Haber Detayı
KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman'dan Kıbrıs'ta Çözüm Mesajı: Kuralsız Maça Çıkmam, Halkımı Kısır Döngülere Mahk...
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın göreve başlamasıyla birlikte Kıbrıs'ta çözüm umutları yeniden gündeme gelirken, taraflar bu kez sürece ilişkin kararlılıklarını daha açık bir dille ifade ediyor. Erhürman, görevdeki 100’üncü gününü geride bırakırken, ANKA Haber Ajansı’nın İngilizce analiz bülteni ANKA Review'a kapsamlı bir röportaj verdi. Erhürman, çözüm sürecinin artık net bir yöntem ve somut ilerleme hedefleriyle yürütülmesi gerektiğini vurguladı ve "Çözüm isteyen bir halkın lideriyim; ancak güveni tüketen ritüellere ve kısır döngülere bu halkı yeniden mahkûm etmeyeceğim" dedi.
Haber: Yusuf KANLI(LEFKOŞA) - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın göreve başlamasıyla birlikte Kıbrıs'ta çözüm umutları yeniden gündeme gelirken, taraflar bu kez sürece ilişkin kararlılıklarını daha açık bir dille ifade ediyor.
Erhürman, görevdeki 100'üncü gününü geride bırakırken, ANKA Haber Ajansı'nın İngilizce analiz bülteni ANKA Review'a kapsamlı bir röportaj verdi.
Erhürman, çözüm sürecinin artık net bir yöntem ve somut ilerleme hedefleriyle yürütülmesi gerektiğini vurguladı ve "Çözüm isteyen bir halkın lideriyim; ancak güveni tüketen ritüellere ve kısır döngülere bu halkı yeniden mahküm etmeyeceğim" dedi.ANKA Haber Ajansı ile yaptığı özel mülakatta "Ben çözüm isteyen bir halkın lideriyim" diyen Erhürman, bu iradenin geçmişte defalarca denenmiş ve sonuç üretmemiş yöntemleri aynen tekrarlama yetkisi anlamına gelmediğini belirterek, "Halkımı bir kez daha güveni aşındıran, beklenti yaratıp sonra hayal kırıklığıyla sonuçlanan masalara sürükleyemem" ifadelerini kullandı.Erhürman'a göre Kıbrıs sorununda esas tıkanıklık, çözüm hedefinin varlığında değil; çözümün hangi yöntemle ve hangi zihniyetle arandığında yatıyor. "Aynı yolu defalarca gidip farklı sonuç beklemek rasyonel değildir" diyen Erhürman, bunun sadece siyasi değil, toplumsal güven açısından da yıpratıcı olduğunu vurguladı."Çözüm iradesi niyetle değil, yöntemle sınanır"Cumhurbaşkanı Erhürman, çözüm iradesinin yalnızca müzakere masasında sarf edilen cümlelerle değil, masaya hangi iklimde, hangi davranışlarla oturulduğuyla ölçülebileceğini söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının yaklaşımının "çözümden kaçmak" olarak sunulmasını reddeden Erhürman, şu değerlendirmeyi yaptı: "Biz çözümden kaçmıyoruz.
Tam tersine, çözümü mümkün kılacak zemini inşa etmeye çalışıyoruz.
Güven olmadan, yöntem netleşmeden, sadece 'büyük masa' kurarak çözüm üretildiğini bu ada defalarca gördü.
Sonuç ortada."Bu çerçevede Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının savunduğu dört maddelik metodolojinin esasa değil, usule dair olduğunu vurguladı.
Önce güvenin tesis edilmesi, ardından müzakere kurallarının belirlenmesi ve ancak bundan sonra esasa girilmesi gerektiğini belirten Erhürman, "Metodoloji dediğimiz şey budur" dedi.Bu yaklaşımı bir spor müsabakası benzetmesiyle anlatan Erhürman, "Maç başlamadan önce hangi hareket fauldür, hangisi penaltıdır bilirsiniz.
Kurallar net değilse maç kaosa döner.
Kıbrıs'ta yıllardır yaşadığımız tam olarak budur" ifadelerini kullandı.Lefkoşa vurgusu: "Somut adım yoksa 5 artı 1 anlamsızlaşır"Cumhurbaşkanı Erhürman, New York temaslarının ardından Kıbrıs Türk tarafının kalan başlıklar üzerinde çalışmaya hazır olduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu, bu kapsamda güven yaratıcı önlemler başlığı altında 10 maddelik bir paket sunduklarını hatırlattı.
Karşı tarafın da yedi madde gibi görünen, ancak alt başlıklarıyla daha geniş bir çerçeve getirdiğini kaydeden Erhürman, "Sorun madde sayısı değil; bu başlıkların sahada karşılık bulup bulmadığıdır" dedi.Özellikle sınır geçiş noktaları meselesinin yeni bir gündem olmadığını vurgulayan Erhürman, bunun uzun süredir konuşulan ama ilerleme sağlanamayan kronik bir dosya olduğuna dikkat çekti.
Hem kuzeyde hem güneyde giderek daha yüksek sesle sorulan temel sorunun artık görmezden gelinemeyeceğini belirtti."Bir geçiş noktasını, bir kapıyı bile açmayı başaramayan iki lider, Kıbrıs sorununu nasıl çözecek?" Erhürman'a göre bu soruya verilecek tek inandırıcı yanıt, Lefkoşa'da insanların günlük hayatını doğrudan etkileyen somut adımların atılması.
Bu nedenle Lefkoşa'da güven yaratıcı önlemler konusunda ilerleme sağlanmadan genişletilmiş 5 artı 1 formatına gitmenin, süreci ileri taşımak yerine daha da aşındırma riski taşıdığını savundu."Kazan-kaybet değil, kazan-kazan"Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, güven yaratıcı önlemler tartışmasının uzun süredir yanlış bir çerçeveye hapsedildiğini belirterek, bu başlığın neredeyse refleks halinde "kazanan–kaybeden" denklemine indirgenmesini eleştirdi.
Erhürman'a göre bu yaklaşım, hem güveni zedeliyor hem de gündelik hayatı doğrudan etkileyen pratik çözümlerin önünü kapatıyor.Erhürman, "Güven yaratıcı önlemler meselesi yanlış bir yerden tartışılıyor.
Bu konu sürekli olarak 'kim kazanacak, kim kaybedecek' sorusuna indirgeniyor.
Oysa burada böyle bir denklem yok" dedi.Geçiş noktaları ve benzeri düzenlemelerin tek taraflı kazanım üretmediğini vurgulayan Erhürman, bu adımların doğası gereği karşılıklı fayda içerdiğini söyledi ve ekledi: "Bu mesele win–lose değildir.
Tam tersine win–win'dir.
Yani kazan–kaybet değil, kazan–kazandır.
Kazanan iki halk olmalıdır."Erhürman'a göre güven yaratıcı önlemler, taraflardan birine siyasi ya da statüsel avantaj sağlamayı değil, iki toplumun gündelik yaşamını kolaylaştırmayı hedeflemeli."Burada amaç bir tarafın öne geçmesi değil.
Amaç, insanların hayatının biraz olsun kolaylaşmasıdır."Haspolat vurgusu: "Bu yükü iki halk da çekiyor"Cumhurbaşkanı Erhürman, Haspolat'ta Lefkoşa'ya ikinci bir araçlı geçiş noktası açılması yönündeki talebin, yalnızca Kıbrıs Türkler için değil, Kıbrıslı Rumlar için de doğrudan ve somut fayda sağlayacağını özellikle vurguladı.
Bu talebin "tek taraflı kazanım" olarak sunulmasının gerçeklikle bağdaşmadığını ifade etti.
Erhürman, "Haspolat'ta ikinci bir araçlı geçiş noktası açılması sadece Kıbrıs Türklerinin işine yarayan bir şey değil.
Kıbrıslı Rumlar da aynı geçişi kullanacak.
Bu, iki halkın da lehine olan bir düzenlemedir" dedi.
Metehan'daki yoğunluğu örnek gösteren Erhürman, geçiş noktalarında yaşanan sıkıntıların artık kronik bir hal aldığını söyledi. "Bugün Metehan'daki kuyruklar tam anlamıyla eziyete dönüşmüş durumda" diyen Erhürman, bu eziyetin yalnızca Kıbrıs Türklerin değil, Rum tarafının da günlük yaşamını zorlaştırdığını vurguladı.Gündelik hayatın bu yük karşısında kendi pratik çözümlerini üretmeye başladığını da anlatan Erhürman, bunun sürecin sağlıksızlığının en somut göstergelerinden biri olduğunu söyledi: "İnsanlar artık 'arabayla geçmeyelim' diyor.
Yürüyerek diğer tarafa geçip, gidecekleri yere taksiyle ulaşmaya çalışıyorlar.
Bu, sistemin işlemediğinin açık bir göstergesi.""Samimi ve yapıcı bulmuyorum"Erhürman, Rum liderin son dönemde gündeme getirdiği beş maddelik karşı öneriye ilişkin eleştirisini de açık ifadelerle dile getirdi.
Daha önce üzerinde uzlaşılan geçiş noktalarına Erenköy kapısının eklenmesini ve bu başlıkta somut adımın 5 artı 1 toplantısından sonraya bırakılmasını, süreci ileri taşıyan değil aksine zorlaştıran bir yaklaşım olarak değerlendirdi."Daha önce üzerinde uzlaşılan kapıların yanına Erenköy'ü ekleyip, sonra da 'adımı 5+1'den sonra atalım' demek, bana samimi ve yapıcı gelmiyor" diyen Erhürman, bu yaklaşımın Lefkoşa'da atılması gereken adımları ertelemek anlamına geldiğini vurguladı, bunun sürecin mantığıyla çeliştiğini söyledi: "Bizim söylediğimiz çok net: Lefkoşa'da somut bir şey yapalım ki, 5 artı 1 anlamlı olsun.
Adımı sürekli ileriye ötelemek, güven yaratmaz."Cumhurbaşkanı Erhürman'a göre güven yaratıcı önlemler, müzakere sürecinin "ödülü" değil, "ön koşulu" olarak ele alınmalı: "Güven yaratıcı önlemler, 'önce büyük masa, sonra belki' denilecek konular değildir.
Güven, masaya oturmadan önce yaratılır."Güven neden yıpranıyor? "Varillerden bakma ritüeli"Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, son dönemde güvenin neden artmadığı, hatta giderek erozyona uğradığı sorusuna yanıt verirken, yalnızca müzakere masasındaki tıkanıklıklara değil, masanın dışında sergilenen sembolik ama sorunlu davranışlara da dikkat çekti.
Erhürman'a göre güven, yalnızca masada söylenen sözlerle değil, masanın dışında verilen mesajlarla da şekilleniyor ve son dönemde bu alanda ciddi bir çelişki yaşanıyor.Erhürman, Kuzey Kıbrıs'a yönelik uluslararası temasların fiili durumu ile kamuoyuna yansıyan bazı sembolik uygulamalar arasındaki tutarsızlığa özellikle vurgu yaptı.
KKTC'ye giderek artan sayıda yabancı büyükelçi ve temsilcinin geldiğini, kendisiyle görüştüğünü ve Türk tarafının görüşlerini doğrudan dinlediğini belirten Erhürman, bu temasların artık istisna değil, olağan hale geldiğini şu sözlerle ifade etti: "Burası gelinip görülebilecek, konuşulabilecek bir yer.
Zaten geliyorlar.
Büyükelçiler geliyor, temsilciler geliyor, görüşmeler yapılıyor, notlar alınıyor, gidiyorlar."Bu kapsamda Avrupa Birliği'nin Kıbrıs için atadığı temsilciyi de kısa süre önce ofisinde ağırladığını hatırlatan Erhürman, "Avrupa Birliği'nin atadığı temsilci geldi, ofisimde görüştük.
Türk tarafının görüşlerini dinledi.
Bu çok normal bir temas" dedi.
Tam da bu noktada, ara bölgede uygulanan ve kamuoyunda giderek daha fazla tepki çeken uygulamaların anlamsızlaştığını söyleyen Erhürman, özellikle bazı AB bağlantılı ziyaretlerde tercih edilen yöntemi sert sözlerle eleştirdi: "Madem buraya geliniyor, madem konuşuluyor, madem görüşler alınıyor… O zaman o delikten bakma ritüeline ne gerek var?"Erhürman, Avrupa Birliği bağlamında bazı ziyaretlerde uygulanan ve barikat olarak kurulan varillerin arasından ara bölgeye baktırma pratiğini bilinçli olarak "bakma" değil, "baktırma ritüeli" olarak tanımladığını söyledi.
Bunun bir güven artırıcı jest değil, aksine simgesel bir mesafe üretme biçimi olduğunun altını çizdi."Gelenler götürülüyor, varillerin arkasından ara bölgeye baktırılıyor.
Ben buna bakma demiyorum, baktırma diyorum.
Çünkü bu artık bir ritüele dönüştü." KKTC Cumhurbaşkanı, o varillerle oluşturulan Lefkoşa'daki yeşil hattın İngiliz yönetiminin son döneminde oluşturulduğunu hatırlattı.
Bu ritüelin içeriğinin de tamamen boş olduğunu vurgulayan Erhürman, şu soruları sordu: "Orada ne gösteriliyor?
Boş bir alan.
Tarihsel olarak ne anlatılıyor?
Hiçbir şey."Cumhurbaşkanı Erhürman, bu tür ritüellerin, masada dile getirilen olumlu söylemlerle doğrudan çeliştiğini ifade etti.
Güven inşa etmekten söz edilirken, masanın dışında tam tersine işaret eden semboller üretilmesinin süreci zayıflattığını vurguladı: "Masada çok güzel cümleler kurulabilir.
Ama masanın dışında yapılanlar o cümleleri boşa düşürüyorsa, güven oluşmaz."Bu nedenle güven yaratıcı önlemlere duyulan ihtiyacın bugün geçmişe kıyasla çok daha yakıcı hale geldiğini belirten Erhürman, şu değerlendirmeyi yaptı: "Masada ne söylendiği kadar, masanın dışında ne yapıldığı da çözüm iradesinin samimiyetini ortaya koyar.
Eğer gerçekten güven yaratmak istiyorsak, sembollerle güven aşındırmayı bırakmamız gerekir.
Bugün güven yaratıcı önlemlere, dünden daha fazla ihtiyacımız var."Erhürman'a göre Kıbrıs sorununda güveni yeniden tesis etmenin yolu, yalnızca büyük konferanslardan ya da yüksek profilli toplantılardan değil; gündelik hayatta, sembolik düzeyde ve insani temaslarda tutarlı bir dil ve pratik üretmekten geçiyor.
Aksi halde, masaya oturulsa bile, o masanın altının boş kalacağı uyarısında bulunuyor.U14 örneği ve "recognition by implication" (ima yoluyla tanınma) fobisiCumhurbaşkanı Erhürman, güven yaratıcı önlemler tartışmasının yalnızca büyük siyasi başlıklar üzerinden yürütülmesinin eksik olduğunu belirterek, U14 yaş grubundaki çocuklar için önerilen dostluk karşılaşmalarını bu yaklaşımın en somut ve en masum örneklerinden biri olarak gösterdi.Bu önerinin özellikle U14 yaş grubuyla sınırlanmasının bilinçli bir tercih olduğunu vurgulayan Erhürman, "Milli takım yok, bayrak yok, statü yok.
Sadece çocuklar var" dedi.
Futbolun yanı sıra basketbol, voleybol, hentbol ya da bireysel branşların da önerildiğini hatırlatan Erhürman, buna rağmen girişimin siyasileştirildiğini ifade etti.Erhürman'a göre bu siyasileştirmenin temelinde, Rum tarafında uzun süredir varlığını koruyan "recognition by implication" yani "ima yoluyla tanınma" fobisi yatıyor.
Bu korkunun hukuki bir karşılığı olmadığını vurgulayan Erhürman, şu değerlendirmeyi yaptı: "Tanınma, ima ile olmaz.
Tanınma açık bir hukuki ve siyasi irade beyanıyla olur.
İki toplumdan çocukların bir araya gelmesiyle tanınma olmaz.
Ama bu fobi yüzünden güven yaratıcı adımların önü kesiliyor."Erhürman, Rum kesiminin bu zihinsel eşiği aşması gerektiğini belirterek, "U14'te çocukların bir araya gelmesinden bile korkan bir zihniyetle, iki halk arasında güven iklimi yaratamazsınız" dedi.
Ona göre bu tür sembolik ama insani adımlar, çözümün kendisi değil; çözümü mümkün kılacak iklimin temel taşları."Sabırlı, soğukkanlı ama kararlı"Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin görev süresinin 2026 sonunda biteceğini, görevde son dönemine girmiş olmasının süreç üzerinde doğal bir zaman baskısı yarattığını kabul etmekle birlikte, bunun müzakere yöntemini aceleye getirmek için gerekçe olamayacağını özellikle vurguladı.
Erhürman'a göre, Kıbrıs sorununda bugüne kadar yaşanan başarısızlıkların temel nedenlerinden biri de tam olarak bu tür "takvim baskısıyla alınan yanlış kararlar" oldu.Erhürman, "Elbette Genel Sekreter'in görev süresinin sonuna gelmiş olması bir zaman baskısı yaratıyor.
Bunu görmezden gelmiyorum.
Ama sırf takvim baskısı var diye, on yılların birikimini, tecrübesini ve çıkarılmış derslerini çöpe atmak rasyonel değildir" dedi.Bu tür bir aceleciliğin, geçmişte defalarca denenen ve sonuç üretmeyen yöntemlerin yeniden sahneye sürülmesi anlamına geleceğini belirten Erhürman, Kıbrıs Türk halkının buna artık tahammülü olmadığını söyledi ve ekledi: "Bu adada insanlar defalarca büyük beklentilerle masalara oturdu, sonra büyük hayal kırıklıklarıyla kalktı.
Ben halkımı bir kez daha bu psikolojiye sürükleyemem."Kendi liderlik anlayışını net ifadelerle ortaya koyan Erhürman, çözüm iradesini korurken yöntemde ısrarcı olacağını "Sabırlı olacağım.
Soğukkanlı olacağım.
Ama kararlı olacağım" sözleriyle dile getirdi.
Bu üç kavramın kendisi için bir slogan değil, bilinçli bir siyasal tutum olduğunu vurgulayan Erhürman, diyaloğun hiçbir koşulda reddedilmeyeceğini de özellikle kayda geçirdi: "Diyalog her zaman olacak.
Görüşme her zaman olacak.
Karşılıklı konuşmaktan hiçbir zaman kaçmayacağız." Ancak bunun, içi boş, sonuç üretmeyen toplantılara koşulsuz katılım anlamına gelmediğini de açıkça ifade etti ve ekledi: "Ama bizi bir kez daha kocaman masalardan, kocaman bir hiçle kaldıracak bir sürecin parçası olmayacağım.
Bu ne halkıma karşı sorumluluğumla, ne de çözüme gerçekten inanmakla bağdaşır."Erhürman'a göre, liderliğin temel görevi yalnızca masaya oturmak değil, masaya hangi koşullarda ve hangi hedefle oturulduğunu halka açıklıkla anlatabilmek."Ben çözüm isteyen bir halkın lideriyim.
Halkım bana bu yetkiyi, aynı hataları tekrar etmem için değil; çözümü gerçekten mümkün kılacak yolu açmam için verdi" diyen Erhürman, bu yetkinin geçmiş deneyimlerden ders çıkarma sorumluluğunu da beraberinde getirdiğini belirtti.
Erhürman, müzakere sürecinde istikrar ve tutarlılığın altını şöyle çizdi: "Seçimden önce ne söylediysem, seçimden sonra da aynısını söylüyorum. 2024 Annan Planının 20'nci yıldönümünde yaptığım konuşmayı açsınlar, baksınlar.
Aynı şeyi söylüyorum.
Başarısız olduğu defalarca ısğatlananla farklı bir yere gidilemez.
Görüşme modalitesini değiştirmek lazım.
Çizgim değişmedi.
Tutarlılık da, güven de buradan doğar."KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının bundan sonraki süreçte de sabırlı, soğukkanlı, ancak sonuç almaya odaklı ve kararlı duruşunu sürdüreceğini belirterek, "çözüm" söyleminin içinin ancak bu şekilde doldurulabileceğini ifade etti.