Haber Detayı
38 kuşağından bir tanıklık: Cahit Kayra: 'İsyan etmeliydim'
Türkiye’nin asıl sorunu, bütün dünya topluluklarında olduğu gibi, çağdaş insan yetiştirmektir. Şimdi, her gün çağdaşlıktan ödün vermekte olan sosyal yapımız, 1950 sonrası politikacıların bu soruna bilinçli ya da bilinçsiz olarak olumlu yanıt vermemiş olmalarının sonucudur. Feyziye Özberk yazdı...
Maliye Müfettişliği, CHP Milletvekilliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı başta olmak üzere birçok görevde bulunan ve Türkiye’nin siyasal, sosyal yaşamının neredeyse tamamına tanıklık eden devlet adamı, siyasetçi, araştırmacı yazar Cahit Kayra’yı, 30 Ocak 2021 günü 104 yaşında yitirdik.
Kayra çok yönlü, sorumluluklarını taşımayı bilen, çalışkan bir aydındı.
O, farklı çevrelerden insanlarla, uzun soluklu dostluklar kurabilmiş, hoşgörülü, kendine, yaşadıklarına dışarıdan, üstten bakabilen, mevki, zenginlik hırsları olmayan bir insan, bir filozoftu.Bir yazar onu şöyle betimlemişti: “Moda’da yaşıyorsanız ya da yolunuz o tarafa düşmüş ise ileri yaşına rağmen Moda Caddesi’nde dimdik yürüyen, hafızası berrak, kasketli bir adam görürdünüz.
Yıllara meydan okurcasına ayakta duran, üreten, kitaplar yazan bir ulu çınardan söz ediyoruz; Cahit Kayra’dan…”İstanbul Modalı olmak ve Tarihçi Kitabevi Kayra’nın yaşamının önemli bir parçasıydı. 2025’te kaybettiğimiz sevgili arkadaşım Cüneyt Akalın, Kayra’yı Bilim ve Ütopya dergisi için hazırladığım “İz Bırakanlar” dosyasına konuk etmemi önermişti.
Cüneyt Akalın da bir Moda severdi ve Kayra’ya çok değer veriyordu.Cahit Kayra ile 7 Mayıs 2005 günü, yaşamını, onun yaşamıyla örtüşen ülkemizin yakın tarihini, yaşama yüklediği anlamı konuştuk: “Yaşam olağanüstü güzel bir şey.
Herkes yaşama yanıt vermek zorunda, ölüm zorunluluğu var.
Kimi zengin olmaya çalışarak bu yanıtı verir.
Kimi bilim ya da sanatla uğraşır.
Kimi dindar olur, kimi eğlenceye düşkün olabilir.
Bir aydının yaşama yanıt vermesi, toplumuna karşı görevlerini yerine getirmesidir.
Toplumun büyük sorunları varsa aydının kişisel sorunlarla uğraşması, örneğin bunalımını anlatması bence tutarlı değil.
Belki İsveç gibi ülkelerde bu tanım değişebilir.
Türkiye gibi ülkelerde aydın, toplum sorunlarına ilgi gösteren kişidir.
Bir insanın toplumdaki sefalete kayıtsız kalması düşünülemez.”“İSYAN ETMELİYDİM”Cahit Kayra, görüşmemizde Atatürk dönemiyle, onu izleyen dönemi karşılaştırdı.
Atatürk devrimlerinin kazanımlarını koruyup geliştirememiş olmaktan dolayı hem kendini hem de kuşağını sorumlu tutuğunu söyledi. 38 Kuşağı adlı anı kitabının ana mesajının bu düşünce olduğunu vurguladı:“Ben 38 kuşağının bir parçasıyım, uzun süre bürokrat ve politikacı olarak sorumluluk aldım.
Kitabımın bir iddiası var: 38 kuşağı kötü bir kuşak oldu.
Bu kuşak sorumlu davranmamış, ahlakının gereğini yerine getirmemiştir.
Bizden öncekilere 1908 kuşağı diyebiliriz, onlar savaşların, kıtlıkların, zorlukların, fedakârlıkların içinden gelmiş ve büyük işler başarmışlar.“1920’lerde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaptıkları dünya çapında tek… Biz Kurtuluş Savaşımızla tüm ezilen uluslara örnek olduk.
Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra ülke yönetimini devralanlar, bir anlamda çok sevdiğim ve takdir ettiğim İnönü de bunların içindedir, başarıları devam ettiremediler.
İnönü, Köy Enstitüleri’nin kapatılmasını engelleyecek gücünün olmadığını, Anadolu eşrafına mukavemet edemediğini açıkladı.“Atatürk, çevresini etkileyebiliyor.
Böylece gücünü artırıyordu.
İnönü de bu özellik yok.
İnönü’nün de bazı güçlü tarafları var: örneğin belleği çok güçlü, çok şey biliyor… Çok partili sisteme geçişi biraz geciktirebilirdi; yapamadı.
Dış ve iç baskılara karşı koyamadı.
Ondan sonra gelen politikacılar ise daha sorumsuzca hareket ettiler ve 1950’den sonraki değerli zaman büyük ölçüde yitirilmiş oldu.“Türkiye’nin asıl sorunu, bütün dünya topluluklarında olduğu gibi, çağdaş insan yetiştirmektir.
Şimdi, her gün çağdaşlıktan ödün vermekte olan sosyal yapımız, 1950 sonrası politikacıların bu soruna bilinçli ya da bilinçsiz olarak olumlu yanıt vermemiş olmalarının sonucudur.
Şimdi, başarıyla kurulmuş bu bina yıkılmaya çalışılıyor.
Bürokraside, politikada rastlantılarla belli mevkilerde, sorumluluk aldığım halde, geriye dönüp baktığım zaman, bu haksızlık denizindeki çirkinliklerle savaşmakta, kendime düşen görevi yerine getirmediğimi görüyorum.
Yıkma girişimleri başladığında isyan etmeli ya da isyan edenlere katılmalıydım.”MİLLİYETÇİ VE DEVLETÇİ OLARAK YETİŞTİRİLİYOR1917 yılının Mart ayında İstanbul’da doğan Cahit Kayra, Trabzonlu bir aileden geliyor.
Aile, 1.
Dünya Savaşı içinde 1916’da Trabzon’dan İstanbul’a göçüyor.
Babası Ali Lütfi Bey, annesi Kadriye Hanım ve dayısı İttihatçıların Trabzon Mebusu Naci Yamaç’tır.
Üç erkek iki kız kardeştirler.Kayra, Osmanlı İmparatorluğu çökerken doğuyor ama Atatürk döneminin heyecanları, sevinci ve en önemlisi de güvencesi içinde büyüyor.
Babası rüştiye mezunu, -Kayra’nın tanımlamasıyla- “talihsiz bir tüccar”. 1929’da tüm servetini kaybediyor ve kısa süre sonra da ölüyor.2004’te, 101 yaşında vefat eden abla Mediha Kayra, ailedeki en önemli kişi.
Bütün aileyi o, ayakta tutuyor.
Cahit Kayra’nın kadınlara karşı duyduğu büyük saygının kaynağında ablası Mediha Kayra var.
Ablası ona, Osmanlı’nın dramını, cehalet ve yobazlığın karanlık dünyasını, okulun, okumanın erdemlerini anlatıyor.
Mediha Kayra, öğretmen okulunu bitirir bitirmez, 22 yaşında, yeni kurulan Feyziati ( daha sonraki yıllarda ismi Boğaziçi olarak değiştiriliyor) okulunun kızlar kısmına, müdür olarak atanıyor.
Cahit Kayra, da aynı okulda okuyor.
Babasının hali vakti iyiyken yatılı; daha sonra gündüzlü olarak… Ablasının müdür olması nedeniyle para ödemeden…MÜLKİYEKayra, 1934’te Mülkiye’nin sınavını dördüncü olarak kazanır.
O yıllarda Mülkiye para ödemeden yatılı olarak okunan bir yüksekokuldur.
Öğrencilere her sene bir takım elbise verilir.
İstanbul Yıldız’da olan okul 1937’de üç gün süren bir tren yolculuğuyla Ankara’ya taşınır, adı da Siyasal Bilgiler olarak değiştirilir. 500 kişiden fazla olan okul mevcudu o günlerin Ankara’sının nüfusunu artırır.
Sınıflarında bir tane kız öğrenci vardır.
Cahit Kayra 1938 Haziran’ında Okulu bitirerek Maliye müfettişi olur.Kayra tüm eğitim sürecini ve düşünce sistemini/felsefesini şöyle değerlendirmişti:“Biz milliyetçi ve devletçi olarak yetiştirildik.
Laik Cumhuriyete olağanüstü inancımız ve bağlılığımız vardı.
Sosyalist düşünceyi ve toplumsal gerçekliği 40 yaşından sonra öğrendik.
Benim yetişme biçimimde olan insanlar için, yaşam dürtüsü durmadan çalışmaktır.
Böylece bir işe yaradığımızı, yaşamımıza bir yanıt verebileceğimizi düşünürüz.
Bu tür çalışanlar bir şey ürettiklerine inanırlar.
Bu da onların hakkıdır.“Mehmet Emin Erişirgil -1908 kuşağının önemli, idealist isimlerindendir; sonraki yıllarda hükümetlerde de yer aldı- Mülkiye’nin müdürü, mezuniyet törenimizde bize olan mesajını şöyle açıklamıştı: ‘Siz devlet memuru olacaksınız, devlete hizmet edeceksiniz’ bu söz benim kafama yer etti.
Tabii, hizmet ederken becerikli olmak iyi hizmet etmek var, bu başka bir şey.
Danıştay kararlarını, kanunların maddelerini bilen, tahkikatlar yapan iyi bir maliye müfettişi olmadım.“Ama maliye müfettişliği güzel bir iştir, bana da çok şey verdi.
Hakkâri’ye kadar gittim.
Köyleri dolaşırken karşı karşıya kaldığım insanlar bende bir yandan acıma bir yandan da daha karmaşık duygular oluşturdu.
Kendimi giderek Yakup Kadri’nin Yaban’ındaki, bir kolunu savaşta yitirmiş olan köy öğretmeninin küskünlüğüne kaptırır gibi oldum.
Ama yine de Bilecik’in yaylalarındaki cılız ürününden pay aldığımız fakir köylüye acıdım.
Eskişehir’in zengin, toprak sahibi, besili çiftçilerine, ağalarına gizli bir düşmanlık duydum.”“BİZ BATILI DEĞİLDİK”1948’de Memduh Aytür ve Burhan Ulutan’la birlikte İngiltere’ye staja gönderilirler.
İngiltere’de birçok şeyden etkilenirler ama Türkiye’yi, Türkçeyi çok özlemiş olarak dönerler.
Cahit Kayra, Batı’yla ilgili olarak şu saptamayı yapıyor: “Biz Batılı değildik.
Ama zaman geçtikçe Doğulu da olmadığımızın bilincine varacaktık.” O yıllarda, Köy Enstitüleri, Halk Evleri kapatılır; binlerce kitaplık dağıtılır.
Toplumdan önemli bir muhalif ses çıkmaz.1960-1963 yılları… Ankara’da önemli olaylar olmaktadır:“İsviçre’den Ankara’ya döndüğü zaman 1964 yılında, Maliye Bakanı’na, gümrük tarifelerini değiştirmeyi önerir. “Ne ülkemizi koruyabiliyor ne de vergi alabiliyorduk.
Binlerce madde ve kanun vardı.
Benimle birlikte çalışmak üzere altmış kişi görevlendirildi ve Gümrük tarifelerini değiştirdik.
Bu çok başarılı bir çalışma oldu.
Sonucu Kabine’ye götürdük.
Başbakan İsmet İnönü… Bakan Ferit Melen, ‘Paşa’ya sen anlat’ dedi.
Beni dinleyen İnönü, kendine özgü konuşmasıyla ‘Demek ki bizim Lozan’da kazandıklarımız kaybedilmiş!’ dedi.
Taslağa itiraz edenler oldu.
Paşa onları ikna etti ve tüm üyeler imza ettiler.”Cahit Kayra çok sevdiği İsmet İnönü’ye ilişkin şöyle bir değerlendirme yaptı: “İnönü şansımızdır ama tarih İnönü’nün hesabını daha tam olarak yapmadı.”BORÇLANMACahit Kayra’ya borçlar konusunda ne düşündüğünü de sormuştum.
Yanıtı şöyle oldu:“Benim ve arkadaşlarımın çabası; borçlanma koşullarının iyi olması, ağır olmaması, borçlanılan fonların iyi kullanılmasını sağlamak ve gereksiz yere gelecek için oluşabilecek tehlikeleri önlemekti.
Bizim zamanımızda Hazine’deki görevliler, en küçük borç anlaşması yapılırken kuruşun hesabı üzerinde dururlardı.
Kendi çıkarımızı hiçbir zaman düşünmeden küçük maaşlarımızla bizi yetiştiren topluma karşı görevlerimizi yapmaya çalışırdık.
Kavgamız buydu.“Bugün ortam ve koşullar tümüyle değişmiş görünüyor.
Özellikle 1985 sonrası hükümetler, uyguladıkları borçlanma politikalarının sonucu, Türkiye’yi, Cumhuriyet tarihinde şimdiye kadar görülmemiş biçimde yabancı güçlerin oyuncağı haline getirmiş bulunuyor. 1985 sonrası başlayan dönemin -tüketim, ithalat, faiz- kıskacı ile bugün getirildiği çöküntüyü o tarihlerde tahmin edemezdik.
Türk ekonomisinin içi, bu politika yüzünden, gelişiyor sanısı altında boşaldı.”EMEKLİLİK YAŞAMIEmeklilik yaşamı hastalıklar başlayıncaya 1995’e kadar, çok güzel geçer.
Tetkik Kurulu’nda iken mesleğe ilişkin kitaplar yazmıştır.
Emekli olduktan sonra Bodrum’da yazmaya başlar.
Yazdıklarını Cevdet Kudret ve Mina Urgan’a gösterir.
Her ikisi de devam etmesini söylerler.
Araştırma, çeviri, öykü, anı gibi değişik türlerde yazar.
Kayra’nın emeklilik yaşamına ilişkin yorumu ise şöyle:“Emeklilik bir sonbahar akşamı gibidir ve bir sonbahar bahçesinde yaşanır.
Meyveleri toplanmış, yaprakları yeşilden solgun kızıla dönüşmüş yorgun ağaçlar… Durgunluğun ve yenilginin ürkek fısıltıları… Ve her adımın bir ötesinde sizi bıkmadan yakınmadan bekleyen anılarınız…”Cahit Kayra, onu adım adım izleyen anılarla geçinmenin, en güzel yolunu bulmuş, onları kâğıda geçirerek yok olmaktan kurtarıyor; kaybettiği yakınlarını, dostlarını böylece bir biçimde yaşatıyor.
Bizlere de keyifle okunacak, dersler çıkarılacak kitaplar ulaştırıyor.Cahit Kayra’yı, tüm hizmet ve eserleri için saygı ve minnetle anıyorum.Kaynak: Feyziye Özberk, Bilim ve Ütopya dergisi, İz Bırakanlar dosyası, Cahit Kayra, Sayı:134, Ağustos 2005.Feyziye ÖzberkOdatv.com