayış, Peygamber’i sevdiğini söylese bile eksik ve kopuk kalır.Bu salavat, tarafsız olmadığımızı hatırlatır.

Gücün değil hakkın, saltanatın değil adaletin yanında durduğumuzu sessiz ama güçlü biçimde ilan eder.

Kerbelâ’dan bugüne uzanan hak–batıl çizgisinde nerede durduğumuzu gösterir.Kısacası bu salavat, sadece dudaklardan dökülen bir söz değil; Hak Ehl-i Beyt’tedir diyen bilinçli bir duruştur.

Peygamber’i sevmenin yolu, onun ardından İmam Ali’yi ve Ehl-i Beyt yolunu sahiplenmekten geçer.Görülüyor ki!

Hak ortada ve nettir.

O’nun i,çin Müslümanları Hak tarafında yaşamaya davet ediyorum. 

İlgili Sitenin Haberleri