Haber Detayı

Akdeniz’in stratejik üçlüsü zeytinyağı, gaz ve su
Sektör haberleri dunya.com
31/01/2026 00:00 (1 saat önce)

Akdeniz’in stratejik üçlüsü zeytinyağı, gaz ve su

2050’de bir litre zeytinyağının bir varil petrolden daha değerli hale gelmesi sıradan bir öngörü değil; bir ihtimal, bir risk senaryosudur. Ve bu senaryo, bugünden doğru politikalar üretilmezse hızla gerçeğe dönüşebilir. Artık enerji değil, yaşam konuşulmalı.

Tarım ve Gıda Yazarı Ziraat Mühendisi Bilge KeykubatUzun yıllar boyunca Akde­niz, enerji haritaları üzerin­den değerlendirildi.

Boru hatla­rı, deniz yetki alanları, doğal gaz rezervleri ve enerji diplomasisi bu coğrafyanın kaderini belirle­di.

Ancak son yıllarda Akdeniz’e bakanlar artık başka bir gerçek­likle karşılaşıyor; gıda, su ve ik­lim krizi.Bugün Akdeniz yalnızca bir enerji havzası değil; aynı zaman­da küresel gıda güvenliğinin kı­rılgan sınırı.

Bu sınırda zeytinya­ğı, doğal gaz ve su öne çıkıyor.

Bu üçlü, yalnızca ekonomik değerle­riyle değil, ülkelerin gelecekteki politik ve stratejik pozisyonlarını belirleme gücüyle de dikkat çe­kiyor.20. yüzyılın jeopolitiği enerji kaynakları etrafında şekillendi.

Petrol ve doğal gaz, uluslararası ilişkilerin ana belirleyicisi oldu. 21. yüzyılda ise bu tablo değişi­yor.

Artık ülkelerin gücü yalnız­ca enerji rezervleriyle değil, top­rağını, suyunu ve gıdasını yöne­tebilme kapasitesiyle ölçülüyor.

Jeopolitiğin yeni dili yaşamı sür­dürebilme kapasitesi olmuş du­rumda.İklim krizi, bu dönüşümü hız­landıran temel faktör.

Akdeniz havzası ise iklim değişikliğinin etkilerini en sert yaşayan bölge­lerden biri olarak öne çıkıyor.

Ar­tan sıcaklıklar, azalan yağışlar, uzun süreli kuraklıklar ve eks­trem hava olayları; tarımsal üreti­mi doğrudan tehdit ediyor.Bu nedenle gıda, klasik anlam­da bir tarım konusu olmaktan çı­kıp jeopolitik bir başlık haline ge­liyor.

Günümüz artık gıdanın jeo­politiği üzerine kurulu.Zeytinyağı, Akdeniz’in sembol ürünlerinden biri.

Ancak bugün zeytinyağı yalnızca bir gıda mad­desi değil; aynı zamanda iklim, su ve tarım politikalarının kesişim noktasında duran stratejik bir ürün.İspanya, İtalya, Yunanistan ve tabii ki de bizim ülkemiz gibi üre­tici ülkelerde yaşanan kuraklık­lar ve verim düşüşleri, zeytinyağı piyasalarında ciddi dalgalanma­lara yol açıyor.

Fiyat artışları çoğu zaman yalnızca enflasyon başlı­ğı altında değerlendiriliyor.

Oysa bu artışlar, daha derin bir yapısal soruna işaret ediyor.

Üretim ris­kinin kalıcı hale gelmesi en büyük sorunların başında yer alıyor.Erken sinyalleri veren göstergeZeytinyağı üretimi; suya, topra­ğa ve iklime yüksek derecede ba­ğımlı.

Bu nedenle zeytinyağı piya­sası, gelecekteki gıda krizlerinin erken sinyallerini veren bir gös­terge niteliğinde.Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri hâlâ jeopolitik öne­mini koruyor.

Ancak enerji dip­lomasisi artık tek başına ülkele­rin güvenliğini garanti etmiyor.

Enerjiye erişim, gıdaya erişimle desteklenmediğinde toplumsal kırılganlık derinleşiyor.

Doğal gaz hala güçlü ama artık tek başına yeterli değil.Enerji, ekonomiyi ayakta tutar.

Gıda ise toplumu ayakta tutar.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde, enerji anlaşmalarının yanında gıda güvenliği ve tarımsal işbir­likleri de dış politikanın önemli araçları haline gelecek.Akdeniz’de asıl stratejik kay­nak sudur.

Su kıtlığı, yalnızca çev­resel bir sorun değil; ekonomik, sosyal ve politik sonuçlar doğu­ran bir krizdir.Tarımda suya erişim azaldıkça üretim düşüyor, kırsal alanlar bo­şalıyor ve göç hızlanıyor.

Bugün Akdeniz havzasından Avrupa’ya yönelen göç dalgalarının arkasın­da yalnızca savaşlar değil, yaşa­namaz hale gelen tarım alanları bulunuyor.Su yönetimi, bu nedenle önü­müzdeki yıllarda ulusal politika­ların yanı sıra bölgesel ve ulusla­rarası işbirliklerinin de merke­zinde yer alacak.Ülkemizdeki bir üretici için de Portekiz’deki bir üretici için de artık en önemli sorunların başın­da susuzluk sorunu geliyor.

Ül­keler farklı ancak sorunlar aynı.

Susuzluk ortak bir kader olarak önümüzde duruyor.

Bu üreticiler küresel piyasalarda söz sahibi de­ğil.

Ancak küresel kararların so­nuçlarını birebir yaşıyorlar.

Gı­danın jeopolitiği, tam da bu nok­tada ortaya çıkıyor.

Karar alma mekanizmaları ile üretim sahası arasındaki mesafe açıldıkça ada­letsizlik derinleşiyor.Gıda güvenliği = Ulusal güvenlikBugün savunma ve enerji poli­tikaları, ulusal güvenliğin temel unsurları olarak görülüyor.

Oysa gıda güvenliği, bu başlıkların ta­mamlayıcısı değil, artık ayrılmaz bir parçası.Bir ülke kendi nüfusunu sürdü­rülebilir biçimde besleyemiyor­sa, gıda ithalatına yüksek dere­cede bağımlıysa, su kaynakları­nı etkin yönetemiyorsa bu ülke, ekonomik ve siyasi açıdan kırıl­gandır.Önümüzdeki dönemde diplo­masi dili değişecek.

Enerji masa­larının yanına gıda masaları ek­lenecek.

Zeytinyağı gibi stratejik tarım ürünleri, bu yeni diploma­sinin önemli araçlarından biri olacak.

Yeni diplomasi trendi ar­tık gıda üzerinden kurulan ilişki­ler.Zeytinyağı, yalnızca ticari bir ürün değil; kültürel mirası, sağ­lığı ve sürdürülebilirliği tem­sil ediyor.

Bu nedenle zeytinyağı üzerinden kurulan her ekonomik ilişki, aynı zamanda bir politik ve etik tercihi de yansıtıyor.Gıda, yalnızca piyasa koşulla­rıyla mı belirlenmeli?

Yoksa te­mel bir yaşam hakkı olarak mı ele alınmalı?Gıda kimin için sorusu iklim krizi derinleştikçe daha yüksek sesle sorulacak.

Bir ülkede tarım­sal ihracat artarken, toplumun geniş kesimleri gıdaya erişimde zorlanıyorsa; bu durum yalnızca ekonomik değil, etik bir sorundur.Akdeniz, geleceğin dünyasına dair güçlü bir uyarı veriyor.

Enerji önemli, ancak yeterli değil.

Su kıt, gıda kırılgan ve iklim belirsiz.2050’de bir litre zeytinyağının bir varil petrolden daha değer­li hale gelmesi bir öngörü değil; bir ihtimal değil, bir risk senaryo­sudur.

Ve bu senaryo, bugünden doğru politikalar üretilmezse hız­la gerçeğe dönüşebilir.Geleceğin jeopolitiğinde ka­zananlar, yalnızca enerjiye değil; toprağına, suyuna ve gıdasına sa­hip çıkanlar olacak.

İlgili Sitenin Haberleri