Haber Detayı

Zeynel Emre'den 'Aziz İhsan Aktaş davası' çağrısı: 'Bırakın herkes görsün, herkes izlesin'
Türkiye cumhuriyet.com.tr
27/01/2026 17:36 (1 saat önce)

Zeynel Emre'den 'Aziz İhsan Aktaş davası' çağrısı: 'Bırakın herkes görsün, herkes izlesin'

CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Aziz İhsan Aktaş davasına ilişkin Davayı 25 basın mensubunun izlemesine karar verildi. Ve bu 25’in 5’i yabancı, 2’si yerli basın mensubu ve bunların kimler olacağına da yine mahkeme karar veriyor. Eğer siz iddianıza güveniyorsanız koyun kameraları, bırakın herkes gelsin, herkes izlesin. Ve halkın hakemliğinde bu işin kararını direkt halk versin dedi.

CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi.

Emre’nin açıklamasında öne çıkanlar şöyle: Sayın Cumhurbaşkanı'nın şöyle bir söylemi olmuştu geçmişte; ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diye.

Biz İstanbul Belediyesi'ni ve İstanbul Belediyesi'yle birlikte büyükşehir belediyelerini kazandığımız 2019 seçiminden itibaren bir kara propagandayla karşı karşıya kaldık.

Ve belediye başkanlarımızın hiç yapmadığı, hiç olmadık söylemler, hizmetlerin engellenmesine yönelik her türlü iktidarı elinde bulundurmanı verdiği güçle her türlü engellemeye giriştiler.

Bu yeri geldi o il ve ilçelere hizmetlerin engellenmesi yeri geldi, bizim yapacağımız hizmetlere ilişkin sadece usulü olarak atılması gereken bir imzanın atılmaması yoluyla da gerçekleşti.

Ancak tüm bu kara propagandalar halk nezdinde bir işe yaramadı.

Halk gerçekten kimin hizmet etmek istediğini, kimin hizmet ettiğini, kimin iyi niyetli, kimin kötü niyetli olduğunu çok güzel bir şekilde ayırdında olarak 2024 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin sahip olduğu belediye sayısını arttırdı.

Daha önce almış olduğu yerlerdeki memnuniyet oranının arttığını gördük.

İşte tam bundan sonra Tayyip bey elindeki imkanlarla Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adeta bir siyasi uzantısı haline getirdiği yargı kollarıyla partimize yönelik kumpaslara girişti.

Ve bunu da önce aleni talimat vererek ‘Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerini bir silkeleyin’ diyerek soruşturmalara ilişkin ipucular vererek soruşturmaya ilişkin içeriği bildiğine ilişkin çok net ifadelerle bu kumpasın arkasında olduğunu işaret etti.

Ve peşine bizim belediye başkanlarımıza haksız gözaltılar, tutuklamalar, belediye bürokratlarına yönelik tutuklamalar, Sayın İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda belediye başkanımız Silivri zindanlarına gönderildi.

ORTADA AÇIK BİR ALGI OPERASYONU VAR Şimdi bugün ise hakikaten Türk yargı tarihinin ileride utançla anılacak uygulamalarından birine şahitlik ediyoruz.

Biz kendi arkadaşlarımıza güveniyoruz.

Siz eğer iddialarınıza güveniyorsanız buyurun TRT'den canlı yapın. 86 milyon yurttaşın erişimine açın, vatandaşımız görsün kim haklı kim haksız.

Buna ilişkin gerek Milliyetçi Hareket Partisi gerek Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ilk başta olumlu açıklamalar yapıldı. 'Peki yapalım' dendi.

Ancak bizim bu konudaki bir yasal düzenleme yapılması yönündeki kanun teklifimiz Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi oylarıyla reddetti.

Çünkü ortada açıkça bir algı operasyonu var, açıkça insanların zihnini bulandırmak için yapılan bir çalışma var.

Dosyadaki gerçeklerle yürüyen kara propaganda uyuşmuyor.

Bugünkü düzenin adı ne dediğimizde?

Suçluysan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne geç, kurtul.

Masumsan Cumhuriyet Halk Partisi'nde kal, cezaevine git.

Şu an uygulanan tablo o kadar net.

AZİZ İHSAN AKTAŞ, 700 YIL HAPİSLE YARGILANIYOR...

BU KİŞİ İÇERİDE Mİ?

Bakın davanın bir numarası olarak gösterilen kişi Aziz İhsan Aktaş, 700 yıl hapisle yargılanıyor.

Bu kişi içeride mi?

Değil.

Dışarıda, tutuklu değil.

Ve bugünkü duruşmanın başlangıcında gördük ki 10’dan fazla koruma verilmiş kendisine.

Hepimizin herkesin girdiği kapıların dışında özel VIP salonlardan içeriye alınıyor.

Ve bunun karşısında bu kişinin suçladığı insanlar 4 yıla kadar hapisle yargılanan belediye başkanları tutuklu.

İşte buradan kimse adalet beklemesin.

Bakın Zeydan Karalar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı.

Bu dosyayla direkt ilintili ilişkili olduğuna yönelik hiçbir belirti, hiçbir delil, hiçbir emare dahi yok.

Eğer kendisiyle ilgili bir iddia var ise Seyhan Belediye başkanı olduğu dönemde, yetkili yer mahkemesi Adana ama o da Silivri Cezaevi’nde tutuklu bir şekilde yargılanıyor.

Burada tabii hukuktan bahsedemeyiz, bu açıkça bir düşmanlıktır.

SİSTEM ÇOK AÇIK; YA AK PARTİ'YE KATILIRSIN YA SİLİVRİ'YE ATILIRSIN Ve dosyaların gizliliği bir tarafa 25 basın mensubunun izlemesine karar verildi.

Ve bu 25’in 5’i yabancı, 2’si yerli basın mensubu ve bunların kimler olacağına da yine mahkeme karar veriyor.

Eğer siz iddianıza güveniyorsanız koyun kameraları, bırakın herkes gelsin, herkes izlesin.

Ve halkın hakemliğinde bu işin kararını direkt halk versin.

Şimdi bizim Genel Başkanımız sayın Özgür Özel'in ifade ettiği gibi dosyada en çok işi olanlar cezaevi korkusuyla saf değiştirenler.

Sistem çok açık; ya AK Parti'ye katılırsın ya Silivri’ye atılırsın.

Bu sistem bugün işliyor.

AK Parti'ye katılanlar kurtuldu, dik duranlar bedel ödemeye devam ediyor.

Ve biz burada bir bireysel savunma içerisinde değiliz, bu ülkenin adaletini savunuyoruz.

Bu ülkenin geleceğini savunuyoruz.

Eğer burada bir samimiyet varsa buyurun arkadaşlar.

Herkesin erişimine mahkeme salonları açılsın.

BİZ ÇOCUKLARI KULLANIP SİYASET YAPMAYIZ, BİZ HİZMET ÜRETİRİZ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kreşte bir çocuğa şiddet uygulandığı iddiasına ilişkin de konuşan Emre, CHP’nin belediyeler eliyle yurttaşların sorunlarını çözmeye çalıştığını belirterek şöyle konuştu: Bizim önceliğimiz tabii hep söylüyoruz siyasi polemikler değil.

Vatandaşın mutfağındaki yangındır, yaşadığı sıkıntılardır.

Bunları giderebilmek için elimizdeki imkanlarla birlikte sosyal belediyecilik anlamında yapabileceğimiz her şeyi yapmaya çalışıyoruz.

Bir kara propaganda var sürekli, biz işimize bakmak istiyoruz.

Bu ülkenin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini herkesten fazla istiyoruz.

Yurttaşlarımızın refahını istiyoruz.

Ama durmak bilmeksizin bir saldırı kampanyasıyla karşı karşıyayız.

Son dönemde de şöyle bir iddiayla karşı karşıyayız.

Biliyorsunuz bizden önce hiç olmayan çocuk etkinlik merkezlerinin sayısı İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan 127.

Altını çizelim bizden önce sıfırdı, şu an 127 tane çocuk etkinlik merkezi var.

Şimdi Eyüpsultan'da en son İstanbul Büyükşehir Belediye Bünyesi'nde bir çocuk etkinlik merkezindeki bir konu üzerine çok çirkin bir siyasetin uygulandığını görüyoruz.

Önce şunun altını çizelim, 1 Aralık tarihinde oradaki dikkatli bir eğitmenimiz bir evladımızın göğsündeki bir morluk üzerine onu soruyor, bunun peşine düşüyor, araştırıyor.

Çocuğun annesini arıyor, çocuğun annesi ‘ya arkadaşlarla oyun oynarken düşmüştür’ diyor ama bu ifade dahil bütün olan biteni tutanak altına alıyor.

Yetkililerimiz hiç vakit kaybetmeden olayın soruşturulmasıyla ilgili burada bu hizmet biriminde 35 kamera var.

Kör nokta yok değerli arkadaşlar bakın 35 kamera var ve her yer görülüyor.

Kanunen 15 gün kayıt tutulma süresi var, 3 ay boyunca o kayıtlar tutuluyor.

Ve buralardaki tüm araştırmalar bizzat bizim tarafımızdan gerçekleştiriyor ama bundan iktidar çevreleri haber olunca manipülatif bir şekilde haberler karalama kampanyası sanki olayın üstü örtülüyormuş gibi haberler sanki kameralarda kör nokta varmış gibi işte değerlendirmeler ve ilk etapta orada ilgili eğitmen herhangi bir şekilde kendisiyle ilgili gözaltı ve tutuklama yokken işte basın çağrılıyor olay yeri inceleme ekipleri bir baskın görüntüsü ve peşine her şey ortada olmasına rağmen o eğitmenin de olayda hiçbir rolü hiçbir eylemi olmadığı görüntüler de görünmesine rağmen tutuklandığını görüyoruz.

Şimdi burada amaç çocuğun üstün yararı falan değil, burada amaç başından beri başarılı bulunan, halkta takdir gören o eğitim merkezi ve oradaki pozitif durum.

O nedenle bu böyle bir algı operasyonu ortaya çıktı ve bugün de bakıyorsunuz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bas bas bağırarak, açıklamalar yaparak insanların zihnini bulandırmaya çalışıyor.

Biz çocukları kullanıp siyaset yapmayız, biz hizmet üretiriz.

O MASADA NE İŞİNİZ VAR DEĞERLİ ARKADAŞLAR?

Gazze’de süren İsrail saldırılarına değinen Emre, şu ifadeleri kullandı: İsrail'in bir genişlemeci politikası var, arkasında Trump var.

Trump aynı zamanda Erdoğan'ın da arkasında ve bu üçlünün bir arada Orta Doğu'ya ilişkin kararlar aldığını uyguladığını görüyoruz.

Burada halka yöneli konuşma yapıldığında geçtiğimiz günlerde Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Sayın Ömer Çelik'in de açıklaması oldu.

Ne diyor? ‘Gazze bir emlak değildir, vatandır.

Filistin'i Filistinler yönetmektedir.’ Şimdi yönetmelidir, buraya kadar hepsi tamam değerli arkadaşlar.

Bu söze katılıyoruz.

Peki arkasında Trump'ın o vatan toprağını bir gayrimenkul olarak tarif etmesi, yeni Gazze projesinden bahsetmesi, ortada işte sözüm ona barış kurulu diye bir kurul kurulması ki bu Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan bir kurul değil.

Bu esasında Trump konseyi.

Amaç ne?

Orayı bir turizm cenneti olacak.

İşte deniz kenarında yapılar yapılacak.

Bir rant paylaşımı olacak.

Peki siz burada kalıcı koltuk arıyorsanız 1 milyar dolar para verip üye olabiliyorsunuz kalıcı olarak.

Bir abonelik sistemi var, parayı ver, koltuğu al.

Şimdi bir tarafta içeride diyorsunuz ki 'Müslüman kardeşlerimiz katlediliyor, Gazze vatandır, Filistinliler karar vermelidir'.

Öte yandan da böylesine kurulan bir masaya ortak olabiliyorsunuz.

O masada ne işiniz var değerli arkadaşlar?

Madem bir samimiyet var, işte al size samimiyet testi.

Özünde emlakçıyım diyen Trump var.

Orayı paylaşmak isteyen bir Trump var.

Buradan bir kez daha iktidara uyarıyoruz.

Siz eğer Gazze vatan diyorsanız o vatanın geleceği Birleşmiş Milletler'in çatısı altında bir organizasyonla orada çeşitli düzenlemeler yapılması lazım.

Eğer gerçekten samimiyetseniz orada mağdur olan insanların mağduriyetinin giderilmesi lazım.

Siz eğer 'Filistin'i Filistinliler yönetmelidir' diyorsanız Filistinlilerin masada olmadığı, değerli arkadaşlar Filistinliler masada yok.

Kıyı turizmi gökdelen ve yatırım fırsatı üzerinden Gazze'yi pazarlayan bir projede sizin ne işiniz var?

Eğer siz 'Gazze, Trump'ın dediği gibi emlak değil' diyorsanız orada diyor ya ben özünde emlakçıyım.

Ne zaman orayla ilişkin bir ilkeli ve tutarlı tutum takınacaksınız?

Orada bir sömürü düzeni var değerli arkadaşlar.

Türkiye'nin ihtiyacı olan barışı abonelikle satan otoriterler ligine eklemlenmek değildir.

Birleşmiş Milletler ilkeleriyle uyumlu, hesap verebilir, Filistin iradesini esas alan gerçekçi bir diplomasi ihtiyacıdır.

BU GARANTİLİ SOYGUN DÜZENİNE MUHAKKAK CUMHURİYETİ HALK PARTİSİ OLARAK SON VERECEĞİZ Ülkenin kaynaklarının yurttaşlar için kullanılmadığını söyleyen Emre, kaynakların emekliler ve işçiler için kullanılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: Bir tercih var, burada garantili soygun düzeni var.

Bakın bu alanda çok başarılı çalışmalar yapan, inceleyen sayın Genel Başkan Yardımcımız Deniz Yavuzyılmaz'ın paylaştığı tablolar var.

Hepsi belgeli, ibretlik tablolar.

Bakın Osmangazi Köprüsü, şimdi Osmangazi Köprüsü'nde diyor ki hükümet, garanti edilen araç sayısı tuttu.

Düşünüyorsunuz diyorsunuz ki yani başarı demek ki ne garanti edilmiş? 14 milyon 600 bin araç.

Geçen sayı ne? 20 milyon 732 bin.

Normalde aklınıza ne geliyor bunu söyleyince?

Diyorsunuz ki hazinenin kasasından tek kuruş çıkmaması değil mi?

Ama öyle sözleşme yapılmış ki garanti geçiş tuttuğu halde biz yani hepimizin vergileriyle 505 milyon dolar daha yani 22 milyar TL daha ilgili şirkete para ödeyeceğiz.

Niye?

Çünkü bir sözleşme yapmışlar.

Sözleşme şöyle; efendim araç başına ücret 35 dolar artı KDV.

E peki ama diyor bu tutar Amerikan tüketici fiyatları endeksi oranında her yıl artar güncellenir.

Yani bugün için bu yıl için araç başı ücret 56,5 dolar.

Yani 2 bin 430 lira.

Geçen vatandaş ne kadar ödüyor? 995 lira.

Aradaki fark ne kadar?

Bin 435 lira.

Bunu kim ödüyor?

Bunu da biz ödüyoruz.

Ya böyle bir sözleşme böyle bir düşmanlık olur mu?

İnsan kendi ülkesine, kendi yurttaşına, kendi maliyesine, hazinesine böyle bir düşmanlık yapabilir mi?

Kaldı ki o köprünün yapılan anlaşmalar 6 katından fazla maliyetiyle köprünün maliyetinin çıktığını gösteriyor.

Şimdi garanti edilen sayı tutmazsa paranın yüzde yüzünü ödüyoruz.

Bir kez daha ifade edeyim.

Garanti tutmazsa yüzde yüzünü ödüyoruz.

Garanti tuttuğu halde de yüzde 60’ını ödüyoruz.

Böyle bir sözleşmeyi değerli arkadaşlar dünyanın neresinde hangi iktidar yapmıştır?

Şimdi aynı soygun düzeni nerede var?

Şehir hastanelerinde var.

Orada da duayen gazeteci hanımefendi Çiğdem Toker'in çok güzel tahlilleri araştırması ve kitaplaştırdığı yazıları da var.

Yine delilleriyle ifade etmiş Çiğdem Hanım.

Bakın sadece 2025’te geçtiğimiz yıl itibarıyla bu senekini de söyleyeceğim. 18 şehir hastanesi için 7 şirkete 111 milyar Türk lirası para verilmiş.

Günlük 304 milyon, 18 tane hastane.

Değerli arkadaşlar, bu paralarla neler yapılmış?

Ve bunun 2018-2025 arası devlet bütçesinden şu ana kadar kira ve hizmet bedeli olarak ödenen para 13 milyar dolar. 18 hastane bakın. 13 milyar dolar şimdiye kadar.

Peki buna ne yapacağız? 10 yıl daha ödemeye devam edeceğiz.

Kaynak yok diyorlar, soygun düzeni kurarsanız kaynak yok dersiniz.

Müteahhidi öncelerseniz kaynak yok dersiniz.

Ama milyonlarca emeklinin derdiyle derman olursanız bu ülkenin kalkınmasına omuz vermiş, destek olmuş o pırıl pırıl emeklilerimizi düşünürseniz onların acılarıyla ortaklaşırsanız işte kaynağın olduğunu görürsünüz.

Para var, siz servet transferi yapıyorsunuz.

Bu garantili soygun düzenine muhakkak Cumhuriyeti Halk Partisi olarak son vereceğiz.

Anlattığımız karanlık tablo Türkiye'nin kaderi değil.

Çözümü de sadece süslü sözlerle değil bugün Cumhuriyeti Halk Partisi'nin parti programında gerek parti programında gerekse de yönettiğimiz belediyelerdeki oradaki yönetim anlayışıyla gösteriyoruz.

İlgili Sitenin Haberleri