Haber Detayı

Faşizan saldırı ve tehditler yeniden artarken...
Doğan özgüden artigercek.com
29/01/2026 00:00 (1 saat önce)

Faşizan saldırı ve tehditler yeniden artarken...

İnci Tuğsavul ile 61 yıldır birlikte mücadelemizin ürünü olan Sürgün Yazıları'nın yeni çıkacak Türkçe ve Fransızca son ciltleri saldırganlara hak ettikleri yanıtımızdır

Geçen haftaki yazımda 80 yıl önce, 1946'da, Kürt ulusunun İran'da kurduğu Mahabat Cumhuriyeti'ni yok edenlerin bugün aynı ulusun Suriye'deki Kürt özerk yapılanması Rojava'ya karşı aynı alçaklıkla saldırmaya başladığını yazmıştım. "Terörsüz Türkiye" aldatmacasının başlatıcısı olan MHP lideri Devlet Bahçeli yaptığı bir konuşmada doğrudan SDG'yi hedef alarak "Fırat’ın doğusunda, Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal halde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm halinde hayata geçirilmelidir" diye fetva vermişti.

DEM parti liderlerinin bir yılı aşkın süredir kendisine saygı ve sevgilerini esirgemediği Bahçeli geçen hafta daha da azıtarak sadece SDG'yi değil, doğrudan DEM'i de hedef almakta gecikmedi: "DEM Parti Kürt kardeşlerimizi ajite etmekten, Siyonizm’in değirmenine su taşımaktan, küllenen ateşi maşa gibi karıştırmaktan derhal vazgeçmelidir.

Herkes aklını başına almalıdır.

Sabır ve sinirleri tahrip etmenin sonu hiç kimseye bir şey kazandırmayacak, bilakis ve bilahare uzatılan el kalkan yumrukla yer değiştirebilecektir." Üstelik bu saldırısında, bir süre önce kendisine özel dokuttuğu bir kilim hediye etmiş bulunan PKK lideri Öcalan'ı kendi müttefiki olarak kullanmaktan da çekinmedi: "DEM Parti bir karar vermek durumundadır: PKK’nın kurucu önderinin yanında mı yoksa karşısında mıdır?

Terörün yedeğinde mi duracak, yoksa terörsüz bir geleceğe hizmet mi edecektir?" Geçen yıl Bahçeli'nin dayatmasıyla TBMM'de kurulan "Terörsüz Türkiye" Komisyonu'nun başkanı Numan Kurtulmuş da Suriye Kürtlerini hedef almakta gecikmedi, DEM'in Rojava'daki özerk yönetime yönelik saldırılara karşı çıktığını yok sayarak, bu partinin komisyondaki üyelerinin görüşünü dahi almadan, "PYD/YPG, ismi ne olursa olsun, bir terör örgütüdür.

Yeter, hiç kimse Suriye'yi terör örgütleri vasıtasıyla zehirlemeye kalkmasın" diye gözdağı verdi.

Terörle mücadele uzmanı olarak Türk medyasında sık sık görüşüne başvurulan Emekli Kurmay Albay Dr.

Çağlar Özer de, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan söyleşisinde, hedef büyüterek "Kandil efsanesi çökmüştür.

Yakında Kandil de söküp atılacaktır" diye fetva vermekte gecikmedi.

Daha birkaç ay önce DEM milletvekillerinin Meclis açılışında büyük saygı ve sempati ifadeleriyle bir araya geldiği Recep Tayyip Erdoğan da salı günü yaptığı bir konuşmada "Cumhurbaşkanı Şara’nın yayımladığı son kararname ile Esed rejiminde vatandaş bile sayılmayan Kürt kardeşlerimizin temel haklarının güvenceye alındığını görmekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz" diyerek islamist diktatör El Şara'yı överken SDG'ye "Devlet içinde devlet olmaz.

Devlet içinde ayrı silahlı güç olmaz, paralel ordu olmaz..." tehdidi savurmakta gecikmedi.

Bu iç karartıcı gelişmeler karşısında Türkiye'de Barış İçin Toplumsal Girişim adına yayımlanan 1381 imzalı açıklamada şu uyarı yapıldı: "Çağdaş hukuk altında yaşamak isteyen herkes anımsasın, tasfiye edilmeye çalışılan Kürtler, Suriye ve Ortadoğu’yu selefi taassuba boğmaya çalışanlara karşı direnci temsil ediyor.

Düşmanlaştırılan Özerk yapı, bölgeyi IŞİD tahakkümünden kurtararak gerçekleşti.

Bu ülkede başta Suruç ve 10 Ekim katliamları olmak üzere IŞİD’in kaç insanı katlettiğini, nasıl travmalara neden olduğunu unutmayalım!

Yapılan her yanlış tarihsel travmaları tetikliyor.

Yalanlarla yazılan tarihten, gerçeklerin değil rivayetlerin, kışkırtmaların esas alındığı dünden ve bugünden artık yorulmadık mı?

Sorumsuzca kullanılan nefret diliyle, ortak geleceğimizi kurabilir miyiz?

Suriye’de Kürt yurttaşların akrabaları öldürülürken Türkiye’de barış nasıl olur?

Barış birlikte iyileşme demektir.

Kırılmış kalblerle, incinmiş insanlarla, onuru hiçe sayan dayatmalarla barış gerçekleşemez." İnci ile benim de imzacısı olduğumuz bu açıklamada bahsedilen nefret dili, "Terörsüz Türkiye" sürecinin başlatıcısı Bahçeli'nin gerçek kimliğine geri dönerek Türkiye'den sonra Suriye'de de "devlet terörü"nü egemen kılma provokasyonlarını başlatmasından sonra sadece iktidar yanlısı medyaya değil, sosyal medyaya da egemen olmaya başlamış durumda...

Onun prokovatif ve agresif saldırılarının hemen ardından Rojava Kürtlerinin haklarını savunan ve görüşlerini yansıtan haber ve yorumlarımıza hakaret ve tehdit dolu yorumlar gelmeye başladı.

Bizim için ilk değil...

Türkiye'de Ant'ı yayınlarken de, sürgünde İnfo-Türk'ü yayınlarken de Türk Devleti'nin, onun emrindeki dış misyonların, medyanın ve kuruluşların saldırı ve tehditlerine hedef olduk.

Her zaman olduğu gibi bugün de bu saldırı ve tehditler bizi yıldıramayacaktır.

Yarın İnci ile birlikte sadece özel yaşamımızda değil, gazetecilikte ve sosyo-politik mücadelelerde birlikte oluşumuzun tam 61. yıldönümü...

Ekteki görselde görüleceği gibi, İnci ile birlikte 1965 yılında Türkiye'nin en eski gazetesi Akşam'ı solun günlük sesi haline getirerek başlattığımız ortak mücadele 1967'den itibaren sosyalist Ant dergisi ve Ant kitaplarıyla hem iktidarın, hem de ordunun devamlı saldırı hedefi olan bir boyuta ulaşmıştı. 12 Mart 1971 darbesinin bizi mecbur ettiği sürgün yaşamımızda mücadelemiz, dünyanın baskı altındaki çeşitli ülkelerinden gelmiş siyasal sürgünlerle dayanışma ve güçbirliği içinde tam anlamıyla enternasyonalist bir boyut kazandı.

Türkiye'deki faşist darbelere karşı 70'li yıllarda Demokratik Direniş, 80'li yılların başında Demokrasi İçin Birlik ile başlattığımız mücadeleyi onyıllardır İnfo-Türk başta olmak üzere Tek Cephe, Yürüyüş, Demokrat Türkiye, Özgür Bakış, Yazın, Barış/Aşıti, Artı Gerçek, Sürgün ve Avrupa Demokrat'ta yayınlanmış olan yorum ve haberlerimizle sürdürdük.

İnci ile birlikteliğimizin 61. yıldönümünün hemen ardından, iki hafta sonra da, sürgündeki mücadelemizde çok önemli bir yeri olan Artı Gerçek'in 9. kuruluş yıldönümü geliyor...

Türkiye’de Tayyip iktidarının barış sürecini sabote ederek başkanlık diktası kurmak üzere misli görülmemiş bir baskı ve zulüm kampanyası başlattığı, Meclis’in 3. grubunu oluşturan HDP’yi yok etmek üzere kitlesel tutuklamalara gittiği, Kürt yerleşimlerinde taş üstüne taş bırakmadığı dönemdi...

Yurt dışında o dönemin iki önemli olayından biri mücadeleyi yurt dışında da yürütmek üzere 4 Şubat 2017’de Brüksel’de Halkların Demokratik Kongresi - Avrupa örgütünün kuruluşu, diğeri de Köln'de Celal Başlangıç ve sürgündeki diğer gazeteci dostlarımızın girişimiyle Artı Gerçek'in yayına başlamasıydı.

Artı Gerçek dijital olarak 8 Şubat 2017'de Almanya'nın Köln kentinde yayına başladıktan bir ay sonra, 18 Mart 2017'de de, Köln'de tüm dostları bir araya getiren bir törenle, görsel yayıncılıkta büyük bir atılım olan Artı TV yayına girmişti.

Geriye baktığımda, sürgündeki gazetecilik yaşamımın son dokuz yılında Artı Gerçek'in müstesna bir yeri var...

Dokuz yıl boyunca hiçbir hafta aksatmadan görüşlerimi onun sayfalarında dile getirdim...

Sonuncusuyla sayısı 460'ı aşan bulan Artı Gerçek yazılarım, ilk cildi 2019'da yayımlanmış bulunan, sonuncu 9. cildi de önümüzdeki hafta yayımlanacak olan Sürgün Yazıları'nda en büyük yeri tutuyor.

Sürgün Yazıları, 2010 ve 2011 yıllarında yayımlanmış olan iki ciltlik "Vatansız" Gazeteci adlı anılarım ve İnci'nin mücadeleli yaşamını anlatan Vatansızlığı Vatan Eylemek adlı kitabımla birlikte 55 yılı sürgünde geçen 74 yıllık bir gazetecilik yaşamının içtenlikle kağıda dökülmüş öyküsüdür.

Artı Gerçek yazılarımın Şubat 2017'den Aralık 2024 sonuna kadar olan bölümünün Fransızca çevirileri Ecrits d'exil adı altında dört cilt olarak yayımlanmış bulunuyordu. 2025 başından günümüze kadarki yazılarımın ve bizim mücadelemiz üzerine Türkiye'deki dostlarımızın yazmış olduğu yazıların Fransızca çevirilerini içeren Ecrits d'exil 5 de önümüzdeki hafta Sürgün Yazıları 9 ile birlikte yayımlanacak. 1965'den bu yana Türkiye'de ve sürgünde yayımlanmış tüm kitaplarım gibi bu iki kitabın pdf'lerine de İnfo-Türk'ün Internet sayfasında erişip okumak mümkün olacak.

Birlikteliğimizin 61. yıldönümünde, ortak mücadelemizin her alanında ve aşamasında olduğu gibi, bu son iki kitabımın redaksiyonu, sayfa düzeni, dizgi ve baskısı konusunda da, gittikçe yoğunlaşan sağlık sorunlarına rağmen, büyük bir özveriyle tüm sorumluluğu üstlenen sevgili hayat ve mücadele arkadaşım İnci'ye teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

İlgili Sitenin Haberleri