Haber Detayı
Suriye'de SDG/DSM'nin yenilgisinin nedenleri üzerine
Murat İnce, Suriye’de ABD ve İsrail hamiliğinde kurulan yapıların çözülme sürecini ve SDG’nin yaşadığı yenilginin perde arkasını kaleme aldı.
Murat İnce Amerikan emperyalizminin Irak'ı işgalinin ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) denilen Barzanistan oluşturuldu.
Suriye'nin işgali sonrası ise PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’ye “Rojava Kürdistan’ı” kurduruldu.
İkisinin hamisi de ABD ve İsrail’di ve onların her türlü desteğiyle kukla devletçikler oluşturuldu.
Ancak bu yapılanmalar ne Kuzey Irak’ta ve ne de Kuzey Doğu Suriye’de emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı vererek kurulmadılar.
Peki, kimlere karşı?
Tabi ki Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi devletlere karşı konumlandırıldılar.
Gelinen aşamada Rojava denilen bölgede PKK/PYD’nin başını çektiği 2015’de kurulan Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) sözde cephe örgütü Halep bozgununun ardından yeni bir sürece girdi.
SDG içinde yer alan 13 örgütün şu an büyük bölümü eylemlere katılmıyor ve bazıları uzaklaştı.
Yenilgi ruhu ister istemez dağılmanın önünü açtı.
Suriye ordusunun ilerleyişi PKK/PYD ve ona doğrudan bağlı örgütlerde telaş ve korkuya neden oldu.
Demokratik Suriye Meclisi DSM (MSD) Washington Temsilcisi Sinem Muhammed: “Terörle mücadele dosyasının Şam’daki geçici hükümete devredilmesinin bölge ve dünya için büyük bir risk olduğunu, ABD Başkanı Donald Trump’a Kürtler hakkında yanlış bilgiler verildiğini söyleyen Muhammed, Bir mektup göndererek bu hataları düzeltmeye çalışacağız.
Aşırı bir talebimiz yok, ayrılık talebimiz yok, bağımsızlık istemiyoruz.
Talebimiz, Kürt haklarının Suriye anayasasında güvence altına alınması ve Rojava gibi Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özerk bir siyasi yapının tanınmasıdır" dedi.
Yanlış bilgi verildiği söylentisi gerçek değildir.
ABD'nin Suriye özel temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack PYD-YPG-SDG-DSM kısacası Suriye PKK’si hakkındaki bilgileri anında Donald Trump’a iletiyor.
Ancak Sinem Muhammed esas amacını cümlenin sonunda söylüyor: “Rojava gibi Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özerk bir siyasi yapının tanınmasıdır".
ROJAVA PKK’SİNİN YENİLGİSİ Suriye toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini istenilen düzeyde sağlayamadı ve bu yönde girişimler sürüyor.
Halep, Rakka, Deyrizor’un SDG’den alınması birlik ve bütünleşmenin ilk ciddi adımı olarak değerlendirilebilir.
Süreç henüz tamamlanmadı ve kısa sürede biteceğe de benzemiyor.
Suriye Yönetimi İsrail’in elindeki Golan Tepeleri ve Hermon Dağının geri alınması gibi meselelerle de uğraşmak zorundadır.
Rojava PKK’sinin yenilgisinin en başta gelen nedeni Suriye devlet mekanizmasının ve ordusu ile güvenlik güçlerinin, halkının ezici çoğunluğunun tüm tahribatlara rağmen dağıtılamamış olmasıdır.
Bu olgu çok önemlidir ve belirleyicidir.
Eğer, PKK/SDG karşısında güçsüz bir ordu olsaydı yenilgi bu kadar ağır olmazdı.
İkinci neden ise SDG ile birlikte hareket eden ya da sessiz kalan Arap Aşiretlerin desteği kesmesi. 2013 yılında kurulan Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi (KDSDÖY) içinde istedikleri düzenin kurulamaması ve kendi aleyhlerine işlemesi.
Fırsatın doğmasıyla birlikte SDG’yi desteklemekten vaz geçtiler, silahlarını onlara çevirdiler.
SDG’nin arta kalan silahlı güçlerinin çekilmesinde Arap Aşiretleri baskın rol oynamıştır.
Üçüncü neden; “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi” Suriye'nin enerji deposunun çoğunu elinde bulunduruyordu.
Tişrin Barajı gibi stratejik yerler Suriye'nin can damarlarını oluşturuyordu.
SDG mevcut silahlı gücüyle buraları daha fazla egemenliği altında tutamazdı.
Karşısında ki güç kendisinden kat be kat üstündü.
Ayrıca anılan bölgede Kürtler azdı ve nüfusun ezici çoğunluğunu Araplar oluşturuyordu.
Doğrudan çatışmaları göze alamazdı.
Suriye Hükümeti ’de petrol zengini bölge olmadan devletin ayakta kalmasının mümkün olamayacağını görüyordu.
Buna bir de ABD’nin ikili oynamasını ve SDG’nin istediği desteği vermemesinin etkisinin yanı sıra Türkiye’nin kararlığı da eklenince SDG’ye şimdilik yapacak başka bir şey kalmıyordu.
PYD/YPG’nin dolayısıyla SDG’nin karar alma mekanizmalarında Sabri OK benzeri Türkiye kökenli PKK’lilerin etkin olmaları da önemli etkenlerden biridir.
Suriye kökenli olmasına rağmen Cemil Bayıkların bir dediğini iki yapmayan Bahoz Erdal’ıda (Fehman Hüseyin) unutmamak gerekir!
Çok parçalı örgütün ortak iradi birliğinde çatlakların oluşması da başarısızlığın nedenlerinden biridir.
SDG’nin yenilgisinde başka bir etkende halkın giderek tepkilerini yoğunlaştırması.
Fırat’ın doğusunda insanların keyfi olarak tutuklanması, zorunlu vergiler, mafyatik ekonomik yapı ve muhaliflerin şiddet yoluyla ezilmesi, tutuklayarak eziyet edilmesi insanları örgüte karşı tavır almaya yöneltti.
Suriye Ordusunun Fırat’ın doğusuna kolayca girmesinde bu faktörler önemli rol oynadı.
Bunların yanı sıra Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın uzun yıllardır çözülemeyen ve hala vatansız olan Kürtlere yönelik vatandaşlık, dil ve kültürel hakları tanıyan açıklamaları DSG’nin pek çok söylemini boşa düşürdü.
SONUÇ YERİNE PKK’nin “Barışçıl eylemler” söylemiyle tüm Kürtlere ve destekçilerine yönelik kışkırtıcı çağrıları Türkiye, Irak, Suriye’nin “Rojava” dedikleri yerde ve yurt dışında hafta sonu kırıp dökmelerle birlikte gerçekleştirildi.
Atılan sloganlar bölücülüğü, yıkıcılığı, ayaklanmayı özendiriyordu.
Yer yer İsrail bayraklarının da taşındığı eylemler Kürtleri ayaklandırmak için kullanıldı.
Bu türden emperyalizmin işine yarayan eylemlere sözde solcular, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Türkiye’deki ABF-PSAKD gibi Alevici tacirler ile diğer destekçiler katıldılar.
Dün Irak'ta “Ne Sam Ne Saddam” sloganı atan sözde solcular bugün de “Ne Sam Ne Şam” sloganı etrafında birleşiyorlar.
ABD’nin Afganistan’dan çıkıp gitmesinin ardından TKP (ML) kurucularından Muzaffer Oruçoğlu olumlu tavır almış ve ABD’yi lanetlemişti.
Bunu Aydınlık Gazetesi’nde yazmıştık.
Bugün ise Sayın Oruçoğlu dünü unutarak şöyle yazabilmektedir: “Dönem, Türkiyeli devrimci demokratların, komünistlerin, Rojava’ya yönelik saldırıya karşı Kürt direniş hareketiyle sıkı dayanışma içinde olmaları gerektiğini emrediyor” dedi.
Emperyalizme karşı sağlam duruş alamayanlar Suriye’nin birliğini savunamazlar.
Genel anlamda Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi emperyalizmin zayıf halkası haline getirmek isteyenler ABD'nin suç ortağı olur.
ABD/İsrail haydutlarını bölgemizde ezmedikçe ne huzur gelir ve ne de ülkeler rahata kavuşur.