Haber Detayı

AMD Başkanı Hasan Yücel: Yeraltında en az 1 trilyon dolar var - Altın Haberleri
haberturk.com
29/01/2026 10:43 (2 saat önce)

AMD Başkanı Hasan Yücel: Yeraltında en az 1 trilyon dolar var - Altın Haberleri

Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, dünya hızla “kritik mineraller” çağına girerken, Türkiye için maden potansiyelini üretime dönüştürmenin artık bir seçenek değil stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, “Türkiye’nin bilinen 6 bin 500 tonluk altın potansiyeli, bugünkü fiyatlarla 1 trilyon doların üzerinde bir değere karşılık geliyor. Gelişen teknoloji ve doğru politikalarla bu potansiyeli 10 bin tona çıkarabiliriz. Bu güç, Türkiye’yi ekonomik olarak sıçratacak bir kaldıraçtır” dedi

Gazetelerin ekonomi muhabirleri ile buluşan Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, dünyada rekor üstüne rekor kıran altın fiyatları ve ülkemizin altın varlığı konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Yücel, özetle şunları söyledi: KRİTİK MİNERALLER ÇAĞINA GİRDİK Bir yandan dünya nüfusu artıyor.

Şu anda yer kabuğundan yıllık yaklaşık 60 milyar ton maden tüketiliyor.

Nüfus 10 milyara çıktığında bu tüketim 100 milyar tona ulaşacak.

Yani nüfus artsa da madenler azalmıyor, aksine talep artıyor.

Enerji ihtiyacımız dört katına çıkacak.

Eğer petrolden ve doğalgazdan vazgeçip 2050’ye kadar kullanımlarını %50-60 oranında azaltacaksak, bunların yerine ne koyacağız?

Enerjiyi depolamamız gerekecek.

Yapay zeka, iklimlendirme ve karbon ayak izini silme hedefleri, çok daha fazla enerjiye ve bu enerjiyi üretmek ve depolamak için de minerallere ihtiyaç duyuyor.

Dolayısıyla karbon yakıtlardan vazgeçip “kritik mineraller” çağına geçiyoruz. ÇİN BU DÖNÜŞÜMÜ 1980’LERDE GÖRDÜ Çin bu durumu 1980’lerden beri öngörerek pozisyon aldı.

Hem kaynaklara hakim oldu hem de rafineri ve teknoloji yatırımlarını yaptı.

Şu anda Çin’in eli çok güçlü çünkü teknolojiyle birlikte o minerallere de hakim.

Bir ülkenin bütün minerallere tek başına sahip olma şansı yoktur, mutlaka dışa bağımlı kalırsınız.

Ancak Türkiye bu açıdan en şanslı ülkelerden biri; jeolojik potansiyel olarak 80-90 çeşit mineral çeşitliliğine sahibiz.

DÜNYADAN 100 YIL GERİDEYİZ Dünya bu yeni döneme geçerken petrol bollaşacak ve ucuzlayacak, bunun yerine kritik minerallerin önemi artacak.

Burada Amerika ile Çin arasında büyük bir savaş var.

Amerika, döviz zayıfladığında Çin ile karşı karşıya geleceğini ve eğer teknolojik atılım yapmazsa Çin’in her yeri “istila” edeceğini görüyor. Çünkü Çin, nadir toprak elementleri gibi kritik kaynaklara hakim.

Bugün biz hâlâ “Acaba üretsek mi, doğaya dokunmasak mı?” tartışması yapıyorsak, dünyadan 100 yıl gerideyiz demektir. ÇEVRE HASSASİYETİ Artık teknolojiyi kullanarak iş kazalarını ve çevre hassasiyetini sıfıra indiren, doğayla uyumlu madencilik yapmak mümkün.

Dünyada kaynaklar azalınca uzayda veya deniz diplerinde maden aranıyor.

Türkiye’de ise madencilik standartları son 10 yıldır, özellikle 2016’dan sonra yükseltildi.

Bizim handikabımız şu: Dünyanın en iyi standartlarında çalışan madenimiz de var, 200 yıl önceki ilkel yöntemlerle (örneğin Zonguldak’taki kaçak ocaklar gibi) çalışan yerler de var.

Türkiye bu farkı kapatmak için yasal düzenlemeler yapıyor.

YER ALTININ 50-60 METRESİ Türkiye’nin jeolojik potansiyeli çok yüksek ancak ülke tam olarak aranmamış durumda.

Biz Türkiye’nin yer altının sadece ilk 50-60 metresini biliyoruz.

Derine inildiğinde 70-80 çeşit mineralin varlığını öngörüyoruz.

Bunun için “risk sermayesine” ihtiyaç var.

Madencilikte arama yapmak büyük risk içerir; örneğin 300-350 arama ruhsatından sadece bir tanesi işletmeye dönüşür.

Türkiye’de arama faaliyetlerine karşı bile bir refleks var.

Oysa arama dediğiniz şey 5-10 santimetre çapında bir sondajla yer altına bakmaktır.

Bizim şu an konuştuğumuz madenler hep yüzeye yakın olanlar.

CARİ AÇIĞIN 60 MİLYAR DOLARI ALTINDAN Türkiye’nin cari açığı 110 milyar dolar ise bunun 60 milyar doları maden kaynaklıdır.

Bunun 25 milyar doları altın, 45 milyar doları ise bakır, alüminyum, demir gibi metallerdir.

Türkiye bunların tamamını üretebilecek potansiyelde.

Henüz nadir toprak elementlerini konuşmuyoruz bile.

DÜNYANIN TEK GÜVENLİ LİMANI “Altın üretmesek olmaz mı, ne gereği var?” diye sorulabilir.

Bir kere altın, dünyanın ortak geçerli tek finans aracıdır.

Amerika’nın doları tartışılıyor, yerine kripto veya dijital paralar konuşuluyor.

Ancak tarih boyunca “güvenli liman” algısını koruyan ve hiç tartışılmayan tek değer altın olmuştur.Altın, pazar sorunu olmayan ve dünyanın her yerinde geçerliliği olan bir varlıktır.

Bir kilo altınınız varsa, dünyanın her yerinde hayatınızı idame ettirebilirsiniz.

Altın aynı zamanda enflasyona karşı da ciddi bir koruma aracıdır.

YERİN ALTINDA TRİLYON DOLARLIK GÜÇ Türkiye çok şanslı çünkü hem yer altında hem de “yastık altında” altını var.

Tahminlere göre yastık altında 6.000 ila 8.000 ton altın var.

Ben 8.000 ton tarafındayım.

Bu, kişi başı yaklaşık 100 gram altın demektir.1990’lı yıllarda yapılan projeksiyonlar Türkiye’nin 6.500 ton altın potansiyeline işaret ediyor; bu miktar bugünkü 5.000 dolar/ons seviyesinden hesaplandığında 1 trilyon doların üzerinde bir ekonomik değere karşılık geliyor.

Risk sermayesiyle yapılan çalışmalarla bunun 1.500–2.000 tonluk bölümü rezerve dönüştürüldü.

Ancak mevcut jeolojik veriler ve saha tecrübesi, Türkiye’nin yeraltındaki altın varlığının 10.000 ton, gelişen teknolojilerle ise 12.000 tona kadar çıkabileceğini gösteriyor.

Bu büyüklük, yalnızca bir maden potansiyeli değil; doğru politikalar ve üretimle Türkiye’nin ekonomik dengelerini değiştirebilecek stratejik bir güç anlamına geliyor.

CARİ AÇIĞIN ÇÖZÜMÜ Türkiye’de ilk altın madeni 2001 yılında üretime geçmiştir.

Bu tarihe kadar, altın fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde dahi her yıl 10–15 milyar dolar, pandemi döneminde ise 30 milyar dolara varan altın ithalatı yapılmıştır.

Altın ithalatının cari denge üzerindeki etkisi nedeniyle Merkez Bankası istatistiklerinde “altın hariç cari açık” kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

Türkiye’nin yaklaşık 100 milyar dolarlık cari açığı, klasik sektörlerle kapatılamayacak kadar büyük bir yapısal sorundur.

Bu açığın kalıcı çözümü, yeraltı kaynaklarının üretime kazandırılmasından geçmektedir.

BÜYÜK POTANSİYELE KARŞI DÜŞÜK ÜRETİM Türkiye’nin yıllık altın üretimi 2025 itibarıyla sadece 28 ton seviyesindedir.

Bu miktar, 10.000 tonluk potansiyelin binde ikisine karşılık gelmektedir.

Aynı dönemde Türkiye yılda 140–150 ton altın ithal etmektedir. Üretimin 28 tondan 100 tona çıkması, yatırım ortamının oluşmasına bağlıdır.

YÜKSEK RİSK, YÜKSEK YATIRIM Altın madenciliği, perakende altın alımına benzemez.

Bugüne kadar: 10 milyar dolar üretim yatırımı, 2 milyar dolar arama yatırımı yapılmıştır.

Yani 28 tonluk üretimin arkasında 12 milyar dolarlık bir sermaye riski bulunmaktadır.Dünya genelinde kıymetli ve metalik maden aramalarına yılda yaklaşık 12 milyar dolarlık risk sermayesi ayrılırken, bunun %44’ü altın aramalarına yönlendirilmektedir.

Türkiye’de ise altın aramalarına ayrılan yıllık risk sermayesi yalnızca 40 milyon dolar seviyesindedir; bu da dünya genelinde altın aramalarına ayrılan toplam kaynağın sadece binde 7’sine karşılık gelmektedir.

Bu tablo, Türkiye’nin sahip olduğu güçlü jeolojik potansiyele rağmen arama yatırımlarında küresel ölçekte yeterince pay alamadığını ve bu alanda ciddi bir yatırım açığı bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 300 ARAMADAN BİRİ MADENE DÖNÜŞÜYOR Altın için yaklaşık 350 arama ruhsatı alınıyor; ancak bunlardan yalnızca biri işletmeye dönüşebiliyor.

Geriye kalan 349 arama, zarar hanesine yazılıyor.

Bir aramanın madene dönüşebilmesi için, işletmenin büyüklüğüne bağlı olarak en az 250 ila 400 milyon dolar düzeyinde yatırım yapılması gerekiyor.Altın üretiminin düşük kalmasının nedeni kaynak yetersizliği değildir. Çevre hassasiyeti üzerinden yürüyen tartışmalar.

Uzayan izin ve prosedür süreçleri, lisansların çok parçalı yapısı, risk sermayesinin süreklilik göstermemesi, toplumda madenciliğin yeterince doğru anlaşılmaması gibi yapısal sorunlardır.Türkiye’de 17–18 civarında çalışan altın madeni bulunmaktadır.

Ancak bunların yalnızca 4–5 tanesi büyük ölçeklidir.

Toplam üretimin büyük bölümü 3–4 büyük şirket tarafından gerçekleştirilmektedir. ÇÖPLER (İLİÇ) MADENİNİN ETKİSİ Çöpler Madeni, yıllık 7–8 tonluk üretimiyle toplam üretimin yaklaşık %25’ini oluşturmaktadır.

Bu madenin kapalı olması, Türkiye’nin toplam altın üretiminde ciddi düşüşe neden olmuştur.

Türkiye geçmişte 42 ton üretim seviyelerini görmüştür.

YERLİ-YABANCI DENGESİ Ülkemizde 28 tonluk üretimin yaklaşık %60’ı yerli şirketler, %40’ı yabancı sermayeli şirketler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Yabancı sermayeye yönelik toplumsal bir refleks olduğu görülmektedir; ancak bu sermayeyi dışlamak çözüm değildir.

Hem arama teknolojilerine hem de risk sermayesine ihtiyaç vardır.

Yabancı sermaye, yerli ortaklık modelleriyle teşvik edilebilir.

Yabancı sermayeli şirketler Türkiye’de Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmakta ve yerli şirketlerle aynı vergilere tabidir.

Kâr transferleri de vergilendirilerek yapılmaktadır.

EMEKLİYE PAY TARTIŞMASI Türkiye yılda 22 milyar dolar altın ithal etmekte, buna karşılık yalnızca 3 milyar dolar civarında altın üretmektedir.

Bu üretimin yaklaşık %50’si operasyonel maliyettir.

Kalan kâr üzerinden %25 kurumlar vergisi ödenir.

Devlet hakkı, altın fiyatına endekslidir.

Altın fiyatı 3.000–4.000 dolar/ons seviyesinde olduğunda devlet hakkı %18–25 aralığına yükselmektedir.

Uluslararası çalışmalara göre: Yüksek vergi uygulandığında 100 projeden sadece 18’i üretime geçebilir.

Makul vergi rejiminde ise 67 proje hayata geçmektedir.

Asıl mesele, tek tek yüksek oranlar değil; toplam ekonomik katkıdır.

SİYANÜR VE ÇEVRE ALGISI Siyanür, altın madenciliğinde kapalı devre sistemlerde kullanılmakta ve doğaya deşarj edilmemektedir.

Kontrolsüz durumda dahi siyanür güneş ışınlarıyla parçalanır, kalıcı bir ağır metal değildir.

Dünyada siyanür nedeniyle hayatını kaybeden bir madenci örneği bulunmamaktadır.

DENETİMDE YENİ MODEL Madenler bugün kamu tarafından denetlenmektedir; ancak kalıcı ve güvenilir bir yapı için devletin her aşamayı birebir denetlemesi yerine, yatırım ve operasyon süreçlerini kapsayan bağımsız denetim mekanizmalarını kuran ve yöneten bir rol üstlenmesi gerekmektedir.

Dünyadaki uygulamalarda olduğu gibi iç ve dış bağımsız denetim sistemleri esas alınmalı, bu denetimlerin maliyeti yatırımcıya yansıtılmalı ve sonuçlar şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Dış finansman kullanılan projelerde zorunlu tutulan bağımsız denetim yaklaşımı, istisna değil sektör standardı haline gelmelidir.

Böylece çevreye zarar verenle işini doğru yapan net biçimde ayrıştırılabilir; standartlara uyanın önü açılırken, ihlal edenlerin ruhsatları tereddütsüz iptal edilebilir.

PLANLAMA EKSİKLİĞİ Planlama eksikliği, maliyetleri doğrudan artırmaktadır.

İstanbul’da taş üretilmezse, bu ihtiyaç başka bölgelerden taşınarak karşılanmak zorunda kalınır ve konut maliyetleri ciddi şekilde yükselir. Çözüm, üretimi tamamen reddetmek değil; standartları yükseltmektir.Bir ülke kendi ihtiyacını üretmek zorundadır. Üretmezse ithal eder ve dışa bağımlı hale gelir.

Hem iç ihtiyacı karşılamak hem de satılabilir katma değer üretmek esastır.

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL MADEN POTANSİYELİ Karadeniz, Çanakkale ve Balıkesir öne çıkan bölgeler arasındadır.

İç Anadolu’da da rezervler bulunmaktadır.

Doğu Anadolu ise güvenlik sorunları nedeniyle yeterince aranmış değildir ve ciddi bir potansiyel barındırmaktadır.Bir bölgede çok sayıda ruhsat olması, her yerin maden olduğu anlamına gelmez.

Rezervin varlığı jeolojik yapıya bağlıdır.

Ruhsat sahasının genişliği, işletilebilir rezerv bulunduğu anlamına gelmeyebilir.

SU KULLANIMI Maden şirketleri, buldukları su kaynağını sınırsız kullanamaz.

İçme suyu ve tarımsal sulama önceliklidir; ancak artan su varsa sanayi ve maden kullanımına izin verilir.Dünyanın enerji ihtiyacı önümüzdeki dönemde katlanarak artacaktır.

Kömür ve doğalgazın yerini yeşil enerji alacaktır; ancak bu dönüşüm tamamen metal madenciliğine bağlıdır.

Lityum, kobalt, bakır, alüminyum ve nadir toprak elementleri olmadan yeşil enerji mümkün değildir.Madenciliği dışlayan bir yaklaşım, yeşil enerjide de dışa bağımlılığı artırır.

Doğru yaklaşım, madenciliği reddetmek değil; eksikleri gidererek, standartları yükselterek güçlü bir sektör inşa etmektir.

KATMA DEĞERİN ZİRVESİ YER ALTINDA Altın, katma değeri en yüksek madenlerin başında gelmektedir.

Nitekim 2025 yılında Türkiye’nin 273 milyar dolarlık ihracatında, 1 kilogram ihracatın ortalama değeri yalnızca 1,5 dolar seviyesindeyken, 1 kilogram altının değeri yaklaşık 110 bin dolardır.

Başka bir ifadeyle, 1 kilo altın, ortalama ihracatta on binlerce kiloluk ürüne eşdeğer bir ekonomik değer yaratmaktadır.

Altını, kilogram başına yaklaşık 650 dolar ile mücevherat ve 100 dolar civarıyla İHA–SİHA gibi savunma sanayi ürünleri izlemektedir.

Bu tablo, dış ticaret açığını kapatmanın yolunun yükte hafif, değerde ağır üretimden geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Altın Madencileri Derneği olarak hedefimiz; altından kaynaklanan dış ticaret açığını azaltmak, altın madenciliğini uluslararası standartlarda, çevreyle uyumlu ve sorumlu madencilik ilkeleriyle ülke ekonomisine kalıcı katma değer sağlayan stratejik bir alan haline getirmektir.

YERLİ ALTIN DÖVİZ YUTMAZ Türkiye’de madenlerden üretilen altının yurt dışına satılması yasaktır; tüm yerli üretim Borsa İstanbul üzerinden işlem görür ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Darphane alımda öncelik hakkına sahiptir.

Merkez Bankası, yurt içindeki madenlerden çıkan altını Türk Lirası ödeyerek doğrudan madenciden satın alırken, ithal altın için döviz ödemek zorundadır.

Bu nedenle yerli altın üretimi yalnızca bir madencilik faaliyeti değil; döviz tasarrufu sağlayan, cari açığı azaltan ve finansal istikrarı güçlendiren stratejik bir ekonomi politikasıdır.

ALTIN YÜKSELDİKÇE KAMU PAYI ARTIYOR Madenciler, sanayicilerin ödediği 4 kalem vergiye ek olarak ruhsat, orman izin, rehabilitasyon ve devlet hakkı dahil toplam 8 kalem vergi ve bedel ödemektedir.

Altın madenciliğinde devletin payı sabit değildir; fiyat yükseldikçe artan oranlı yapıyla otomatik olarak artar. 2025’te 3.431 $/ons seviyesinde %19 olan devlet hakkı, 2026’da 4.501–4.800 $/ons aralığında %23’e, 5.000 $/ons seviyesinde ise yaklaşık %25’e çıkar.

Böylece altın fiyatındaki her artış, ek düzenlemeye gerek kalmadan kamunun gelirini doğrudan artırır.

Madencilikte dünyanın en yüksek devlet hakkı, orman izin bedelleri ve kurumlar vergisi Türkiye’de uygulanmaktadır.

ALTININ YÜKSELİŞİ KALICI Altındaki yükseliş tek bir yıla ya da geçici bir harekete indirgenemez. 2025 rekorları, jeopolitik riskler, küresel belirsizlikler, merkez bankalarının artan alımları ve enflasyonla mücadeledeki kırılganlığın sonucuydu. 2026’da bu risklerin azaldığını söylemek mümkün değil; aksine dünya daha öngörülemez hale geliyor.

Bu ortam, altının güvenli liman gücünü daha da pekiştiriyor.

Kısa vadeli dalgalanmalar olsa da, orta ve uzun vadede yükseliş trendinin korunacağı, altının 2026’da da yatırımcı ve üreticinin ana gündemi olacağı net.

MADEN YERİNDE ÇIKARILIR Madenlerin bulunduğu yeri değiştirmek mümkün değildir; bu nedenle bazı sahalarda madenli kayaçların üzerinde ağaçlar bulunabilir.

Bu alanlarda ağaçlar nakledilebilir ya da rezerv tükendikten sonra sahalar yeni mevzuat gereği rehabilite edilerek doğayla uyumlu hale getirilir.

Nitekim Türkiye’de madencilik sonrası başarıyla iyileştirilmiş pek çok örnek bulunmaktadır; geçmişte rehabilite edilmeden bırakılmış sahalar ise bugünkü uygulamaları ve standartları temsil etmemektedir.

HER YERDE MADENCİLİK YAPILMAZ Türkiye’de maden arama ruhsatı verilirken milli parklar, sit alanları, mutlak ve kısa–orta mesafeli su havzaları ile gen koruma alanları gibi madenciliğe kısıtlı bölgelerde ruhsat verilmez.

Maden çıkarımı için kullanılan alanlar, ülke yüzölçümünün yalnızca binde 1,8’i düzeyindedir.

Orman alanlarının ise yaklaşık binde 3’ü, madencilik faaliyetleri için geçici olarak kullanılmaktadır.

ALTIN KÜRESEL BELİRSİZLİĞİN SİGORTASI Biz üreticiler açısından altın yalnızca bir yatırım aracı değil; ülkeler için stratejik bir ekonomik değerdir.

Türkiye gibi rezerv potansiyeli yüksek ülkeler için asıl kazanım, bu küresel dönemi doğru politikalarla üretime dönüştürmektir.

Kalıcı fayda fiyat artışından değil, yerli üretimin ekonomiye katkısından gelir.

Altını yalnızca fiyatı yükselen bir emtia olarak okumak eksik olur.

Bugün altın; jeopolitik gerilimlerin, enerji savaşlarının ve küresel belirsizliğin sigortasıdır.

ALTIN TÜRKİYE İÇİN ZORUNLULUK Türkiye bu dönemi doğru okursa, altın fiyatlarındaki yükselişten yalnızca yatırımcı değil; ülke ekonomisi, sanayisi ve stratejik bağımsızlığı da kazanır.

Yurt içinde üretilen her ton altın; ithalatı azaltır, döviz çıkışını sınırlar ve cari açığı doğrudan aşağı çeker.

Yerli üretim, rezerv yönetimini güçlendirir ve ülkenin ekonomik manevra alanını genişletir.

Altın madenciliği; istihdam, teknoloji ve yerel kalkınma yaratır.

Asıl katma değer, altının nasıl üretildiğinde ortaya çıkar. 100 TON ALTIN ÜRETİMİ Türkiye; insan kaynağı, mühendislik bilgisi ve altyapısıyla yılda 100 ton altın üretimini kendi imkânlarıyla gerçekleştirebilecek seviyededir.

Bu hedef, Türkiye’nin altın madenciliğinde ulaştığı seviyenin doğal sonucudur.

Altın; enerji ve savunma sanayii gibi stratejik sektörler arasında ele alınmalıdır.

Ancak bu bakış açısıyla risk sermayesi sektöre yönelir.

Bürokratik gecikmeler üretimin önündeki en büyük maliyettir. Öngörülebilirlik, sermayenin anahtarıdır.

YENİ DÜNYA YENİ MADENCİLİK Madenciliği yeni ekonominin kurucu unsuru haline getiriyor.

Elektrikli araçlardan bataryalara kadar bu dönüşüm, daha fazla maden ve metal gerektiriyor.

Altın, bu dönüşüm sürecinde finansal istikrarın güven unsuru olmayı sürdürüyor.

Nadir metaller ve kritik mineraller, enerji ve teknoloji çağının temel girdileri.

Asıl güç, bu kaynakları uç ürüne dönüştürebilmekte.

Türkiye, jeofizik potansiyelini; bilimi merkeze alan, çevreyle uyumlu ve yüksek teknolojili üretimle birleştirdiğinde, bunu yalnızca ekonomik kazanca değil jeopolitik üstünlüğe dönüştürebilir.

İlgili Sitenin Haberleri