Haber Detayı
Akdeniz’in stratejik üçlüsü zeytinyağı, gaz ve su
2050’de bir litre zeytinyağının bir varil petrolden daha değerli hale gelmesi sıradan bir öngörü değil; bir ihtimal, bir risk senaryosudur. Ve bu senaryo, bugünden doğru politikalar üretilmezse hızla gerçeğe dönüşebilir. Artık enerji değil, yaşam konuşulmalı.
Tarım ve Gıda Yazarı Ziraat Mühendisi Bilge KeykubatUzun yıllar boyunca Akdeniz, enerji haritaları üzerinden değerlendirildi.
Boru hatları, deniz yetki alanları, doğal gaz rezervleri ve enerji diplomasisi bu coğrafyanın kaderini belirledi.
Ancak son yıllarda Akdeniz’e bakanlar artık başka bir gerçeklikle karşılaşıyor; gıda, su ve iklim krizi.Bugün Akdeniz yalnızca bir enerji havzası değil; aynı zamanda küresel gıda güvenliğinin kırılgan sınırı.
Bu sınırda zeytinyağı, doğal gaz ve su öne çıkıyor.
Bu üçlü, yalnızca ekonomik değerleriyle değil, ülkelerin gelecekteki politik ve stratejik pozisyonlarını belirleme gücüyle de dikkat çekiyor.20. yüzyılın jeopolitiği enerji kaynakları etrafında şekillendi.
Petrol ve doğal gaz, uluslararası ilişkilerin ana belirleyicisi oldu. 21. yüzyılda ise bu tablo değişiyor.
Artık ülkelerin gücü yalnızca enerji rezervleriyle değil, toprağını, suyunu ve gıdasını yönetebilme kapasitesiyle ölçülüyor.
Jeopolitiğin yeni dili yaşamı sürdürebilme kapasitesi olmuş durumda.İklim krizi, bu dönüşümü hızlandıran temel faktör.
Akdeniz havzası ise iklim değişikliğinin etkilerini en sert yaşayan bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.
Artan sıcaklıklar, azalan yağışlar, uzun süreli kuraklıklar ve ekstrem hava olayları; tarımsal üretimi doğrudan tehdit ediyor.Bu nedenle gıda, klasik anlamda bir tarım konusu olmaktan çıkıp jeopolitik bir başlık haline geliyor.
Günümüz artık gıdanın jeopolitiği üzerine kurulu.Zeytinyağı, Akdeniz’in sembol ürünlerinden biri.
Ancak bugün zeytinyağı yalnızca bir gıda maddesi değil; aynı zamanda iklim, su ve tarım politikalarının kesişim noktasında duran stratejik bir ürün.İspanya, İtalya, Yunanistan ve tabii ki de bizim ülkemiz gibi üretici ülkelerde yaşanan kuraklıklar ve verim düşüşleri, zeytinyağı piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açıyor.
Fiyat artışları çoğu zaman yalnızca enflasyon başlığı altında değerlendiriliyor.
Oysa bu artışlar, daha derin bir yapısal soruna işaret ediyor.
Üretim riskinin kalıcı hale gelmesi en büyük sorunların başında yer alıyor.Erken sinyalleri veren göstergeZeytinyağı üretimi; suya, toprağa ve iklime yüksek derecede bağımlı.
Bu nedenle zeytinyağı piyasası, gelecekteki gıda krizlerinin erken sinyallerini veren bir gösterge niteliğinde.Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri hâlâ jeopolitik önemini koruyor.
Ancak enerji diplomasisi artık tek başına ülkelerin güvenliğini garanti etmiyor.
Enerjiye erişim, gıdaya erişimle desteklenmediğinde toplumsal kırılganlık derinleşiyor.
Doğal gaz hala güçlü ama artık tek başına yeterli değil.Enerji, ekonomiyi ayakta tutar.
Gıda ise toplumu ayakta tutar.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde, enerji anlaşmalarının yanında gıda güvenliği ve tarımsal işbirlikleri de dış politikanın önemli araçları haline gelecek.Akdeniz’de asıl stratejik kaynak sudur.
Su kıtlığı, yalnızca çevresel bir sorun değil; ekonomik, sosyal ve politik sonuçlar doğuran bir krizdir.Tarımda suya erişim azaldıkça üretim düşüyor, kırsal alanlar boşalıyor ve göç hızlanıyor.
Bugün Akdeniz havzasından Avrupa’ya yönelen göç dalgalarının arkasında yalnızca savaşlar değil, yaşanamaz hale gelen tarım alanları bulunuyor.Su yönetimi, bu nedenle önümüzdeki yıllarda ulusal politikaların yanı sıra bölgesel ve uluslararası işbirliklerinin de merkezinde yer alacak.Ülkemizdeki bir üretici için de Portekiz’deki bir üretici için de artık en önemli sorunların başında susuzluk sorunu geliyor.
Ülkeler farklı ancak sorunlar aynı.
Susuzluk ortak bir kader olarak önümüzde duruyor.
Bu üreticiler küresel piyasalarda söz sahibi değil.
Ancak küresel kararların sonuçlarını birebir yaşıyorlar.
Gıdanın jeopolitiği, tam da bu noktada ortaya çıkıyor.
Karar alma mekanizmaları ile üretim sahası arasındaki mesafe açıldıkça adaletsizlik derinleşiyor.Gıda güvenliği = Ulusal güvenlikBugün savunma ve enerji politikaları, ulusal güvenliğin temel unsurları olarak görülüyor.
Oysa gıda güvenliği, bu başlıkların tamamlayıcısı değil, artık ayrılmaz bir parçası.Bir ülke kendi nüfusunu sürdürülebilir biçimde besleyemiyorsa, gıda ithalatına yüksek derecede bağımlıysa, su kaynaklarını etkin yönetemiyorsa bu ülke, ekonomik ve siyasi açıdan kırılgandır.Önümüzdeki dönemde diplomasi dili değişecek.
Enerji masalarının yanına gıda masaları eklenecek.
Zeytinyağı gibi stratejik tarım ürünleri, bu yeni diplomasinin önemli araçlarından biri olacak.
Yeni diplomasi trendi artık gıda üzerinden kurulan ilişkiler.Zeytinyağı, yalnızca ticari bir ürün değil; kültürel mirası, sağlığı ve sürdürülebilirliği temsil ediyor.
Bu nedenle zeytinyağı üzerinden kurulan her ekonomik ilişki, aynı zamanda bir politik ve etik tercihi de yansıtıyor.Gıda, yalnızca piyasa koşullarıyla mı belirlenmeli?
Yoksa temel bir yaşam hakkı olarak mı ele alınmalı?Gıda kimin için sorusu iklim krizi derinleştikçe daha yüksek sesle sorulacak.
Bir ülkede tarımsal ihracat artarken, toplumun geniş kesimleri gıdaya erişimde zorlanıyorsa; bu durum yalnızca ekonomik değil, etik bir sorundur.Akdeniz, geleceğin dünyasına dair güçlü bir uyarı veriyor.
Enerji önemli, ancak yeterli değil.
Su kıt, gıda kırılgan ve iklim belirsiz.2050’de bir litre zeytinyağının bir varil petrolden daha değerli hale gelmesi bir öngörü değil; bir ihtimal değil, bir risk senaryosudur.
Ve bu senaryo, bugünden doğru politikalar üretilmezse hızla gerçeğe dönüşebilir.Geleceğin jeopolitiğinde kazananlar, yalnızca enerjiye değil; toprağına, suyuna ve gıdasına sahip çıkanlar olacak.