Haber Detayı
Moda ile yapay zekânın sessiz ortaklığı
Yapay zekâ podyumda görünmüyor, koleksiyon defterlerine imza atmıyor. Ama bugün modanın en kritik kararları, ne üretileceği, ne kadar üretileceği, ne zaman piyasaya çıkacağı ve nasıl satılacağı giderek daha çok algoritmalarla şekilleniyor. Uluslararası raporlar bu dönüşümün artık geri dönülmez olduğunu gösterirken, Türkiye’de de bu sessiz değişimin güçlü ve somut örnekleri ortaya çıkıyor.
Moda endüstrisi, uzun yıllar boyunca sezgilerle yönetilen bir alan olarak tanımlandı.
Tasarımcının gözü, editörün hissi, alıcının tecrübesi belirleyiciydi.
Bugün ise bu sezgilerin arkasında güçlü bir veri altyapısı var.
Yapay zekâ, tasarımcının yerine geçmiyor; ama tasarım sürecinin görünmeyen ortağı olarak kararları keskinleştiriyor, hatayı azaltıyor ve belirsizliği yönetilebilir hale getiriyor.Rakamlarla değişen moda endüstrisiBusiness of Fashion ve McKinsey & Company tarafından yayınlanan raporlar, yapay zekâ destekli talep tahmini ve koleksiyon planlama sistemlerini kullanan moda şirketlerinin stok fazlasını yüzde 20–30 oranında azaltabildiğini ortaya koyuyor.
Aynı araştırmalar, veri temelli karar alma süreçlerinin kârlılığı çift haneli oranlarda artırabildiğini gösteriyor.Bu yalnızca finansal bir kazanım değil.
Daha doğru planlama, daha az üretim hatası ve daha düşük karbon ayak izi anlamına geliyor.
Böylece yapay zekâ, modanın uzun süredir çözmeye çalıştığı “fazla üretim” sorununa ölçülebilir bir yanıt sunuyor.Tasarımdan önce simülasyon çağı Bugün birçok koleksiyon, fiziksel olarak üretilmeden önce dijital ortamda defalarca test ediliyor.
Yapay zekâ destekli simülasyonlar, kumaşın akışını, formun bedendeki duruşunu ve farklı bedenlerdeki etkisini önceden analiz edebiliyor.
Bu da numune sayısını azaltıyor, zaman kazandırıyor ve tasarımcıya daha kontrollü bir alan açıyor.Moda tarihinde ilk kez, bir fikir podyuma çıkmadan önce dijital bir editoryal elemeden geçiyor.
Bu, yaratıcı özgürlüğü kısıtlamaktan çok, onu daha bilinçli hale getiriyor.Yaratıcılığın yeni zeminiBu dönüşümü erken benimseyen tasarımcılar ve markalar, yapay zekâyı estetiğin karşısına koymak yerine onunla birlikte çalışmayı tercih ediyor.
Ünlü İngiliz moda tasarımcısı Stella McCartney, sürdürülebilirlik stratejilerinde yapay zekâ destekli analizlerle hangi malzemelerin daha düşük çevresel etkiye sahip olduğunu ölçüyor.
Burada yapay zekâ, tasarım kararlarının değil, etik tercihlerin ortağı.Deneysel couture alanında, teknolojiyi geleneksel haute couture işçiliğiyle birleştirmesiyle tanınan Hollandalı tasarımcı Iris van Herpen, algoritmalarla geliştirilen formlar ve dijital simülasyonlar aracılığıyla beden, hareket ve hacim ilişkisini yeniden tanımlıyor.
Van Herpen’in pratiği, yapay zekânın yaratıcılığı sınırlamadığını, aksine onu başka bir boyuta taşıdığını gösteren güçlü bir örnek.Balenciaga ise dijital defileler ve sanal koleksiyonlarla, fiziksel üretimden önce fikirleri test eden bir model uyguluyor.
Bu yaklaşım, modanın yalnızca giyilen değil, kurgulanan ve deneyimlenen bir alan haline geldiğini gösteriyor.Giyilebilir zekâ çağında moda hâlâ duygusal, hâlâ estetik ve hâlâ kişisel.
Ancak artık bu duyguların arkasında çalışan görünmez bir akıl var.
Sessiz, hesaplı ve etkisi her sezon biraz daha artan bir ortak.
Ve belki de modanın geleceğini bu kadar güçlü kılan şey tam olarak bu sessizlik.Yaratıcılık tehlikede mi?
En sık sorulan soru hâlâ aynı: Yapay zekâ yaratıcılığı tehdit ediyor mu?
Moda dünyasından gelen yanıt giderek netleşiyor.
Yapay zekâ, sezgiyi ortadan kaldırmıyor, onu veriyle yüzleştiriyor ve güçlendiriyor.
Son sözü hâlâ insan söylüyor.
Tasarımcı için boş sayfa hâlâ var.
Ancak artık o sayfanın arkasında satış verileri, kullanıcı davranışları, üretim simülasyonları ve çevresel etki analizleri de duruyor.
Tam da bu noktada, tasarımcının bu yeni sistem içindeki rolünün nasıl değiştiğini moda akademisyeni Doç.
Dr.
Başak Boğday Saygılı ile konuştuk.Yapay zekâ artık trend tahmin eden bir araç değil, tasarımın karar mekanizmasına dahil bir sistem.
Bu durum tasarımcının rolünü değiştiriyor mu?
Yapay zekâ tasarımcının rolünü kökten değiştiriyor.
Tasarımcı artık sadece estetik üreten kişi değil; veriyi okuyan, anlamlandıran, yöneten ve stratejiye çeviren sektörün önemli bir aktörü haline geliyor.
Yapay zekâ; ne üretileceğini söyleyebilir, ne talep edildiğini gösterebilir, hangi ürünün satacağını hesaplayabilir, ancak neden üretileceğini, hangi anlamı taşıyacağını, hangi kültürel dili temsil edeceğini söyleyemez, daha da önemlisi yapay zekâ hayal edemez.Tasarımcılar; sadece üreten değil, karar veren akıl olmak zorunda; sadece ilhamla beslenen sanatçı değil, aynı zamanda sistem kuran lider olmak zorunda.
Bu nedenle bu bir tehdit değil; doğru konumlanan tasarımcı için güç transferi.Yapay zekânın aşırı üretim ve stok sorununu çözme potansiyeli sürdürülebilirlik açısından gerçek bir kırılma yaratabilir mi?
Yapay zekâ ile bu durum zorunlu bir dönüşüm.
Bugünkü sürdürülebilirlik tartışmaları hâlâ “malzeme” üzerinden yürüyor, organik pamuk, geri dönüştürülmüş kumaş, yeşil etiketler.
Ancak asıl problem malzeme değil, veriler değerlendirilmeden yapılan üretimler ve veriler değerlendirmeden yapılan bireysel satın almalar.
Yapay zekâ burada kırılma yaratıyor çünkü; satılmayacak ürünü daha tasarım aşamasında eliyor.
Sürdürülebilirlik artık “etiket” değil, verilerle yönetilmesi gereken bir süreç.
Az üretim, doğru üretim, zamanında üretim ile stok sorununu çözebiliriz.Kurucusu olduğunuz bir yapay zekâ moda platformunuz var.
Stilim.ai hayatımıza neler katıyor?
Stilim.ai; insanların hayatlarını kolaylaştıran her gün en az yarım saat kazandıran bir karar destek sistemi.
Stilim.ai için kullanıcının; vücut özellikleri, psikolojik özellikleri ve kariyer özelliklerine göre, kişinin temsili dikkate alınarak oluşturulmuş bir kombin karar vericisi diyebiliriz.
Trendleri değil, kişisel stratejiyi kurar.
Uygulama temelde kişinin varolan gardırobundaki giysileri kombinlemek üzere hazırlanmıştır.
Ancak alışverişe gidildiğinde en büyük kolaylaştırıcıdır.
Tercih ettiğiniz ya da beğendiğiniz giysinin gardıropla uyumlu olup olmadığını hemen satış alma kararını almadan önce kullanarak doğru satın almanı sağlar.
Bir dolap dolusu yanlış kararlarla alınmış giysiler yerine, olanı doğru kullanmayı ve doğru satın almaları yaparak sürdürülebilirliğe katkı sağlayan önemli bir uygulama.Türkiye’den güçlü bir örnek: Arzu KaprolTürkiye’de yapay zekâ ve modayı birlikte düşünen isimlerin başında ünlü tasarımcı Arzu Kaprol geliyor.
Kaprol, teknolojiyi sezonluk bir yenilik olarak değil, uzun vadeli bir tasarım altyapısı olarak ele alan nadir tasarımcılardan biri.Kaprol’un pratiğinde yapay zekâ ve dijital sistemler, estetik bir gösteri unsuru değil, formun nasıl kurulduğunu ve tasarımın bedenle nasıl ilişki kurduğunu belirleyen yapısal araçlar.
Dijital modelleme ve veriyle beslenen üretim süreçleri, tasarımcının dünyasında ilhamdan çok analiz ve işlev üzerinden konumlanıyor.Klima koşullarına göre form değiştirebilen akıllı ceket prototipleri, ekstrem iklimler için geliştirilen teknik kıyafetler ve dijital simülasyon temelli koleksiyonlar, bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor.
Tasarımcıya ait, Türkiye’nin ilk hologram defilesi ve dijital couture sunumları ise modanın yalnızca fiziksel değil, veriyle kurgulanan bir deneyim olabileceğini gösteriyor.
Kaprol’un çizgisi, yapay zekâyı modanın geleceğine yapılan kalıcı bir yatırım olarak okuyan bir perspektif sunuyor.